anlatacak hikayelerim bitmedi henüz🪻
No title available
KIROKAZE
occasionally subtle
almost home
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Origami Around

izzy's playlists!

pixel skylines
Three Goblin Art

祝日 / Permanent Vacation
Keni
Alisa U Zemlji Chuda
taylor price
will byers stan first human second
Cosimo Galluzzi

Discoholic 🪩
DEAR READER
we're not kids anymore.
RMH
wallacepolsom

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Estonia
seen from United States
seen from United States

seen from Netherlands

seen from Maldives
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from China

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from United States
@potikare
anlatacak hikayelerim bitmedi henüz🪻
hassas içerik.
en zor kısmı yazmaya geldi sıra. doğuma alındığımda 33+1deydim. o kadar psikolojim bozulmuştu ki artık o soğuk ve kalabalık ameliyathanede hala ara sıra kolumu sıkan tansiyon aletinin monitörüne kaç çıkıyor diye bakıyordum.
|27.08.25
oğlum doğdu. ne hayallerle dünyaya geleceğini beklerken göğsüme bile alamadım. yalnızca doğumuma giren hamiş doktorumun insafına kaldım ve çektiği anlık fotoğrafı gösterdi -bu an hala içimde kalan bir sızıdır- o kadar. onu küveze alıp götürdüler bense yapayalnız kaldım.
bebeğimi görmek için her gün öğlen birde yanına gidebiliyordum eşimse sadece perşembe günleri. çarşamba doğum yaptığım için tam bir buçuk gün sonra perşembe öğlen ilk kez eşimle birlikte gördük ayaz alp'i. 1940 kilo doğmuştu. çevremizde hiç prematüre doğan bir bebiş yoktu o yüzden aşırı afallamıştık. bambaşka bir şehirde son bir haftadır yaşadıklarımızı aklımız almıyordu.
eşim her sağdığımız sütü gün içinde saat kaç olursa olsun yenidoğan yoğun bakımına götürüyordu. o merdivenleri allah bilir kaç kere çıkıp inmiştir.
yine unutamadığım bir anıdır. hala doğumhane tarafındayım artık yanıma bebekleri yeni doğacak bir anne ve refakatçilerini aldılar. ailesi bir anda odanın kapısını ve odayı süslemeye başladı. tabii ben tüm birikmişliğimle zaten yanımda olamayan bebeğime ve halime çok ağladım. artık ebelerde halime acıdı da başka odaya geçirdiler.
neyse. bir haftanın sonunda artık taburcu oldum. kocaelinin misafirhanesinde kalmaya başladık. her gün yarım saat yol gidip hem süt götürüyorduk hem bebeğimi görüyordum hem de doktorundan bilgi alıyorduk. önce sarılık yaşadı mavi ışık tedavisi verdiler apnesi oldu onun geçmesini bekledik tam çıkacağız artık bir şey yok derken göz enfeksiyonu geçirdi ve bizim sürecimiz tam bir ay ayrı kalarak bitti. ayaz hala çok küçük olduğu için emme refleksi gelişmemişti ve artık bize vermeyi düşündüklerinde midesine direkt giden sondayı bırakıp biberonla beslemeye çalışıyorduk ama 30ml bile 45 dakika da zor bitiyordu. artık doktorumuz herhangi bir sağlık problemi olmadığı için anne yanına vermeyi kabul etti ve eğer iki gün boyunca kilo verdirmezsek evimize gidebileceğimizi söyledi. ilk kez gecesi gündüzüyle yan yanaydık. onu orada bırakıp gittiğim günlerde hep kalbim onunla atıyor gibiydi. artık resmen tamamlandığımı hissediyordum.
o kapının önünde doktordan güzel tek bir haber almak için bekleyen aileleri -bir yerden sonra hepimiz dost olmuştuk- düşününce hala halimize çok şükrediyorum.
hassas içerik.
yola çıkmadan ambulansta tansiyonumu ölçtüler biri 6-3 ölçtü diğeri 10-7 yola çıktık. 15 dakika geçti geçmedi hastaneden geri çağırdılar. yeniden ultrasona aldılar ve yanımdaki paramediklerin hepsini doktor bir güzel azarladı. bu tansiyonla nasıl yola çıkarsınız. 6-3 ölçtüğünüz bir hastayı nasıl götürmeye kalkarsınız 15 dakika gidiş 15 dakika dönüş anneyi de bebeği de kaybederdiniz. bunların hepsi benim yanımda konuşuluyor ve zaten günlerdir kaygı havuzunun içinde yüzen ben öylece onları dinliyorum. neyse sonunda ikinci ölçülen tansiyonumu teyitlediler, doktor hangi durumlarda en yakın sağlık merkezine gideceğimizi tek tek yine benim yanımda anlattı - plesantanın ayrılması durumunun ayrıntıları da dahil, çok korkunçtu- tekrar yola çıktık. arkamızda abim ve eşim yanımda annemle birlikte sabah saat yedi gibi kocaeli eğitim araştırmaya geldik.
orada karabüke göre o kadar nizami bir düzen vardı ki ebesinden, asistan doktoruna herkes askeri bir düzende hareket ediyordu sanki. gün hepimiz için -tüm gebeler- aynı başlıyor ultrason, nst, tansiyon ölçümüyle gün geçiyordu. karabükte ölçülen saçma tansiyonlardan da eser kalmamıştı. tansiyon cihazı hep yanımdaydı ve rutin olarak ölçülüyordu. kafama koymuştum iyi olup karabüke geri dönecektim, doğurmayacaktım. ilk günden sonrası yaklaşık bir hafta kadar hep güzel tansiyonlarla geçti asla yükselmedi artık tansiyon cihazı yoktu belirli saatlerde gelip ölçüyorlardı ve güzel çıkacak olsa da ben onların gelecekleri saatlerde panik olmaya başlıyordum o kadar.
bu sırada abim geri döndü eşim bebeğimizin karabükte alelacele yıkanan kıyafetlerini ne olur ne olmaz diye arabada kuruttu ve o haftayı arabada uyuyarak geçirdi. ne kadar kalacağımız belli değildi geri dönme ihtimalimiz vardı ve kocaelinde yaşayanlar bilir hastane dağın başında, birçok markete ve eczaneye yürüyerek gitmek epey vakit alıyor. o yüzden hastaneden ayrılamadı.
bir haftanın sonunda artık tansiyonlarımın hiç artmadığını gördükleri için beni başka bir odaya alıp yarın bir aksilik olmazsa göndereceklerini söylediler tüm ailem bizim ertesi gün döneceğimizi düşünüyordu. valizlerimizi toplamıştık akşam altıdaki tansiyonum da güzel çıkmıştı ama ne olduysa akşam ondaki tansiyonum yüksek çıktı. bana göstermedikleri için kaç çıktığını bilmiyorum gösterdiklerinde yüksek çıktığını gördüğüm an bebeği alacaklar korkusundan daha da yükseliyordu öyle dururken hiçbir şey hissetmiyorken -çarpıntı ya da baş ağrısı- hemşire dinlen 15 dakika sonra yeniden ölçelim dedi.
yine geldiklerinde hala hiçbir şey hissetmiyordum ama gittikçe yükseldiğini gözlerinden anlıyordum ve tabii ki verdikleri ilaçlardan. tansiyonum düşsün diye verdikleri ilaç da artık düşürmüyor ve bir tane daha veriyorlardı. yaklaşık iki saat sonrasında tansiyonum düşmüştü o ara nstye de bağlanmıştım bebeğim içerde hiç olmadığı kadar fazla tekmeliyordu. artık beynim zonkluyor midem de ağrıyordu. doktor odaya geçtiğimde gebelik zehirlenmesi yaşadığımı ve hemen bebeği alması gerektiğini söyledi. tabii ben artık kendimi salıp hüngür hüngür ağlamaya başladım eşimi görmek istediğimi söyledim. onlarda sağ olsun hemen gelsin seni giydirene kadar dediler eşim koşa koşa gelmeye çalıştı onlar ameliyata almaya çalıştılar tam bir kaostu. sonunda 10 saniye de olsa gördüm elimi öptü ve ameliyata girdim.
hassas içerik.
üç ay önce hayatımın en zor aynı zamanda da en kıymetli bekleyişini yaşayacağımdan bir haber iki ayağımda davul gibi şişmiş bir halde gebe okuluna gittim. güya rahat bir doğum olması için eğitim alacağım. üstüne bir de eğitimi tamamlayınca eşimle birlikte olan son derse gideceğim güya.
eğitimde tansiyondan bahsedilince bir haftadır kontrol ettiğim tansiyonumun ne kadar ciddi olduğunu anladım ve ilk molada ebenin yanına gittim. tansiyona baktık yüksek. acile gönderdiler yine yüksek. 32 haftamda daha hiç nstye bağlanmamışken bu sayede nstye bağlandım. nst sonrası tansiyon ölçümü tak birden düşük tansiyon. sonrası zaten kırk günden fazla sürecek bir süreç.
ilk olarak karabük araştırmaya yatışımı yaptılar. doktor zaten sallantıda olan psikolojimi "buraya beynine pıhtı atmış olarak da gelebilirdin" diyerek tamamen çökertti. akşamına gelen nöbetçi doktorsa karabükte bebek için 3. seviye yoğun bakım olduğunu ama doktorun izinli ve gelip gelmemenin onun insiyatifinde olduğunu söyledi. ya ben bu çocuğu alacağım ya da 112ye haber vereceğim artık yakın çevredeki illerde hangi hastane kabul ederse oraya sevkin yapılacak dedi. daha bebeğimin hiçbir kıyafeti yıkanmamışken, doğum çantasından eser bile yokken annem ve eşimle sevk için haber bekledik. neyse ki gecenin ikisinde kocaeliden haber geldi.
son zamanlarda🪶
|28.04.2024
hayatın, en sevdiğim çiçek emojisini bahçemizden topladığım evresi🪻
bu sıralar konfor alanım evimde örgümü örerken jet sosyete izlemek.
tebessüm hanım evimizin gardiyanı. beşinci kattaki abla ve dokuzuncu kattaki biz besliyoruz onu. her gün bana günaydın der, mamasını yer, asansöre benimle birlikte biner ve gece de paspasımıza yatıp böyle masaj ister.
demek ki dünyada mümkün olduğunca yaşatmaya bakmak gerek.
tanıştırayım: tebessüm. kuraldır, maması biterse biri gidip alır. az önce yine aynı durumda biten mamasını alan annem eve girerken söz vermiştim bak getirdim mamanı diye konuşuyordu hanımefendiyle. eve alınmasına müsaade etmese de 9. kat koridorunda misler gibi yaşatıyoruz.
|30.01.24
beş seneden fazladır çok güzel yaşattık onu ama şimdi paspasımızda ölmüş bulduk. çok çok üzgünüm.
aralık.
dolu dolu. iyi ki doğdun annecim!
günaydın⛅️💌
sonunda 🫠🫶🏻
|23.11.23
birkaç saat ders çalışıp uyuyacağım çünkü yarın hem karabüke hem de çok istediğim bir filme gidiyoruz! 🥳
|19.11.23
tam bi' kış insanı olduğum için tüm işlerimi bırakıp gün boyu cam kenarında oturduğum doğru ❄️☃️
|06.11.23
bakın size ne anlatacağım. babam yıllar önce merkezdeki dükkanımıza ek olarak benim evlendiğim ilçeye dükkan açmış yalnızca pazartesi günleri açıyordu bu dükkanı. hem buranın pazarları pazartesi günleri oluyor hem de iş yapıyor diye. yaklaşık yirmi yıl sonra biz tanıştık ve artık işler ciddileştiğinde babam gözleri dolu dolu "orayı senin için açmışım demekki" demişti. şimdi her pazartesi ona sıcacık yemek yapıp götürüyorum ama bu olayın güzelliğini hala aşamıyorum.
nikahımızda bize bir bayrak vermişlerdi, gereği yapıldı ♥️
|23.10.23
ilçemizin pazar günü.. artık hangi amcanın taze fasulyesi güzel, kimden almalıyım'ı seçebiliyorum🥬🥦🥕🌽🫛🍏