Bazen bana yardım eden bazen de karşı çıkan kendi ruhumdan daha zor bir şeyle hiç uğraşmadım.
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
official daine visual archive
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
🪼
YOU ARE THE REASON
ojovivo

if i look back, i am lost
Misplaced Lens Cap

gracie abrams
Cosimo Galluzzi

ellievsbear
The Stonewall Inn

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Show & Tell
noise dept.
Jules of Nature
Keni
Fai_Ryy
tumblr dot com

seen from United States
seen from Bangladesh
seen from Colombia
seen from Uruguay

seen from Türkiye
seen from France
seen from Colombia
seen from United States

seen from Colombia
seen from Japan
seen from Thailand

seen from Denmark

seen from Canada
seen from Colombia

seen from Canada

seen from New Zealand
seen from Argentina
seen from United States

seen from United States
seen from Canada
@selyar
Bazen bana yardım eden bazen de karşı çıkan kendi ruhumdan daha zor bir şeyle hiç uğraşmadım.
Birini mutlu etmenin, başka birini üzmek demek olduğu dikenli bir yolda yürüyorum…
Bağırıyordum. İki elim de göğsümdeydi. Sanki bir şey söküp atmak istiyordum göğsümden.
İç çöküş
Yıllarca izlediğimiz kadın cinayetlerinde kadının nasıl yıllarca o sonu görüp kendini kurtaramayışına şaşar kalırdım. Bigün onları bu kadar iyi anlayacağımı bilmeden. O gün bugün..
birbirimizin kalbi ötekinde acı şu farkla yaşıyoruz aynı kaderi: sen, yaralarını gösteriyorsun kimliğini sorduklarında; ben, kimliğimi gösteriyorum utancım sorulduğunda..
ben susarım
da hayat gelir sırnaşır.
bir ömrü sensiz yürürken,
kir bulaşır, düş dalaşır.
artık kim, sana nasıl ulaşır?
öyle bir serüven ki hayat,
karanlıkta polyanna’lar, ışıklarda palyaçolar dolaşır…
Gönül yorgunluğu ne, biliyor musun?
Kendinden soğuyorsun. Sözünden soğuyorsun. Geçmişinden soğuyorsun. İnandıklarından soğuyorsun.
İçine bile bakmıyorsun artık. Dünya, inandığın o yitik cennet değil.
Durup dururken inciniyorsun. Kötü söz gerekmiyor bunun için. Sana söylenmesi de gerekmiyor sözün. Tam kirpiklerinin ucunda bir yarım ay, dudaklarında boyalı bir söz… bir kırıcı gülüş yetiyor kapanman için. Saygısız ses, kibirli gövde, tüküren gözler… kalabalık, tanrısından büyük! İskeletine kadar çekiliyorsun. Birisine bir söz söyleyeceksin; sessizlik boğucu; şu uzun ayrılığa bir özür, bir sitem…
kırk cümle kuruyorsun, ağzını açmadan vazgeçiyorsun.
İncinme değil bu, insana olan inancını yitirme. Yaranı evde bırakıp çıkıyorsun sokağa. Öyle bir uzaklık ki, şikayetin sularını çoktan geçtin. Hiçbir şeye öfke duymuyorsun. İnsan boylu boyunca bir hastalık. İnsan korku. İnsan yıkım. İhtiraslarının külü insan. İnanmıyorsun artık. Anlamamak değil, inanmıyorsun! Can sıkıntısı değil, inanmıyorsun! Yaşamak korkusu değil, inanmıyorsun!
“seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın.”
meçhul bir mezar taşı gibiyim
ağırım bu aralar
çok ağrım var ağırlığım kadar
sırattan gün batımı çalıyorum
çabalıyorum
kıldan ince kılıçtan keskin sözlerim
bir müddet ara veriyorum
ciğerlerimi doldurup döneceğim .
Yoksa kavuşmalar mahşere mi kaldı?
Nasılsa beni senden soracak
hiç kimsemiz yok...
Nasılsa beni yolcu etmen için
hazırdır nedenlerin ...
..
Merak etme beni;
nasılsan öyledir hâlim..
napayım şimdi ben bu koca kenti taşları, kuşları, evine çıkan yokuşu, yüzüme işlediğin o gülüşü. gittiğinden beri içim kurumuş bir ağaç gövdesi evet, dışardan az biraz insanım içerden mezarımın ta kendisi
bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış. tebessümü yüzüme çok görüyor matemim güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.
Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.
(via wehuzunngeldi)
Kendi sınırların seni çarmıha geriyor. Körü körüne yaptığın seçimler değiştirilemiyor; bu saatten sonra geri alınamıyor. Fırsatın vardı; kullanmadın. Ilk günahın çamuruna batmış, kendi sınırlarında debelenip duruyorsun. Çıkıp bir yürüyüş yapmaya bile karar veremiyorsun: Bu bir kaçış mı yoksa bütün gün odana kapanip kalmak yerine ferahlatıcı bir deva mı emin olamıyorsun. Hayattan aldığın bütün zevkleri yitirdin. Önünde çıkmaz sokaklar bir bir dizilmiş. Hem kasten hem çaresizce yaratıcı hayata tutunduğun ipleri kesiyorsun.
Sen oyun diye seyrediyorsun, ben ateşin içindeyim. Yanımdayken minnettarım sana, mestim. Sonra, sonra derin bir kör kuyuya yuvarlanıyorum. Kâinat ve hayat bitiyor. Bazen tek kelime, sesinde ufak bir titreyiş önümde öyle bir uçurum açıyor ki!
Vay benim alın yazım...