birtanem. kambur duran sırtından, mahcup bakan gözlerinden, kimsenin dönüp sarılmadığı çocukluğundan öperim.
The Stonewall Inn
The Bowery Presents
No title available

blake kathryn
Interview Vampire Daily
Cosmic Funnies
tumblr dot com
$LAYYYTER
RMH
No title available
KIROKAZE

No title available
Keni

@theartofmadeline
taylor price

gracie abrams

tannertan36

Discoholic 🪩
cherry valley forever

Origami Around

seen from Vietnam

seen from South Africa

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Vietnam

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@scream-c
birtanem. kambur duran sırtından, mahcup bakan gözlerinden, kimsenin dönüp sarılmadığı çocukluğundan öperim.
algılarım kapalı. benliğim yitik. neyi sevip sevmediğimi hâlâ bilmiyorum. en sevdiğim rengi unuttum. en sevdiğim şarkıyı bulduktan sonra bir daha dinlemedim. en sevdiğim çiçeğin mezarıma dikilmesini vasiyet ettim. adını dâhi bilmediğim şarkılar dinliyorum. kâbuslarla yatıp kâbuslarla kalkıyorum. uykularım da benim gibi bölünüyor. fiziksel acıları hissedemiyorum. bulantılarımdan kurtulamıyorum. ne yaptığımı inan hiç fark edemiyorum. yoruluyorum. beş kat merdiven çıkmış gibi değil üstelik suyun altında kilometrelerce koşmuş gibi. susuyorum. hiç konuşmamış gibi. duymuyorlar beni. duymasınlar zaten. soluyorum. çiçekler gibi değil üstelik bir fotoğraf gibi. usulca. fark ettirmeden. renksiz oluncaya dek soluyorum. kaçıyorum. neyden kaçtığımı bilmeden, bacaklarımda kımıldayacak güç kalmayıncaya dek. bitiyorum. cebimdeki para gibi değil üstelik içi görünmeyen bir kalemin mürekkebi gibi. ansızın. hissettirmeden. kayboluyorum. mahvoluyorum. bitiyorum. bittim.
Artık kendimle barıştım Troya, ama hala uyuyamıyorum.
her gün kendini yine sevdirir sonra beni yine öldürürdün. bana kalpsiz diyorlar, seni hiç tanımadılar.
vursun, zaten kanıyor. kalbim katilini tanıyor. o yollar bir beni yoruyor, yorsun.
dizlerine yatayım, şu dünyanın kahrını çektiğime değsin artık.
bekliyorum, neyi beklediğimi bilmeden
yaşamak ağrısı, bak tam şuramda.
seni özlediğimi düşündükçe, gücünü yitirmiş bir derebeyi gibi yalnız hissediyorum kendimi. sessizleşiyorum. oysa konuşmayı nasıl da sevdiğimi bilirsin. gece, en güzel uyku şarkılarını söylerken bile, susamazdım. bilsen biraz sese nasıl da ihtiyacım var. sadece biraz ses. taşıyamıyorum bu yalnızlığı, oysa nasıl da çoğul yaşıyordum seninle her şeyi. şimdi çıkıp gelsen, işte buradayım, desen. kendimi iyi hissetmem için sadece gülümsemen bile yeter. yalnız ruhların kalıplarına sıkışmış sözler yazmak istemiyorum. yedi cehennem, sekiz cennet olduğunu biliyorum. bu yüzden, sırf bu yüzden seni bekliyorum. yoruldum artık. sözlerimi ayıklayıp, onlarla çoğalmak istiyorum. gel artık, yalnızlığı sevmiyorum.
olmuş ve olacak her şeyi reddedip göğsünde uyumayı bir ben diledim.
yangından kalan ne varsa, adını bahar koyup sevdirdiler bana.
bilmem fark eder misin ama içimde garip bir yorgunluk taşırım ben. öyle büyük fırtınalar görmüş bir gemi değilim aslında; lakin ufak dalgalar üst üste vurdukça, insanın içi de usul usul yoruluyormuş. bazen suskunluğumu yanlış anlarlar. sanırlar ki gönlüm rahattır. hâlbuki bilmezler… içimde eski bir hanın avlusu gibi yankılanan hatıralar var. her köşesinde yarım kalmış bir kelâm, söylenememiş bir sitem durur. sana itiraf edeyim: ne bu dünyaya küsmüş biriyim, ne de ona tam alışabilmiş. biraz kenarda kalmış gibiyim sadece… sanki herkes yolunu bulmuş da ben hâlâ içimdeki haritayı okumaya çalışan bir yolcu gibi. velhâsıl, bana sorarsan, insanın en ağır yükü başkasına anlatamadığı değil, anlatmaya niyet edip de kelimeleri yüreğinde bıraktığı dertlermiş.
mevcut her savaşın ortasında beni kahve içerken görebilirsiniz
anlasana, dargınım ama mahkumum sana
zırıl zırıl ağlarken vazgeçemiyorsun da böyle koltukta otururken birden içine kor düşüyor kaçar gibi vazgeçiyorsun.
sabaha karşı oturdum yatakta ağladım. canım ne kadar yanmıştı da böyle oldum, bilemedim.
bugün kendimi affedemeyecek kadar çok ağladım.
ne yapsam olmadı diyorum kendime. aydınlıkken uykuya kapattığım gözlerimi karanlığa açıyorum. balkon kapısı açık, telefonum hiç çalmamış. kimse yok, sessizliğin sesi rahatsız edici. kafamda asla susmayan şarkılara ayak sesim eşlik ediyor. bu banyonun fayansı hep mi soğuktu. ne zamandır kahve fincanları yıkanmıyordu. bu koltukta mı sigaramı yakıyordum. kendimi mi yakıyordum. ne yaptın diyorum. bak burası ev, burada kendimle konuşurken, sanki ona anlatırmış gibi beklediğim onca ayı yılı duydu mu sanıyordum. hiçbir şey yapmadım olmadı diyorum kendime. yine kendimi yakıyorum. ve evet hep bu koltukta.