don't worry about the world coming to an end today, it's already tomorrow in australia.
Mike Driver

roma★

⁂
RMH
𓃗

Product Placement
🩵 avery cochrane 🩵
will byers stan first human second
art blog(derogatory)
almost home

@theartofmadeline
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Three Goblin Art

if i look back, i am lost
macklin celebrini has autism
noise dept.

#extradirty

ellievsbear
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available

seen from United Kingdom
seen from Pakistan
seen from Brazil
seen from South Africa

seen from Brazil
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Brazil
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Singapore

seen from Spain

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
@seraymir
don't worry about the world coming to an end today, it's already tomorrow in australia.
Dışarısı soğuk diye yanan eve koşmayın.
“You cannot get through a single day without having an impact on the world around you. What you do makes a difference, and you have to decide what kind of difference you want to make.” ~ Jane Goodall
An evening at Töölö - Mika Törönen
Finnish , b. 1968 -
Watercolour
Available as print and merch in my shops
"Biraz cesaretim olsaydı ya da en ufak bir umudum her şeyi bırakır ona koşardım. Bunu yazıyorum çünkü sizin benim yaptığım hatayı yapmanızı istemiyorum aşka dair en ufak umudunuz varsa hiçbir şeye aldırmayın sevdiğinizin peşini bırakmayın. Unutmayın gerçek aşk insanın karşısına bir kere çıkar. Ya karşıma çıktığımda anlamazsam diye korkmayın sakın. Anlayacaksınız..."
#alıntı
I’m sorry you couldn’t find me
I have been in the woods
I have found a home where no one goes
-Florence Welch
Original artwork and photograph by bluevampire67
IN MY ARMS: embraces in art
Eva Antonini / Peter Wever / Holly Warburton / Alisher Kushakov / Salman Toor / Briony Marshall / Alisher Kushakov / Edvard Munch / Jurga Martin
… Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm Sende buldum erişilmez hazları Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan Duyguların en ölmezini sende duydum Susuzluğum dudaklarında dindi Yalnızlığım ellerinde Çoğu gün unuttum açlığımı Sende doydum
İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun Anladım yaşadığımı her nefes alışta Seninle geçtim bütün zamanlardan Seninle var oldum Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.
Boynunda bir yer vardır, ben bilirim Ne zaman oradan öpsem, Değişir gözlerinin rengi Yanar dudakların, terler avuçların Dökülür kapkara aydınlık gibi Omuzlarına saçların Gitgide artar kalbinin vuruşları Bir musiki halinde dünyamı doldurur Ansızın bütün sesler kesilir Zaman durur Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde Her gün seninle yeniden var oluruz Eriyip kaybolduğumuz yerde …
Hatırasına…
En Delikanlı Kadınsın Sen, Aç Gözlerini!
Kimdin sen, tırnaklarını köprünün korkuluklarına sıkı sıkıya geçirmiş intiharın eşiğindeki kadın değil mi? Gözlerindeki mutluluğun ne kadar sahte olduğunu bilmeseydim, dudaklarından dökülen cennet hezeyanlarına inanabilirdim.
Neden tek başına yaşayamıyorsun hayatta? Alsan çayını, koysan yanına peynirini ve domatesini, tek başına etsen kahvaltını lokmalar zehir olur, öldürür mü seni? Sen birilerine muhtaç bir kadın mısın? Yastığını tek başına dolduramaz mısın, yalnızlıkla barışmak neden bu kadar zor?
İncecik parmakların değil kırılan, kalbin. Saçlarını kısa kesip, kor kırmızısına boyamakla ayağa kalkmış sayılmazsın, için kan ağlıyor, geceler zehir oluyor, boğazına duruyor. Ses tonunu duymuyor muyum sanıyorsun? Yaklaşmana lüzum yok, ben senin ses tonuna demir atan korkuları biliyorum. Artık kulaklarının arkasına tarayacak saçların yok, sabah neye sinirleneceksin?
Saçlarını kesip, bordo bir ruj sürünce iyileşiyor muymuş insan? Sonra gören gözlerini siyah bir tülbentle örtüp karşısına çıkan ilk adama sarılınca, aşık mı oluyormuş kalp? Ah benim en büyük acıların esiri kadınım, ne safsın.
Korkuların dağ gibi, ağdalı diz kapaklarına kadar sarmış her yanını, biliyorum. Ben senin elinden tutmaya gelmedim, ben kimsenin meleği falan değilim. İnsanım ben. Burası dünya, süper kahramanlar yok, yeşil dev adamlar yok. İyi oyuncular ve kötü oyuncular var. Bir de yalancılar.
Karanlıkta herkes zencidir, gözlerine siyah bir tülbent takıp önüne çıkan ilk adama aşık olmakla mutluluğun yolu açılmıyor.
Göz kapaklarını arala, bana bak senelerdir hürüm. Senelerdir birkaç odalı bir evde, rutubetli duvarlara kağıtlar yapıştırıp duruyorum. Çorbamı kendim pişirip, tütünümü kendim sarıyorum ve tek kişilik demliyorum her sabah çayı. Ölmedim. Ölmeyeceğim, ben tek başıma da varım.
Kimdin sen? Herkesi yenmek için hasta yatağından kalkıp savaşmaya giden o tutkulu ve cazibeli kadın değil mi? Güzelliğini ne zamandan beri saklamaya başladın? Sil dudaklarındaki ruju, güneş balçıkla sıvanmaz, sil gözaltlarındaki makyajı. Sen çatlaklarıyla güzel bir kadınsın.
Sigaranı yak, rakını koy, şarabını dök, masanı kur. Sen en delikanlı kadınsın, aç gözlerini.
Emre
"Bir çiçeğin solmasıyla kuruması bambaşka iki şey anlıyor musun cancağızım? "🍂
“Yaşadığım sokak, sokak lambaları, şu an içinde bulunduğum ev, salondaki mobilyalar, bir gün hepsi ortadan kaybolacak… tıpkı bedenim gibi. Ama bir şey var ki kâinatın ruhunda iz bırakacak: sevgim.”
—
Paulo Coelho
“Gidişinin ardından attığım çığlıkları duymayacaksın. Çığlıklarımı duymayacaksın.. Çünkü; kalbin de dilsiz…”
— (via aptalizm)
Aidiyet
Bizi kısmen sorunlu varlıklar haline getiren ve yalnız bizde değil, evrende birçok canlının damarlarına yayılmış olan iki güdü var:
Aidiyet ve sahip olma arzusu.
Aidiyet nesnelerle olan farkımızı azaltırken, sahip olma arzusu arttırıyor.
Ben yeryüzüne geldiğimde, her şey vardı zaten. Tek başıma geldim ve ait olduğum yeri de yanımda getirmedim. Peki buraya mı aittim? Var olan düzen bana kapılarını açtığında, “al bunlar senindir” ya da “artık burada yaşayacaksın” mı dedi? Kesinlikle hatırlamıyorum.
Özünde bir çantaya sığabilecek eşyayla yaşayabiliriz, mutlu olabiliriz, dünyayı dolaşabiliriz, uzaya bile gidebiliriz, yapabiliriz ve böylelikle ait olmayız, doğayı görürüz ve sahip de olmayız, onu yalnız gözler, güzelliğini takdir eder ve incitmeden gideriz. Mümkün.
Sevmek için yerleşmeye gerek yok, alıp götürmeye gerek yok, görüp hatırlayarak da severiz, elimizden gelirdi.
Bavullar hazırlayıp tatillere gidiyoruz, kafa dinlemek mi istiyoruz yoksa tatile ait olmak mı? Bir dinlenceye ait olmak, artık yorulmamak, hatta bazen hiçbir şey yapmadan boşluğa bakmak istiyoruz. Hayat yoruyor, şehir yoruyor, insanlar yoruyor. Gidip dönmemek, mutluluğa ait olmak istiyoruz, öyle ki ulaştığınızda biri “Hoş geldin, iyi ki geldin, seni mutlu etmek için hazırlandık, sen artık bunu hakettin, burada hep mutlu olacaksın, sen ağladığında bile seni güldürmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” diyecek sanıyoruz, biz imkansızı umut ediyoruz.
Trafik tıkandığında toplu taşıma araçlarında oturmaya devam eden, “birazdan açılır yahu” diyen zihnimiz gb; oturmaya devam eden, ayaklanmayan zihin sesimiz gb, imkansızız ve tek kalamayız.
Hazırlanıp tatillere gidiyoruz, sonra ‘eve’ dönüyoruz, döndüğümüzde 'iyi ki evim var'ı bize ne söyletiyor? Şöyle ki:
Gittiğimiz yere ait olamadık çünkü ya mutlu olamadık ya da mutluluğa yeterince zaman tanıyamadık. Devam eden her şey insanı alıştırıyor, alışkanlıklar bizi bitkin yapıyor, onlarla sıkılıyor, onlarsız yaşayamıyoruz, biz onlara aitiz.
Bugün yıllarca yaşadığım evimden çıkıp metroya bindim. O evde sadece 3 yıl yaşamış olabilirim ama mekan değişse de 'evim’ değişmedi, ben orada yıllardır yaşıyorum.
Bugün yıllarca yaşadığım evimden kocaman bir bavulla ayrıldım, başka bir yere ait olmaya gidiyorum, sahip olduğum bazı şeylerle, başka şeylere sahip olmaya gidiyorum. Bazı eşyalarımı evde bıraktım, yenileriyle de eve döneceğim. Döndüğümde nereye ait olacağım?
Boş versene, ben sevmeye gidiyorum. Gerisini unuttum.
Sevdiklerime selam ederim.
Sevgiler ve öpücükler.
05.10.2013
Yes but I love you more…
(tag someone you love to mildly inconvenience them)