Lisenin ilk yılında 14-15 yaşımdayken bi adamla tanıştım. Akademisyen olduğunu, 27 yaşında olduğunu biliyordum. O zamanlar çok fazla arkadaşım olmuyordu, içine kapanık bir çocuktum. Ergenliğin ilk yılları. Ebeveynlerimin arası çok kötüydü.
Lisede yurtta kalıyorum diye seviniyordum çünkü evde her gün kavga-küfür sesleriyle uyanıyordum. Arkadaşlık kuramadığım için yetişkinlerle daha çok iletişim kuruyordum. Bu beyefendiyle de iletişimiz böyle başladı. Benden zaten hoşlanma ihtimalini düşünmüyordum, kendimi yaşıtlarıma göre olgun (!) bulduğum için benimle iletişim kurmasını normal karşıladım.
Sonra işler değişti. Telefonla konuşmayı sevmediğim halde inatla defalarca arıyordu. En son dayanamayıp açıyor ama konuşamıyordum. Ben konuşamıyorum diye saatlerce şiir okuyordu. Beni ne kadar çok sevdiğini ve beğendiğini anlatıyordu. Bu arada şunu da belirtmem lazım bu iletişim kurduktan sonraki ilk 20-25 gün.
Başta sadece yetişkin biriyle iyi iletişim kurmanın mutluluğunu hissederken için kıpır kıpır etmeye başladı. Kendimi asla güzel ve çekici bulmuyordum ama "parmaklarının ucundan zarafet akan bir adam" beni seviyor ve beğeniyordu.
Bulunduğumuz yer çok küçük bir ilçeydi. Bu yüzden benimle görüşemeyeceğini, yanlış anlaşılacağını söylüyordu. Görüşünce evinde görüşebiliyorduk sadece. Senede 1-2 defa. İlk evine gittiğimde bana Leon filmini göstermişti. Twitter profil fotoğrafı buymuş. "İnanıyor musun böyle bir ilişkiye?" dedim. İnanmasa PP yapmazmış
Görüşemiyorduk ama benden cinsel beklentileri vardı. "Üzerinde ne var" diye ilk soruşunda gerçekten anlamayıp beni yanında hayal edip mutlu olacak sanmıştım. "Pembe kalpli gri bi pijama ve yeşil bir tişört"
Sonrasında anladım ne istediğini. Benimle nasıl seks yapmak istediğini, kendisinin nelerden hoşlandığını anlatıyordu. Ayak uydurdum ona, içimde hiç böyle bir istek yokken. Çünkü o yetişkin bir erkekti ve belli ihtiyaçları vardı. Kadın kendini tutabilir ama erkek zor (!) Aptallığın diğer bir tarafı da tabi hayatında bir tek benim olduğunu düşünmemdi.
İlk 3-4 aydan sonra artık anlamıştı ona bağlandığımı, gözümün ondan başka bir şey görmediğini. Aramaları azaldı. Mesajlarıma cevap vermemeye başladı. Haftada bir iletişim kurunca sevinçten deli olurdum. Bazen "napıyon" diye mesaj atardı, ben anında cevap verirdim. "Sen?" dediğimde cevap yok. Belki 3-4-5 gün sonra yine "napıyon?" derdi.
Ondan defalarca uzaklaşmayı denedim. Ne zaman "Tamam, yaptım. Artık benim için önemli biri değil." desem benimle ilgilenmeye, bana şiirler okumaya, aşk şarkıları söylemeye başlıyordu.
Haftada bir, iki haftada bir beni aradığında -ki hep saat 3-4 gibi olurdu- benimle nasıl sevişmek istediğini anlatır ve benden onu boşaltmamı isterdi.
Yılda bir-iki görüşmemizde de önce normal gibi davranırdı. Şiirlerden, şarkılardan, kitaplardan bahsederdik 10 dk kadar. Sonra bana dokunmaya başlardı. Dedim ya çok yalnız ve mutsuzdum o zamanlar. Ergenlik belki sadece. O 10 dakikalar sonsuza dek olsun istiyordum ve bunun için diğerini yapmam gerekiyordu.
Ona çok güzel bulduğum bir arkadaşımdan bahsetmiştim bir gün, yine benim yaşımda 15-16. Beni onunla tanıştırsana diye tutturmuştu. Sonra başka başka bir gün karşı komşusunun kızının minicik şortuyla (?) ertesi gün sınavı olduğu için kapısını çalıp ona bir şey sorduğundan bahsetti. Bu duruma çok şaşırıp daha da çok yükselmiş. İki konuyu da çok yadırgadım haliyle ama beni kıskandırmak için yaptığına inanmak istedim.
Onu düşünmeden aldığım nefes bile yoktu. Öğretmenler artık beni o kadar umursamıyordu ki 22 kişilik sınıfta ödev için 21 tane fotokopi çekiyorlardı. Kimya, fizik, matematik sınavlarında cevap boşluklarını şiirlerle dolduruyordum. Çalıştığı MYO'nun önünde geçip "ya karşılaşırsak, şimdi ne derim" diye tedirgin oluyordum. Şehrin dışındaydı, oraya yolun düşemezdi çünkü.
Evinin yolunu öğrenmiştim; ama bana kızar diye gitmeye korkuyordum. Evinin 500 metre filan yakınında bir park vardı. Haftada 4-5 gün orada saatlerce oturur "acaba arabası geçer mi?" diye etrafa bakınır dururdum.
Cesaret edip evinin önünden geçemezdim. Karşılaşırsak ne tepki vereceğini bilemezdim. Karşılaşırsak o nasıl tepki verir bilemezdim.
Lisenin son sınıfının ilk günüydü. Bir öğretmenimin eşiyle nasıl tanıştığını öğrenmiş ve çok tatlı, romantik ve komik bulduğum için ona da anlatmıştım. Mesaj olarak tabi. Zaten açmıyordu aradığımda. Cevap olarak "ben de evleneceğim" diye bir mesaj geldi. Neye uğradığımı şaşırdım. Zannediyordum ki bizim bir ilişkimiz var, ben çocuk olduğum için şimdilik öteliyoruz ama yetişkin olduğumda sonsuza de beraber olacağız.
Bunu öğrendikten sonra günlerce gecelerce yataktan çıkamadım. İnsanın ağlaması durmayabiliyormuş, gözyaşlarımız baya çalışkanmış, orada öğrendim. O günlerde (2-3 ay içinde) görüştük nasıl olduysa. Evinde tabi yine. Üzerime giydiğim sweatshirtte bir kadın karikatürü vardı, gözleri kocaman. Bana dönüp "biliyor musun, Züleyha'nın gözleri de böyle kocaman, bu kadar güzel" dedi. Sonra beni öpmeye çalıştı. Onu uzaklaştırmaya çalıştım: Züleyha'dan bahsedip beni nasıl öpebilirsin?
Beni duvara itip bütün vücuduma dokunmaya, öpmeye, yalamaya devam etti. Bir erkeği fiziksel olarak engelleyemeyeceğimin çaresizliğini ilk orada hissetmiştim. Kendini bir şekilde durdurdu, muhtemelen hâlâ 18 olmadığımdan. Yurdumuzun karşısında yıllardır bitmeyen bir inşaat vardı. Bana kalan tek şeyin bu olduğunu düşünerek günler, haftalar geçirdim.
Evlilik konusunda ciddi olduğunu öğrendikten sonra uzun süre konuşmadık. Sonra bir gün, doğum günümde benimle görüşmek istediğini söyledi. Durumu normalleştirmeye başladığım, kendi yoluma bakmaya çalıştığım bir dönemde. Beni Sagalassos'a götürdü. Kendimi mutlu hissettim. Herhalde beni önemsiyor diye düşündüm. Karların üzerine 'Pir-i Su' yazıp fotoğrafını çekti. O sıra anlamayıp keyfime baktım ama gecesinde araştırmacı yönümü kullanarak 'Pir-i Su'nun evlenmek üzere olduğu hanımefendi olduğunu öğrendim.
3-4 aylık bir boşluk var arada. Düğününden bir gün önce beni aradı ve bir gün sonra da. Yani ayda yılda bir arayan herif... Bilmiyorum olayı neydi. 2-3 ay sonra ayrılmışlar bilmem ne, farklı durumlar gelişti. Bu sırada ben de 18 oldum. Hiç aramadığı kadar arayıp sormaya, benimle görüşmeye çalışmaya başladı. Sebebini tahmin edebiliyordum, tabi biraz da tanımıştım herhalde onu.
Üniversiteye İstanbul'a geldim. Kendimce, kendim için güzel bir hayat kurdum. Çok sevdim, çok sevildim. Yine de ilk 4-5 yıl, yılda 1-2 defa "bana neden bunu yaşattın, tam olarak ne oldu orada?" diye sorup durdum. Asla beni tatmin eden bir cevap alamadım.
#metoo döneminde cesaretim yoktu. Bu benim kişisel ifşamdır















