noise dept.
No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available

PR's Tumblrdome

tannertan36
Today's Document
Misplaced Lens Cap

No title available
AnasAbdin
trying on a metaphor
Xuebing Du
tumblr dot com
Cosimo Galluzzi

shark vs the universe
No title available

Origami Around
Jules of Nature

#extradirty
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

seen from Italy

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Argentina
seen from India

seen from Azerbaijan
seen from Brazil

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@sallandikdiyorum
Sevgi Deneyi (Lütfen Evde Deneyiniz)
1 Aralık
iki plastik bardak. iki parmak kalınlığında pirinç ve su. İki bardağın karışmaması için üzerleri işaretli.
5 Aralık
Yavaş yavaş renk farklılığı oluşuyor. Biri sarıya dönerken, diğeri çirkin, koyu bir renge yol alıyor. Kokuda da bir farklılık oluşmaya başlıyor.
15 Aralık
Renk farklılığı iyice ortaya çıkıyor. Kokular tamamen farklı. İlk bardakta hafif ekşimsi, olgunlaşmış, hoş bir koku var. Diğeri abartısız, kapının önünde aylarca atılmayı beklemiş mutfak çöpü gibi kokuyor.
Renkler iyice koyulaştı. Sarı renge dönmüş bardakta suyun üzerinde bir tabaka oluştu. Diğerinin kokusu felaket bir hale dönüştü ve su yüzeyinde bir değişiklik görünmedi.
Ve 27 Aralık, yani bugün sardığım streçleri çıkardım, pirinçlerin durumuna baktım. Birinci bardaktaki pirinçler iyice kırık bir haldeydi ve rengi bembeyazdı. Suyun renginin koyu olduğu bardakta ise pirinçlerin koyulaşmasının yanı sıra aralarında vıcık vıcık yapışkan, sümük benzeri, uzayan pis bir şey oluşmuştu.
Gelelim sadede. Neden? Nasıl?
Bir Tedx konuşmasını izledikten sonra uygulamak istediğim bu deney daha önce binlerce kez denenmiş ve aynı sonuçlara ulaşılmış. İnternette onlarca videosu var. Yapmanız gereken tek şey bardağın birindeki suya, 20-30 gün boyunca her gün güzel şeyler söylemek (teşekkür ederim, seni çok seviyorum, sen değerlisin, özelsin…), diğerine ise her gün kötü şeyler (sen aptalsın, değersizsin, sadece kötü şeyleri hak ediyorsun, allah da senin belanı versin inşallah e mi).
Sonra günler içinde suyun söylediklerinize nasıl farklı tepki verdiğini göreceksiniz. Bu deney sonucunda aklıma büyüklerin “Derdini suya anlat, sıkıntını alıp götürsün” demeleri geldi ilk olarak.
Sonra da şunu düşündüm, inanmayarak söylediğimiz nefret söylemleri bir bardak suyu bile çirkinleştirebiliyorsa, bu denli berbat kokmasını sağlayabiliyorsa, ya kendimize söylediklerimiz? Fark etmeden kendi bedenimize yaşattıklarımız? Kendimizi her aşağıladığımızda, değersiz hissettiğimizde ve bunu dile getirdiğimizde kendimize ne yapıyoruz acaba?
Ya da tam tersi, sevgi. Gerçekten hayattaki en büyü güç. En etkili şey. Sevilen çiçek mevsimi olmasa bile açıyorsa, sevilen su güzelleşiyorsa bu denli, kendimizi gerçekten severek ne mucizeler yaşayabiliriz kim bilir.
sevelim.
çünkü
sevgi dönüştürür.
Her Türk Asker doğar!
ruh halimsin hüseyin
Bunca merhametsizliğin içinde merhameti kaybetmemek..
ive said it before and ill say it again
yehaw
adam, eşine arabaların ne kadar yaktığını anlatıyor, kadın da gülümseyerek dinliyor. sevda çok tuhaf bir şey
Millet sevgilisini felan özlüyo ben bitirdiğim yabancı dizileri özlüyorum ya
Bir gün bir yetimhaneye bir kız çocuğu bırakılır. Yetimhanedekiler bu çocuğa Jane adını verirler ve büyütürler. Jane, bir gün okulda Jim adlı bir adamla tanışır, aşık olurlar; fakat sonra tartışır ve ayrılırlar, ancak Jane hamiledir. Çocuğu doğurur ancak aynı akşam birisi hastaneye girip çocuğu çalar. Jane ise çok hastalanır ve tek çare olarak doktor, Jane'i kurtarmak için onu bütünüyle erkeğe çeviren bir operasyon yapar. Jane, Jim adını alır. Bir gün barda birisiyle kavgaya girişir ve dayak yer, barmen yanına gelir ve der ki, "Bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?". Jim geçmişe gider ve orada Jane adlı bir kızla tanışır, aşık olur ama sonra ayrılırlar. Bir gün Jane' in bebeği olduğunu öğrenir, gizlice gidip hastaneden çocuğu çalar ve zaman makinesiyle daha da geçmişe giderek onu bir yetimhaneye bırakır. Daha sonra zaman geçer ve birkaç iş değiştirdikten sonra barmen olur. Bir gün dayak yiyen Jim ile karşılaşır ve yanında gidip der ki: 'Bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?"
Hunharca gülüyorum aq ahahaha
Beyin yoksunları ya ısdjgofdjgoısdfg
her gördüğümde kahkaha atıp rbliyorum amk qwerlkqwekşelşqwrlşqwekşqrwkşkş
mario kendi tuzağına düştü lkhjgjhdlkjdj
Ya amk mario dmdjsjshsjshzjsnjsbzjznzjzn
dkddksksksısıdkflcofkdkvlsş şdldldşxidilvzşf
Ya abi sndmmdkjdkdkkdsk
En üstte yahudi, altında bir hristiyan ve en altta bir müslümanın olduğu ispanya'nın madrid şehrinde bulunan bir heykel… Heykeli eleştiren bir yahudi'den eleştirinin sebebini sormuşlar: “Bu heykeli neden beğenmiyorsunuz? Oysa ki yahudi en yukarıda”
Bu soruya karşı eleştirmenden şöyle cevap gelir:
“Evet doğru fakat müslüman ayağa kalkarsa hepsi devrilecek”
Bir hocamız anlatıyor:
“X kentinde normal bi mahallede otururduk. 1980'ler falan işte. Küçüğüm tabii en fazla 7-8 yaşlarında. Bi gün annem babam geldi dedi ki kardeşin olucak. Nasıl sevindim, abi olucam ya. Çıkarıcam kardeşimi gezicem, top oynuycaz onunla, fitil patlaticaz belki. Şansıma kardeşim de erkek oldu. 8 yaş büyüğüm ondan, abisiyim! O kadar da seviyorum ki kardeşimi; hep sarılmak, sarmalamak, öpmek istiyorum. O yüzden bi oyun uydurdum, ben koltuğa oturup “Üstümüze karlar yağıyo” diye bağırınca o da sözde yağan kardan, soğuktan korunmak için benim kollarıma atardı kendini. Öyle sarılıp dururduk. Sonra bidaha, bidaha.
Lise yıllarım geldi, ben değiştim. ‘Ağır Abi'yi oynamaya çalıştım hep. İçimde yine o sevgi dolu insan vardı, ama ben hep bastırdım onu. Mahalle çocuklarına ayak uydurmak için, ağalık taslardım. Ne dövmediğim yüz kaldı, ne içmediğim zıkkım kaldı. Dokundurtmazdım kendime, sevdirmezdim anneme falan. O ne lan öyle, erkek adam sevilirmiymiş. Tabi bu 6 yıl sürdü- ağır abi olunca okulu falan da saldık, sınıfta kala kala- böyle, kardeşimle de aram açıldı. 6 yılın sonunda kazandım üniversiteyi. İlk sene 0.6 puanla kaçırdım. Koydu bu bana bi güzel, 2. Sene girdim ama. Liseyi sondan 2. bitirdim, Universiteyi baştan 3. Universiteyi kazanmışım işte, otogardayız ailecek; annem, babam, kardeşim. İlk defa ailemden ayrılıcam. Gidiceğim yer de bayaa bi uzak. Ama ben hala ağır abiyim. Annemle vedalaştık, babamla vedalaştık. Sıra geldi kardeşime. İçim gidiyo sarılayım, öpeyim. Nasıl seviyorum. Ama raconu bozmak olmaz ya işte uzattım elimi, kafa tokuşturduk. Gözlerimin içine bakıyo, ama bişey de diyemedim. Bindim otobüse.
1 saat geçti geçmedi, mesaj geldi telefonuma. Kardeşimden.
“Üstümüze karlar yağsın.”