Uşak Jean Julie’nin çizmelerini öptükten birkaç sahne sonra, itaat etmenin intikamını ispinoz kuşunun boğazını keserek alıyor. Matmazel Julie’nin çığlıkları Schubert’in notalarına karışıyor.

Kaledo Art

blake kathryn
KIROKAZE
Sade Olutola
Misplaced Lens Cap

祝日 / Permanent Vacation
No title available
Monterey Bay Aquarium
todays bird
Alisa U Zemlji Chuda
Not today Justin

★
i don't do bad sauce passes
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
will byers stan first human second
art blog(derogatory)
trying on a metaphor
NASA
Xuebing Du
hello vonnie

seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from Netherlands
seen from United States
seen from Netherlands

seen from Netherlands
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Netherlands

seen from Canada

seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from France
seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Australia

seen from United States

seen from United Kingdom
@sempereademm
Uşak Jean Julie’nin çizmelerini öptükten birkaç sahne sonra, itaat etmenin intikamını ispinoz kuşunun boğazını keserek alıyor. Matmazel Julie’nin çığlıkları Schubert’in notalarına karışıyor.
1913, Norveç
Müzikle tuhaf ilişkisinden dolayı kendisine dizginleyemediğim bir merak duygusuyla yaklaştığım Schumann’ın tek piyano konçertosu. Nihayet hayatına dair bulabildiğim tek Türkçe kaynak, Aydın Büke’nin kitabı sayesinde Clara’yı da tanıdım, konçertonun ilk performansı da Clara'ya aitmiş. :’)
Atonalitenin tanrısı Schoenberg der ki;
"Hep suçlu oldum, ama tek bir özrüm var: Kaynayan sulardan oluşan bir denize düşmüştüm ve yalnız derim değil, içim de yanıyordu. Akıntıyla beraber yüzemiyordum. Tek bildiğim, akıntıya karşı yüzmekti."
Weininger'ın, Beethoven'ın öldüğü odada intihar ettiği yaştayım.
yine kasvetli, karanlık, iç bunaltıcı ve kafa karıştırıcı; “insan sadece kendi içine, ta dibine kadar bakabilmeli ve dinleyebilmelidir.” diyen Schoberg’in bestesi.
Ashkenazy’nin saçları ♥
Romantik dönemin arabesk bestecisi Brahms’ın keman konçertosu. Perlman ve Oistrakh yorumları arasında kalır gibi oldum ama yine de Oistrakh.
Titreten soğukluğuyla Sibelius’un üç bölümden oluşan keman konçertosu. Son bölümdeki canlılığı hissettiren, o hareketli ve telaşlı temayı Sibelius, Danse Macabre’a (Ölüler Dansı) benzetir.
Brahms'ın Paganini varyasyonlarındaki performansları ve mükemmellik obsesyonu arasında paralellik kuran Michelangeli. :')
1948: Artaud'un benliği, oyunda zaman aşımına uğradı -öldü. Hemen ardından Gorky, oyundan kendi isteğiyle çıktı -intihar etti.
Geçen gün öldüğü için çok üzüldüğüm öykü karakterim, bugün sinek formunda yanıma geldi. Kendimi Gospodinov'un paragraflarındaymış gibi hissetmedim değil.
“Kaldırım taşlarının üzerinde uçan güzel bir Fra Angelico azizine benziyorsun.”
“Ella şarkıları gibi böyle... Güzel, duru, sakin.”
Benliğin şu andan ve şu anın içinde olan geçmişten; kopyaların, gölgelerin ve şablonların içine sıkışmış kurgusal, inorganik evrenden ayrışması. Benliğin bu ayrışması ve onu uyaranlara otomatik tepkiler veremez hale getirişiyle, zaman okunun dışında asılı kalması. Mikroskobun içine düşmüş gibi hissederken “aslında” teleskobun baktığı yerde oluşu.
Filme dair aklımda kalanlar: Artaud’un saplantılı ruh haliyle, oyundaki tiradın asıl duygusunu almak için Colette’i zorlaması. Ve zavallı Colette’in gözyaşları. Sevgili Jane... Ve onun maskülen tavırları, ilham verici sigara içişi. Afyon, Artaud’un tek desteği. Hızlıca çizilmiş, kimisi duvara asılmış karakalem portreler. Artaud’un keskin yüz hatları. Ha, Prevel! Ve Prevel’in yeni doğacak bebeği.