Kırmızı Pabuçlar -4
Şimdi bugüne dönüyorum ve aslında o zamanlar anlamlandıramadığım şeylere cevap aradığımı hissediyorum bir an. Cevapları kendimde aramak yerine karşıda arayan adamım ben. O halde yine soruyorum. Topu yine karşıya geçiriyorum.
Aradan geçen 8 sene sonrasında sizlerle birlikte o günlere dönerken geçen hafta aslında hiç yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Ilgın’ı aradım ve ona gerçekten birbirimiz için ne anlam ifade ettiğimizi sordum.
Çocukça heveslerimiz ve değişik bir ruh çekimi diye bir özet geçtik iki saatlik telefon görüşmesi sonunda. Sonra sanki yıllardır samimi iki dost gibi sözleştik. Yine aynı sahnede yine aynı oyunu oynamak için. Bu sefer senaryo dışına çıkmadan.
Şimdi dönelim esas o gün ne oldu.
Uyarlama bir hikaye üstünde karar kıldıktan sonra neye uyarlama yapacağım nereden kendimi bu güne çekeceğim konusunda karar veremedim.
En sonunda döndüğüm nokta yine aynı yer. Merdivenler...
O akşam saat sekiz civarı bir mesaj attım. “Ilgın biraz yardım eder misin ilerlemiyor.”
Ilgın mesajında bana “Kendimi oynayacağımı söylemiştin ya”
İşte o an başladım tekrardan o ilk günü yazmaya. Notlarımdan birebir halde aktarıyorum.
“Aslında tüm hikaye o gün başladı. Sıcak ve samimi bir şehrin içinde koştura koştura okula yetişmiş ilk gün heyecanı ve aslında okuldaki son senenin verdiği özgüven ile. Sınıflar her seneki gibi o sene de karılmıştı. Yine farklı insanlar vardı. O okulda olmamın sebebinin o sene olduğunu hiç düşünmemiştim önce. Oradaydım.
İlk ders bitti ve.
Okulun bahçesine hava almaya inerken ben onu gördüm. Sarı saçları vardı. Ayağında kırmızı bir pabuç. İki arkadaşı ile kol kola iniyordu merdivenlerden. Bir an duraksadım. Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı.”
Kendime bir anda bu cesaretimden ötürü madalya takacak bir haldeyim. Hiç bu kadar heybetli bir hisse kapılmadım. Yarın bunları Ilgına okutacağım.
Kağıdı dosyanın içine sıkıştırdım. Yatağın altına fırlattım.
Yarın yeni bir gün.
(devam edeceğim)
Sıddık Orhan















