Her şeye rağmen gülümseyebilmek, ruhu sönmüş dünyanın satır aralarında yaşam belirtisi aramak gibi yaptığım en delice işti belki de; eyvallah.!
noise dept.
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
𓃗
h
YOU ARE THE REASON
untitled
hello vonnie

Andulka
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

gracie abrams
Today's Document

No title available

oozey mess
$LAYYYTER

pixel skylines
Sade Olutola
Noah Kahan
Xuebing Du

PR's Tumblrdome
taylor price
seen from Türkiye

seen from Ukraine
seen from Canada
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Latvia
seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Australia

seen from France
seen from Canada
seen from Brazil

seen from Canada

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Romania
@sertreest
Her şeye rağmen gülümseyebilmek, ruhu sönmüş dünyanın satır aralarında yaşam belirtisi aramak gibi yaptığım en delice işti belki de; eyvallah.!
Bir dolmuş camına başını dayadığın sınırsız hayaller.. bir uzun göç yolculuğunda yüreğine düşenler.. gözlerimiz; dağda çoban ateşi, denizde bir fener.. imrendiğimiz kuş; uçmaya çırpındıkça kanatları yaralar göğün göğsünü, sayısız yara izi, parmak izi.. bir romanın giriş cümlesi bile olamayan kelimeler kağıt kesiği misali keser dilimi bir ince sızı şimdi.. ben de söylemek isterdim aklımdan geleni geçeni.. ama sen; aklın varsa, aklından bile geçirme beni..
…
ben seni uğurlamaya gelemem,
son kez gülersin, evime dönemem..
Deniz seven birine farketmez mevsim; seyretmek, hayal etmek, hissetmek, yüzmek, yürümek için.. zaman sabittir aslında, aslolan geride bıraktığı histir.. deniz; patates kızartmasıdır eski zaman, çıkınca üşüme diye kıyıda bekleyen annenin elindeki havlu olmuştur.. baban kokar kimi zaman, kimi tuttuğun sevgilinin nemli elleri, öptüğün tuzlu dudakları dudaklarına konmuştur.. demode ezgilerdir dilinde mırıldandığın bir zamanlar haykırarak söylediğin şarkılar, bazı anılar belli belirsiz izler gibi durmuştur..
Nasıl tutacağını öğretecek bilgim de yok, halim de.. ama gidecek olanın önünde dağ olsa duramaz, akacak olan suyun önünde hiçbir duvar dayanamaz onu bilirim.. hani çok sıksan boğacakmış gibi, gevşek bıraksan kaçacakmış gibi de bir duygu ve düşünceye sahibim.. belki de mesele; hakkınca sahip olabilmek, hakkıyla ait olabilmekte..
Sadece yaşadıklarından öğrendin bu dünyayı, gördüklerinden ibaret sandın.. oysa hiç bilmediğin daha bir dünya şey var; henüz tatmamış olduğun, hissetmediğin, yaşadıkça seni daha çok bağlayan, sırrına daha fazla erdiğin.. belki de gün oluyor senin gayretinle dönüyordu bu devran, biraz da senin hayretinde gizliydi yaşam.. bu döngüde geçiyordu zaman; herkesten bir şeyler alıyor veriyor, kimsede bırakmıyordu vereceğini alacağını.. sen bilir misin ki avucumda duran şu larva sevimli minicik tırtılın, kısacık bir süre sonra pupa evresinde büyüleyici renklere sahip kırlangıçkuyruk kelebeği olacağını.?
Güneş almayan evler, sokağa bakmayan pencereler, gölgeye sığmayan bedenlerde bulundum gün yüzü görmemiş hayallerimin eşliğinde.. bir çıkmaza girdi bazen yolum, izi dahi kalmamış duvarlarda yok oldum.. yani bilseydim bir takvim yaprağında bile böyle yer etmeyeceğini bazı yaşanmışlıkların; öyle uzun uzun bakışmaz, sarılmazdım.. arayı açmazdım mesela, bazı yaşanacaklardan kaçmazdım.. halbuki yapacak işim, başa çıkacak tasam, anacak hatıram, yazacak şeyim, gidecek yerim çoktu..
Sakini olamadığım şehirler bıraktım arkamda hakimi olamadığım mevzularda boğulurken.. düzensiz nabzım, gelişigüzel adımlarıma karışıyordu ve aklım bir karış havadaydı.. gelgitleri, zihnimin ereksiyonunu oyalıyordu kalbimin mahsülünü toplayıp, ruhumu nadasa bırakmadan hemen önce.. bazı bazı zevkliydi, keyif alıyordum.. mutluydum bazı bazı, birçoğunu önemsiyordum.. şimdi anları anımsayıp, duygusunu anlayamadığım şuursuz düşlerim var hafızamda.. manzaralara bakıp, zamanını kavrayamadığım bir dejavunun içindeyim.. sahi ben kimim, neyim.? neresinde duruyorum bu hayatın, neleri bilmeliyim, nasıl öğrenmeliyim.? hepsini düşünürken bir köpeğin başını okşarken buluyorum kendimi; zor değil, zor değil..
Zamanı geldiğinde bir seslenen olur elbet işiten gayet iyi bilirken vaktini.. üflenmiş bir nefesten, bir ‘ol’ sesinden cana düştüğün gibi.. mânâsı aşk olanın yoktur acelesi, ne kadar uğraşsan da nafile; olacak olanı ne götürebilirsin ileri, olmuş olanı ne getirebilirsin pişmanlıkla geri.. görmesini becerebilirsen eğer; hissettirdikleri dekor değil, karakter olur.. karaktere itibar etmek; gözünü gönlünü doyurur.. kendi kişiliğin o karakterin önünde saygıyla kalkar, anlam dolarak oturur..
Doğadır bahsettiğim, doğaya ait ve doğaya dair.. dalları çırılçıplak kalan ağaç; bir ses işitir, uçlarına su yürür.. coşar yaprak yaprak, yeşile boğulur.. birbirini besleyen çaylar; o sesle birleşir, kanları kaynar gürül gürül akmaya koyulur.. etkilenmemek mümkün mü, tutkuyla seyre dalmamak.? bin şükürle buyur etmek ruhuna; ruhundaki uyanışla şaha kalkmamak.? binbir hayretle izlerim kalbim heyecanıma az.. beni soracak olursan efsununa aşık bir sarhoş ve büyük kalın harflerle her birine köşe bucak hayran yaz..
Yerle gök arasında bir yerlerdeyim.. ayaklarım sağlam basarken toprağa, başım bulutlara değiyor.. uzanıp dokunurken bir yıldıza, derinlerden gelip de içimi saran tabiat kokularının tatlı sarhoşluğu ve şaşkınlığı içindeyim.. çabuk geçiyor ömür kervanı; henüz yükümü tutamamış olmanın telaşı ve endişesi var biraz da üzerimde.. katar katar akarken zaman, biriktirdiğim anıların bir bavula bile az geldiğinin hissindeyim.. yerim çok daha, sınırsız.. göğüm uçsuz bucaksız.. yetinmek öylesine göreceli bir kavram ki; bir yanım ziyafet sofrasından kalkmış hâlâ aç ve doyumsuz, diğer yanım ekmeği bile bulabildiğine sevinen tok gibi yaşıyor.. ekmeği iştahla yiyip, suyu şifayla içebildiğim anları seviyorum.. her şeyin fazlası yük şu hayatta, fazlası pranga.. bir lokma bir hırka misali ne kadar arınmışsam hırslarımdan; bedenim bu şekilde hafifleyip, ruhum bu anlarda doyuyor..
Uzun bir cetvelin sırtıyla, birleştirdiğimiz parmak uçlarımıza vurur gibi vuruyordu.. nasıl da biliyordu en hassas yerlerimizi.. acıtsın ama izi kalmasın, yaralasın ama sakat bırakmasın minvalinde ama gözle görülmeyen hasarı sadece biz görüyorduk kendimizde.. mutluluk oyunları oynuyorduk gözyaşlarımızı bir kenarda sile sile.. sahi güçlü olmak böyle miydi karşısında ezile ezile.? kimse anlamasın diye mi yemeğini bir köşede gizli saklı yiyen meczup gibi boğazına dizile dizile.? aynanın karşısında gülen afili bir kaçık, arkasında sümüklü bir çocuk; sümüğümüzü silecek ne hal kalıyordu ne el, kol.. yiye yiye tırnak bırakmadık yerken bizi içten içe.. tırmalayacak bir yer ararken farkediyorduk hazzın denize karışan bir ırmak olduğunu; henüz denize ulaşamadan boğuluyorduk, hem de kerelerce..
Gülerken kısılan gözlerim sevdaya dahil değil artık; sana inat bi’ daha da gülmücem..
Gecenin saçlarından damlayan çiy tanelerinin ıslattığı serin bir sabaha uyanmak gibiydi bir nefeslik duraklarda hissettiğim huzur.. hafif bir esinti geliyordu zirvesinde karı henüz erimemiş pırıl pırıl yeşiliyle baş döndüren dağların yamaçlarından.. çevremde ne kadar ağaç varsa dallarına tünemiş kuşların o telaşlı ve neşeli hallerini yaşıyordum aynı zamanda içim kıpır kıpır.. verdiğim her es, aldığım her nefes, yeni bir gün batımına erişecek olmanın haklı ve biraz da mahcup onurunu taşıyordu kendi öz benliğimin gururunu duyarak.. hesabının sorulmadığı bir gün geçmiyordu ki hakkını veremediğin hayatın en kısa evresi bir anın içinde.. ve sen kendinde sorgulayacak gücün yokken bile buluyordu seni güzellikler modern yaşamın pranga izleri dururken bileklerinde.. çıkarıp kurtulmak istiyordu insan üzerinde ne varsa.. fırlatıp atmak giydiği kuşandığı, astığı taktığı her şeyden arınmak.. onarmak içini dışını tüm mümkünlerin eşiğinde.. derin bir soluk almak ve anda olmak her zerresine nüfuz eden o eşsiz ve soylu duyguların eşliğinde..
“Her acı yüreğimi parçalar patron ama bu kırk yaralı yürek çabucak sardığı için yaraları görünmüyor; sarılı yaralarla doluyum, o nedenle dayanabiliyorum”
Zorba’nın şu sözleri iyi ki dedirtir hep kendime.. iyi ki defalarca yaralanmışım, yaralanıyorum hep aynı yerimden; bir yüreğim olduğunu anlayabiliyorum.. kendimi kurtarmanın tek yolu, başkalarını kurtarmak için çabalamaktır diyorum aynı zamanda ve öpüp alnıma koyuyorum yaralarımı.. belki de onanmış cezalarımızın bedelini ödemek için geldik şu dünyaya.. şifası da kendi içimizde, dışımızda.. insan dediğin bir gizem; başka türlü nasıl yaşanır bilmem..
Bir çiçeğin yüzünü güneşe dönüşü gibi barışık, bir denizin koskoca dağa sırtını çevirişi kadar yalnız ve aşık bu hayata.. aslında neşeyle gülerek anlattığı şeylerin yanında, onca sustuğu daha neler neler var aklında bir bilseniz.. anlaşılmak gibi bir derdi yok; insanlar konuşur, yürür üzerinde kendi arşınlarken içini.. geçerken dünya üzerinden; artık bu yerküre ona eskisi gibi uzak ve bilinmez değil.. o da ister basit cümleler kurmak bir armutun altında yorgun otururken.. seyretmek ayrı ayrı çiçek açmış her dalı kaygısız.. sadece nefes almak göğsüne dolan hazla.. ama zehirliydi güzel olan çok şey, onlara köle olacak kadar güzeldi.. ah nasıl vazgeçebilirdi bu tutkudan, yaşadıkça içine dolan yaşamdan asude, anlattıkça kendinden eksilen zamandan geçtiğini bile bile..
Gittiğim yol, yol değildi belki.. belki çoğuna değdi, belki de bazıları sadece gitmek içindi.. ama gördüğüm her manzaraya gözlerimi bıraktım, duygularımı hislerimi, en çok da kalbimi.. usul usul eksilmek bu olsa gerekti, belki de kendini tamlamak, hayatın verdikleriyle tam olmak, bütünleşmekti.. insan yaşadıklarıyla öğreniyordu çok şeyi; bir kapı kapanırsa, bir kapı açılır.. dedim ki; her çıkmazın, çıkar bir yolu vardır.. çünkü her gün doğumu yeniden var olmaktı, sağlıktı, bereketti.. her gün batımı yorulduklarını, kirlendiklerini temize çekmekti..
Çam kokularıyla sarhoş olduğun bir orman varsa, hele bir de yağmur yağıyorsa; kavurucu bir yaz sıcağında köşe bucak arayıp sığındığın gölgeyi anımsa.. bak birazdan gün kararacak, karanlık bulaşmasın ruhuna, ruhuna ışık olan renkleri hatırla.. ve ben şimdi yaşlı çam ağaçlarının yüzlerine vurmuş yeşilin bilmem kaç tonunun mutluluğunu, derin ve sıcak kalbimde hissedebiliyorum.. pembe erguvan ağacının altındaki huzuru hayal ediyorum.. soluğum gözlerimin önünde bir bulut, tenime düşen yağmur damlalarının her biri birbirinden yaramaz.. unut diyor kalbim unut; mevsimler hak’ediş, yorgun bedenine güç, yorgun zihnine renkli ve kokulu anılar katacak..