Tanışılmış Kediler Ansiklopedisi
Bu çalışma aslında uzun bir zamandır yapmak istediğim; fakat bir türlü vakit bulamadığım bir iş oldu. Esasında ilk düşüncem, kıyıda köşede karşılaştığım tüm kedileri fotoğraflayıp koskoca bir albüm haline getirmek, bunu da somut bir şekilde evimde saklamak idi.
Buna yönelik ilk adım olarak, online bir albüm yapayım dedim. Belki vakit ve maddi imkanları da yaratırsam aklımdaki şeyi gerçekleştirme şansı da bulacağım.
İşbu metin yeni kediler ve halihazırda tanışılmış kediler fotoğraflandıkça güncellenecek ve bir ‘hayat boyu tanışılmış kediler’ ansiklopedisi olarak arşivlenecektir.
*Bu girdiyi devamlı olarak güncelleyeceğim için yeni kediler yazının en üst kısımlarında olacak, bir nevi tersine devam edeceğim yazıya.
Kediler aleminin en nadide parçalarından, maalesef aramızda olmayan ve boşluğu da kolay kolay dolmayacak bir kediyle devam ediyoruz.
Nimet, veya bizim deyimimizle ‘Yimoş’tur kendileri. Vaktiyle bir araba kazası geçirdiğinden boynu eğilmişti garibimin. Bu sebepten de insanlara biraz mesafeliydi ben onu tanıdığımda. Lakin, apartmandan atılan yemekleri hiç kaçırmazdı. O yemekler için gözlerini apartmana dikip sabırla beklediği günleri sanırım hiç unutmayacağız.
Zamanla o mesafeyi de aştık, her gördüğünde kafasını bize kaşıtmadan peşimizi bırakmamaya başladı. Esaslı bir kediydi Yimoş.
Mama saatinde mahallenin neresine gidersek gidelim Yimoş mutlaka peşimizde olurdu, herkesin rızkına en az bir defa salça olmadan rahatlamazdı. Aslında mamanın en güzel kısmının kendisine kalacağını da biliyordu, keza kapının önünde kendisi için özel yemek alanı bile vardı.
Buralarda olmadığına inanmak istemesek de gittiğin yerin çok güzel olduğuna eminiz çocuk.
Sabırlı bekleyiş derken ciddiydim.
En dana kediler kategorisi için buradan:
Bu arkadaşın ismi ‘Küçük’, yani esasında gerçek bir ismi olduğu da söylenemez. 3 yaşında; fakat asla büyümeyen bir yapıya sahip. Küçük diye çağırılmasının ana sebebi de bu, çünkü ne kadar tecrübeli bir kedi olsa da boyutları yavru bir kediden hallice.
Eve harap bir durumda gelmiş. Hatta doktorların yaşamasına imkan vermediği bir ortamda sahipleri onun için ekstra çaba gösterip bu günlere gelmesini sağlamışlar. Şimdilerde ise biraz sinirli, çoğunlukla da sevgi çiçeği olarak hayata devam eden şahane bir kedi.
Kendisiyle 3 sene önce tanıştım. İlk etapta çantamı koklamasından, ayakkabılarımın etrafında gezmesinden rahatsız olduğum su götürmez bir gerçek; zira o güne kadar hiçbir kediyle bu denli yakın olmamıştım.
Diğer yandan, ‘Çantamın üstünde geziyo o ama!’ cümlesinden fotoğraftaki hale gelmemiz çok uzun sürmedi. Durduğu yer tam olarak benim omzum, sahiplenici patiyi de yakından görebiliyoruz. O yüzden bu güzel çocuğun bendeki yeri apayrıdır. Kendisine buradan teşekkür ediyorum, sağlıklı ve upuzun yaşa güzel çocuk!
Sıradan bir aşk değil bizimki, evet.
Gelelim ‘dana’ kediler kategorisinde ikinci sıraya. Aslında bunun bir kedi değil, başlı başına incelenmesi gereken bir vaka olduğunu söylersem pek de yanlış olmaz. Kendisine ‘şerefsiz kedi’ olarak ayrı bir başlık da açabilirim.
Bu Vogue güzelinin ismi ‘Cüce’. Küçük ile aynı evi ve dolayısıyla aynı kum kabını paylaşıyorlar, kolay mı öyle aynı kum kabında takılabilmek?
Şimdi, bu kedi hakkında gerçek hislerimi yazarsam açıkçası pek de iyi olmayacak. Yok yok, şaka yapıyorum elbette. Bu şerefsiz kediyi içten içe çok seviyorum; lakin kendisi dünya üzerinde bulunan tüm canlılardan daha feminist ve hatta bunu neredeyse erkek düşmanlığına çeviren bir yaratık.
Cüce, mama için annesini bile satar, o kadar da sadıktır. Liboş kavramı bir kedi için kullanılacaksa Cüce odur, her devrin kedisidir. Karşısındaki azılı düşmanı bile olsa(ben) mama kimin elindeyse onun yanındadır. İlgi çekmek için karton ısırır, evde bir şeyleri yere düşürür, yaptıkları fark edildiğinde ise ‘prr’ sesiyle 10 adım uzağa kaçar. Fazlasıyla akıllıdır; kapı, dolap kapaklarını rahatlıkla açar, çekmecelerde ne varsa dışarıya fırlatır, eğer kafasına estiyse ilgili bölgeye kelimenin tam manasıyla ‘sıçar’.
Yeni yeni birbirimizi tanıdığımız dönemde çok problem yaşamadık, yani en azından beni gördüğünde seri kedi katili muamelesiyle karşılaşmıyordum. Tabii bu nokta benim de şansımı biraz zorladığımı söylemem gerek: Zorla kucağa alıp gezdirmeler, oturduğu yerde devamlı onla uğraşmalar, kovalamacalar...
3 senenin sonunda oluşan durumda ise bana karşı saf nefret ve eşsiz bir düşmanlık var. Şerefsiz kediye şerefsiz insanlık, n’apayım?
Ha bir de bu kedinin şişmanlığına laf ettiğim günden beri 20′ye yakın kilo aldım.
*Bence bu kedi değil, olsa olsa bir Animagus’tur.
Yine hayatımda çok özel bir yeri olan başka bir kediye göz atalım. Bu şeytan, yaşaması ve büyümesi için en çok uğraştığım ve neredeyse bütün İstanbul’u beraber gezdiğimiz çok özel bir çocuk.
İsim babası olarak da gurur duyduğum, aynı zamanda ev sınırlarından içeri sokabildiğim ilk ve tek kedidir Çekirdek. Onu bulduğum ilk gün içine koyduğum kutudaki markadan geliyor ismi. Biraz klişe olsa da ismiyle müsemma bir çocuktur kendisi.
Çekirdek, Bahçeşehir dolaylarında bir ders çıkışında karşıma çıktı. Ağacın tepesinden bir ses geliyordu, muhtemelen diğer kedilerden kaçmış, aşağıya ses veriyordu. Dallardan aşağı ine ine omzuma geldi ve ilk yaptığı şey beni ısırmak oldu. El kadardı, onu orada bırakmam imkansızdı ve hayatımda ilk kez bir kediyi eve götürmeye karar verdim.
Yavru kedilerde en korktuğumuz şey tuvalet sıkıntısı; zira yapamadıklarında onlar için büyük sağlık problemleri oluyor ve sonunda yüksek ihtimalle maalesef ölüyorlar. Çekirdek’i bulduğumuz günün ertesi gününe kadar herhangi bir bok emaresi göremedik, lakin ertesi gün -galiba rahatlamış da olacak- kum kabına yapılan saldırıyı canlı canlı takip etme şansı bulduk. Anlayabiliyorum elbette, Bahçeşehir’den Kadıköy’e yol gitmek, üstüne yaşamın komple değişmesi kolay şeyler değil bir kedi için.
Çeşitli ailesel sıkıntılar ve artan kedi popülasyonu sebebiyle evladımızı yuvalandırdık, şimdilerde Bakırköy’de kutu gibi bir evde yeni sahibiyle şahane bir hayat geçiriyorlar.
*Çekirdek’in menüsünde çiğ köfteden lahmacuna, iskender kebaptan aklınıza gelebilecek her türlü yiyeceğe kadar her şey bulunur. Şişeden soğuk su içmeye ise kelimenin tam manasıyla bayılır.
Artık o genç ve güzel bir kız.