“Yanımdayken bile eksik hissettiren o mesafe… en çok da elini tutarken anladım; bazı vedalar, hâlâ sımsıkı sarılırken başlarmış.”

EXPECTATIONS
art blog(derogatory)

oozey mess
almost home

#extradirty
Xuebing Du
Lint Roller? I Barely Know Her
Monterey Bay Aquarium
d e v o n

shark vs the universe

tannertan36
𓃗

Jar Jar Binks Fan Club

pixel skylines

No title available

No title available

Andulka
Cosmic Funnies
NASA
No title available
seen from United States
seen from Brazil
seen from United Kingdom
seen from Vietnam

seen from Indonesia
seen from United States

seen from Honduras
seen from Colombia
seen from United States
seen from Brazil
seen from Chile

seen from Chile
seen from United States
seen from United States

seen from Albania
seen from United States
seen from South Africa
seen from United States
seen from Netherlands

seen from Germany
@sankikalbiiyok
“Yanımdayken bile eksik hissettiren o mesafe… en çok da elini tutarken anladım; bazı vedalar, hâlâ sımsıkı sarılırken başlarmış.”
seni ölecekmiş gibi sevdim, sonra ölmüşsün gibi unuttum. canın sağ olsun ama canın bir daha canıma değmesin.
"Büyüdüğün evde dağılmışsan, yaşadığın hiçbir yerde toparlanamazsın."
“Her şeye meydan okurum;
ama seni kaybetmek, boyun eğdiğim tek sondur.”
Bir geceye göm beni; yıldızlar üzerimi örtsün, dualar toprağıma karışsın.
Bir susuş bıraktım ardımda; ne tamamen ölüm, ne tamamen yaşamak.
Dua ettim; sesimle değil, kırılmış yanlarımla.
Gözlerimi toprağa eğdim, gökyüzü seninle doldu; biri susarsa, diğeri ağlamayı öğreniyor.
Anne, tabutuma bir kırık dua koy; yarısı gökyüzünde kalsın, yarısı içimde çürüsün.
İG @solgunbirhikaye
Hiç olmamış bir hayat
O sessiz, loş ve bir o kadar da sıcak dünyaya, aniden bir soğukluk sızmaya başlamıştı. Dokuz haftalık bir hayattım ben. İçerideki dünya, bana ait olan bir evrendi. Parmaklarım yeni belirmiş, kalp atışlarım düzenli bir ritimle, annemin nefesiyle senkronize bir dans ediyordu. Burası, dışarıdaki gürültüden ve karmaşadan uzak, annemin kalp atışının güvenli melodisiyle döşeli bir yuvaydı. Varlığım, onun sıcaklığından ve kanından besleniyor, her saniye biraz daha şekilleniyordum. Ne annemin yüzünü görmüştüm ne de dışarıdaki dünyayı biliyordum, ama biliyordum ki bu sıcaklık, yaşamın ta kendisiydi. Ta ki o soğuk, metalik sesin, huzurlu okyanusumun derinliklerine sızmaya başladığı o korkunç ana kadar...
Annemin bedeni gerilmişti. Normalde hissettiğim o yumuşak dalgalanmaların, sanki bir hamakta salınır gibi beni uyutan o ninnilerin yerini, şimdi sert ve keskin bir hareket almıştı. Sanki bir okyanus fırtınası, dibe demirlemiş gemimi sarsıyor, beni bilinmez bir kıyıya savurmaya hazırlanıyordu. Duyduğum sesler de garipti. Annemin kalbi, normalde huzurlu bir melodi çalarken, şimdi panik içinde, bir alarm zili gibi vuruyordu. Dışarıdan, o loşluğa sızan ince bir ışık, annemin karnının üzerinde bir gölge oluşturuyordu. Bu gölge, sadece bir ışıktan ibaret değildi; bu, beni bulmaya gelen bir tehdidin, yok oluşun habercisiydi.
Birden, tanıdık o sıcaklığın içinde keskin bir acı hissettim. Bu, bedenimden bir parçanın, zorla, benden koparılmaya çalışıldığını gösteriyordu. Bu bir sesti, evet. Ama aynı zamanda bir dokunuştu. Soğuk, yabancı ve can yakıcı bir dokunuş. Bu dokunuş, benim minik bedenimden, tutunmaya çalıştığım o hayattan beni koparmaya çalışıyordu. Tüm gücümle, o tutunduğum yerdeki küçücük tırnaklarımla direnmeye çalıştım. Bedenimin her zerresi, “Hayır!” diye haykırıyordu. Oysa ben, dışarıya sesini duyuramayan dokuz haftalık bir sessizliktim. Benim dünyamda yankılanan bu çığlıklar, dışarıda bir sinek vızıltısı gibi duyulmuyordu bile.
O soğuk, metalik ve can yakan dokunuş, dünyamın merkezine doğru ilerlemeye başladı. Huzurlu ve güvenli okyanusum, bir anda volkanik bir lav nehrine dönüşmüştü. O an, hissettiğim ilk şey bir kopuştu. Sanki bir deprem, benim küçük dünyamın bir köşesini sarsıp, benden ayırmaya çalışıyordu. İlk kopan, elimdi. Henüz bir tomurcuk kadar minik olan parmaklarım, annemin parmaklarını tutma hayaliyle yanıp tutuşurken, o hayal benden çalındı. Kopan sadece bir uzuv değildi; annemin elini tutarak yürüyeceğim, sevdiklerime sarılacağım, bir çiçeğe dokunacağım tüm geleceklerimdi. O minik elin kopuşuyla, dünyamın dokunma duyusu, sonsuza dek sessizliğe büründü. Gelecek, artık boş bir dokunuştu.
Sonra bir yankı, bir gürültü duydum. Sanki dev bir makas, bir kağıdı kesiyordu. Ama kesilen bir kağıt değildi; benim minik bedenimdi. Kopan, bir bacak parçasıydı. O ilk adımı atmaya hevesli, koşmayı, dans etmeyi düşleyen minicik bacağım, benden ayrılıyordu. Bu kopuşla birlikte, yürümeyi öğreneceğim ilk adımlar, koşacağım parklar, annemin kollarında sallanacağım tüm anılarım, bir girdabın içinde kayboldu. Kanım, o huzurlu okyanusta bir girdap oluşturuyordu. Her bir kopuş, her bir parça, bana yaşama tutunmam için verilen gücü çekip alıyordu. İçimde, o küçücük kalbim, bir alarm zili gibi çalıyordu. "Tutun!" diye haykırıyordu her atışında. Ama ben neye tutunabilirdim ki? Dünyamın duvarları yıkılıyordu ve o yıkıntının içinde, ben, bir hiçliğe doğru sürükleniyordum.
En korkuncu ise, bu acının yavaş yavaş ve sistematik bir şekilde ilerlemesiydi. Her an, bir sonraki parçanın ne zaman kopacağını bekliyordum. Bir an soluklanıp, bir sonraki hamle için beklemiyordu o metalik soğukluk. Sadece yavaşça, parça parça ve vicdansızca, beni benden alıyordu. Bedenimin her zerresi, birer birer benden uzaklaşırken, benden geriye kalan, sadece bir parça et değil, bir hayaldi. O sıcak dünyadan geriye kalan tek şey, bir fısıltıydı artık: annemin vicdan azabı ve benim sessiz çığlığım. Bu fısıltı, tüm acıma rağmen içimde kalan son umuttu. Annemin pişmanlığı, bana yeni bir tutunma dalı olabilirdi. Belki de bir mucize, bu karanlık denizden beni çekip alırdı. Bu acı ve umutsuzlukla birlikte, içimde bir yerlerde, küçücük bir ışık hâlâ yanıyordu.
Ve o ışık, soluk bir nefes gibi titremeye başladı. Son kalan parçam, o küçücük kalbimin attığı son vuruştu. Sanki bir şafak değil, bir gece yarısıydı. Okyanusumun suları tamamen çekilmiş, yerini kanlı bir çöle bırakmıştı. Benden geriye kalan son şey, hayata tutunmaya çalışan o kalp atışlarıydı. Ama onlar da, yorgun bir kuşun kanadı gibi yavaşladı ve durdu. Artık ne acı hissediyordum, ne de umut. Sadece sonsuz bir boşluk ve soğukluk...
O an, dışarıdan gelen bir ses, bir konuşma, bir telaş duydum. Sonra bir hareket hissettim. Küçücük, cansız bedenim, bir tıp aletinin ucunda, bir paçavra gibi çekilip bir plastik torbanın içine atıldı. O sıcak okyanusumun yerini, buruşan bir naylonun hışırtısı almıştı. Annemin kalbinden, bir çöp yığınının üzerine atılmıştım.
Bir zamanlar benim olacak olan hayallerin, yürüyeceğim yolların ve tutacağım ellerin sessizliğinde, bir hiçlik oldum. Son düşüncem, bir çiçeğe dokunmaktı belki de... Bir annenin gülüşüne... Ama o rüzgar, o soğuk rüzgar, tüm bunları benden alıp götürmüştü. Gerçekleşmeyen bir hayatın son fısıltısı, o çöp yığınının soğukluğunda eriyip kayboldu.
BİLGİLENDİRME !!!
📚 Kalbimden dökülen kelimeler nihayet bir bütün oldu…
Aylarca yıllarca süren emeğin ardından kitabım tamamlandı.
Artık geriye sadece yayınevinin onu sizlerle buluşturması kaldı.
Çok yakında, birlikte yeni bir yolculuğa çıkacağız. ✨
“Bazen insan en karanlıkta kaybolur, sonra sessizliğin içinde yeniden doğar. Acıdan geçerken kendini bulur; eksilerek değil, yanarak tamamlanır.
"Bir adamın içsel çöküşünü ve kayıp kimliğini anlatan bu hikaye, ihanetin en karanlık anında bile yeniden var olmanın imkansız görünen yolculuğunu aydınlatıyor. Çünkü her şeyin bittiği yerde, aslında her şey yeniden başlar."
Çok yakında sizlerle
#SOLGUNbiryokluğungölgesi
⸻
“Sessizlikle konuşmayı orada öğrendim; kimse duymadı ama her şey söylendi.”
"Sormaya korktum. Cevabı duyarsam kabul etmem gerekirdi. Biraz daha kendimi kandırmak istedim. 'Geçer, yorgundur,' dedim."
🌫️ “Kimse beni dinlememişti çocukken. Gözlerimde taşıdığım yağmuru, suskunluğuma sakladığım çığlığı görmemişlerdi. Ama ben hep duydum kendimi. Sessizdim belki, ama hiçbir zaman susturulmadım. Çünkü içimde büyüyen ses, dünyadan daha yüksek yankılanıyordu.”
“Şimdi düşünüyorum da, giderken beni de almışsin..”
“Bazen insan, en karanlık gecenin içinde kaybolmadan sabahı göremez. İçindeki enkazdan yeniden doğmak, önce tamamen yıkılmayı gerektirir.”
“Kimse fark etmedi…
O gülümserken bile yavaş yavaş siliniyordu. Bir adam vardı bir zamanlar; şimdi sadece sessizliğin içinde yankılanan bir gölge kaldı ondan.”