Kız arkadaşım bana haklı bir sebepten kızdı. 1 ay boyunca görüşmedi. Karısının istemediği yaşlı bir adam gibi, keyifsiz bir ay geçirdim.
Çok hasta görmeye bağlı biraz da otomatiğe bağlamış iyi niyet ve samimiyet çağrıştırmasını umduğum bir yüz ifadesiyle dinlediğim kadın hasta giderken durup:
“Dışarıdan nazik davranıp içinden ‘ne anlatıyor bu deli’ diyor, geçiştiriyorsun değil mi?”
diyince otomatik moddan çıktım.
Pek kendini açmayan hastalara kıyasla, her şeyini dökmek isteyen biriydi. Geçiştirmiyorum haftaya devam ederiz dedim.
Hastalığını en başından anlatmaya başladı. Kocasıyla anlaşmazlıkları sırasında şiddet görmüş, ayrılmak istemiş ama ayrılamamış. Çocuklara da kim bakacak demiş. Ağır depresyonlara girip çıkmış.
“Beni hastanelere yatırıp oralarda unuttular. İlaçlarla uyuttular. Yıllarım gitti.”
Gelinlik yakmaktan bahsedip duruyordu. Bir hayal kırıklığı anında kocasına kızıp gelinliğini yakmış.
Sevgi görmediğini, yalnız kaldığını söylediği bir dönemde maniye girmiş. O sırada Recep Tayyip Erdoğan’ın da yalnız, zorluklarla tek başına mücadele eden biri olduğunu düşünmüş. Ona karşı yoğun duygular geliştirmiş.
Twitter’ın yeni popüler olduğu zamanlar. RTE ile ilgili duygusal paylaşımlar yapmaya başlamış. Takipçi sayısı artmış. “Herhalde AKP benim elimden tutacak, bir yerlere geleceğim” gibi hissetmiş. O dönem kendi gibi düşünen kullanıcılarla mesaj aracılığıyla yakınlaşmaları da olmuş. Bu arada semptomlar ilerleyip tam mani atağına evrilince hastaneye yatırılmış.
Geçen gün bir hasta kötüleşmiş diye birini getirdiler. aa dedim benim hasta. Yanında eşi ve çocuğuyla gelmiş. Benim hastadan kastım, herkes kapalı kutu gibi davranırken, kendini tutmadan paylaştığı için, görüşmekten memnun olmam.
Çok konuşuyormuş, az uyuyormuş. Facebookta cumhurbaşkanını destekleyen paylaşımlara başlamış. Görüşme sırasında duyguları bir uçtan öteki uca gidiyordu. Mesela aramız iyi olduğu için bana döndüğünde sevgi, dostluk hissedip, sevgi sözleri söylüyor, şakalar yapıyordu. Sonra yanındaki oğluna dönüp duygulanıyor, tip 1 diyabeti olan oğlunun her şeyi olduğunu, onun yanında olması, annelik yapması gerektiğinden bahsediyordu.. Oğluma yemek yapmam lazım dediğinde baba “dışarıdan söyleriz” dedi. Bu sefer ona dönüp öfkelendi. Hakaretler etmeye başladı. “Köpek, her şey senin suçun.” falan diye, bu sefer de şiddetli bir öfkeye kaydı.
Bir yandan hakaret savururken, aslında çok sevdiği, vaz geçemediği, affedemediği birinden öfkesini çıkarır gibi, içinde sevgi de barındırıyor gibi geldi bana. Belki, eşinin bu hakaretlere rağmen gitmeyeceğini, hatta kendisinin de ondan vazgeçmeyeceğini de biliyordu, buna bağlı bir oyunculuk da olabilir. Ne kadar kırıldığı görülsün istiyordu belki, kimseyi boşverdiği yoktu.
Böyle bir öfke size yöneldiğinde kırılıp, incinip, üzülür, karısının istemediği adamlar gibi değersiz hisseder, bir yandan da o öfkenin altında birinin kıymetlisi olduğunuz için sevinir, onu bu kadar öfkelendirmeyi onun için değerli, hayatının önemli bir parçası olmanıza bağlarsınız.
Sonra ne oldu? Haklı bir sebepten bana kızmış olan kız arkadaşımın bir ay sonunda siniri geçti ve yine barıştık.













