@me_and_orla
TVSTRANGERTHINGS

JVL

Kiana Khansmith

titsay

shark vs the universe

izzy's playlists!
sheepfilms
Xuebing Du
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
𓃗
Keni
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
Cosmic Funnies
Not today Justin
Sweet Seals For You, Always
Misplaced Lens Cap
he wasn't even looking at me and he found me
will byers stan first human second

blake kathryn
seen from Belarus

seen from Belarus
seen from United States

seen from Jamaica
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from Venezuela
@simitinsusami
@me_and_orla
el/alem
hem merhametli hem idealist olunmazmış öğrendim...
saygıdan hürmetten asla taviz vermeden karşında senden yaşça büyük gözleri her an dolmaya hazır ile yüzsüz işveren ile ahlaksız insan ile uzlaşmak bir yana kıran kırana tartışılmazmış bile öğrendim...
kimse kimsenin her şeyi olamazmış...
tasasız dünyana dış mihrak tecavüz etmese de taciz bir çatlaktan sızar yolunu bulur huzurunun ağzına sıçacak bir neden bulurmuş, oh derken o el ovuşturur gün sayarmış...
insanın insana mahkumiyeti ‘’ yalnızlık Allah’a mahsus ’’ ile başlar, ilişkilerle örülü hayatın merkezindeki türlü tatsızlık yığınıyla devam edermiş...
iş, eş, ahbap, dost, konu-komşu, an’ın ortağı olan her kimse tatlısı acısına bulaşanmış...
özetle kendi özerk cumhuriyetinizin hüzün ve kırgınlık tablosuna bir bakın bakalım kaçında kaç isim yazıyor... beklentilerimiz, paylaştıkça çoğalanlarımız seçimlerimizle yada seçemediklerimizle dünyamızın baharatları olmaya devam edecek... sizi sizden çok merak eden el’alem’e aman dikkat !
Yaz’ın...
Yaz günü bir gün; bir köşesine yaz’alım aklımızın...
Bu ülkede birlik duygusunun nasıl darmaduman olduğunun trilyon sebebini geçelim de yavruladığı sonuçları yatıralım masaya...
Termometredeki dereceler her geçen gün bir üste tırmanmaya devam ederken onu sollayan alev alev yanan ülke gündemi bir hayli can sıkıcı. Sosyal medya hesaplarından görselin altına yazdığım birkaç cümle ile kelime israfı yapmadan içimi dökmeden edemeyenlerdenim. Bunun ne derece içten ne derece suni olduğunun elbet bir ölçütü yok ama okuyanın gönlüne değmesi biraz olsun sıradanın ötesinde olması, olumlu olumsuz yankısının olması kendimce değer kıstasım. Saniyenin bilgi aktarımı için çok uzun bir süreye denk düştüğü bu hız kuşatmasında konumlandığımız yer tamamen özgür tamamen kişisel... Neyi takip ettiğin, ondan nasıl beslendiğin, profilindeki özlü sözün, hemen altında bunla kel alaka olan bir eleştirel yorumun hepsi bir öz profil aslında. Bu renkli kargaşanın matematiği olduğu için de sosyal medya uzmanları ve tutarlık üzerine yazılmış kitaplar var. Kurumsal kimlik bir yana içten olmayan her ne ise onda da suyun zeytinyağına uyguladığı tavrı görmek mümkün.
Instagramda dolaşırken bir popüler kültür sanatçısının kızı ile farklı yönlere bakan fotoğrafının altında ‘’baktığımız yönler farklı ama kalplerimiz bir’’ ile başlayan sonunda şehitlerimize rahmet okuyan o dahiyane yazısını okuyunca yaşadığım beyin kargaşasını Fringe’in 4. sezonunda bile yaşamadığıma emin olabilirsiniz. Peki ama neden ? Belli ki bir annenin evlat acısından tutun da, hayatı sonan eren bir insanın yarım kalan hayallerinden, bir ‘’hiç’’ uğruna evet hiç çünkü deklare edilen bir savaş mı yılların sakız olan kan davasının sönen ocaklarına eklenen hanenin cansız bedenleri olan o can’larımız için sahiden yüreğin titrememiş, belli ki haberi izlerken gözünden süzülen yaşa sen bile şaşırmamışsın e o zaman dileme be kardeşim... Dileme baş sağlığı... Bu ülkede AVM’lerde toplu taşımada can güvenliği yokken, hergün ama hergün 3-5 şehit haberleri gelirken ulusal yas ilan edilmiyorsa, o sezlong da kaçmıyorsa ve sen baş sağlığını o saçma fotoğrafla diliyorsan bence sen dalga geçiyorsun...
Üzülmüyorsa, yapamadığı empati için suçlayacak değilim kimseleri, zira bu politik kimlikle hüzünlenmek filan marjinal akranlarımca çok arabesk bir tutum biliyorum. Yıl 2015 daha çağdaş düşünmeliyiz bu köhne zihniyetlerin kırıntısı filan... Peki.
Ne yapalım yani tatil de mi yapmayalım?
Yapalım...
Tıp kı gülmek ile tebessüm arasındaki o nüansta olduğu gibi kaybolan hassasiyetlerimizin haberimiz yokken kaldırılan naaşından haberdar olalım diye....
Yaz günü bir gün; bir köşesine yaz’alım aklımızın...
Ne yazmak istiyorsam sadece onu yazıyorum. Hoşuma giden şeyi. Yani tamamen kendim için yazıyorum. ''
J.K. Rowling
CRV ACA Amore Campione Architettura
Bukowski'nin dediği gibi, bir küçük bavula sığacak kadar olmalı tüm
eşyan; ancak o zaman zihnin özgür kalabilir . . . Ancak o zaman ruhun
bedenine eş olur belki. Kanatların ancak o zaman havalanabilecek kadar
hafifleyebilir.
Yatağın altında ya da dolabın üstündeki, belki kullanılmayan o dağınık
odadaki bavulu al getir, koy önüne bir bakalım . . .
Hayatın tüm yükü omzunda nereye kadar taşıyabileceğini sanıyorsun ?
Nereye kadar bu güldürmecede başrol oynayabilir insan ? Herkes kendi
oyununun başrolünde, milyonlarca sahne, milyonlarca oyun. Yüzbin
baloncuk yutar kalakalırsın öyle, hıçkırık tutar, gözünden yaş gelir,
yine sesin çıkmaz . . . İşin ucunda ayıplanmak, dışlanmak, ekmek
parası, anan, kardeşin, sevgilin, eşin, çoluğun çocuğun var . . .
Biliyorum . . .
Biliyorum, öylece havalanıp kaybolamazsın ortadan . . . ama bak, yaşın
kaç, ellerin tutmuyor, doktorlar bilgisayar kullanmaktan diyorlar.
Halbuki o ellerin ıslak çimenleri, sevdiğini, dünyayı, yaşamı özgürce
kucaklamak istiyor; bilmiyorlar. En ufak bir sinir, üzüntü soğuk
algınlığından seni yataklara düşürmeye yetiyor. Vücudun yorgun bir
savaşçı gibi; kırılgan. Bazen ayakların geri geri gidiyor. Bazen
gözlerin donuklaşıyor; etrafa bir maskenin ardından bakıyormuşsun gibi
hissediyorsun, soğuyorsun . . . yüreğin, ruhun soğuyor . . .
Biliyorsun . . . Yazık ediyorsun kendine . . . İçindeki canlılığı gün
be gün öldürüyorsun . . .
Gün bugün o zaman, haydi başla bavulunu doldurmaya . . . Madem çok
korkuyorsun, bu ilk alıştırman olsun. Zaten sandığından çok daha zor
olacak, hayatını elemek. Öyle basit iş değil; hayatın sandığın tüm o
yükü bir bir omuzlarından boşaltmak . . . Önce kafanda bitireceksin
derler ya, doğrudur. Önce kafanı özgür bırakacaksın, o bir koşu
çimenlere, mavi denizlere, gökkuşağının altına gidip gelecek, bir iki
zıplayıp, havalanacak. Sonra yüreğine anlatacak, korkacak bir şey yok.
Ve başlayacaksın bir bir ayıklamaya, sahteyle gerçeği; yaşamsal olanla
kurmaca olanı ayırt etmeye . . .
Seni hayatta tutmaya ve huzur vermeye yetecek şeyler aslında o kadar
basit, o kadar temel ki . . . Ve bunların hepsi o bavula bir bir
rahatça yerleşmeye hazır, seni bekliyorlar.
Gün, bugün . . .
Toplan, gidiyoruz . . .
part 1
Seneler evvel yazdığım kadar fütursuz ve sınırsız yazamadığımı farkediyorum uzun süredir belki bundan daha az yazmam...Oysa geçmişe kıyasla kaleme olan ihtiyacım keyfiyetin ötesinde bir sığınma hali. Birikenleri toz bulutu yapıp havaya üflemek gibi...Sesinin kendi sesine yankısı gibi....yazacak zaman bulamama yalanıyla kendimi kelimelerimle yüzleşmemden uzak tutacak tüm bahanelerimi elimin tersiyle itmeye söz verdim bugün, nereye gideceğimiz hedeflemediğim başı boş rotamda yol kat ederken.
Hayatımın en en baş döndürücü yılı oldu sanırım kim bilir belki kırılma noktasıdır da ben bunu seneler sonra anlayabileceğimdir. 10 aydır hayatım hem yerleşik hem emanet, seçimlerim hem idealim hem borçlu kaldığım...Kocaman şehrin içinde tutkunu olduğum özgürlük hissi ile hep temkinli kalan istikrarını bozmamaya çalışan oto kontrolüm kol kola biri sağımda diğeri solumda, sırtımı dayadığım her çıkmazın sonunda tutunacak dal olan niyetim. O niyet ki en mahrem... Hem ne gizli yaradanla yaradılan arasında. Hem ne aleni görmeyi bilene. Ben biliyorum ki niyetimi tamam diyorum olacak yada olmayacak ama sen şimdi bunu çabanla kaderin akışına teslim ettin ya oldu bil. Bu süreçte çok danıştım aklına, deneyimine, hislerine bana olan sevgilerini bildiklerime ama en sonunda aklım fikrim çöl yine yaptım bildiğimi. İlk dönem haftada 5 gün, ikinci dönem haftada 4 gün gittiğim okul sürecinde 90 kredi ders aldım, eş zamanlı tez yazdım 2 işe girdim çıktım, 8 mülakata gittim 3’ünden olumlu geri bildirim aldım birine ben yan çizdim diğer ikisi fragman tadında… Deneyimlediklerimi başka bir başlıkta detayları ile yazacağım…
8 ay… Zevkten ihya… Herşey yeni ya bayıldığım adaptasyon sürecinin tazeliği…
Anadolu’da doğup, Batı’da okuyan herkesin yaşadığı o kimlik başkalaşımı… Doğu’da kibar ve aristokrat kalırsın, Batı’da edepli yanın enayilik ve saflık sanılabilir, gözün açılmamıştır zira çakal olmak ya da hinlik hakkını aramanın ön koşuludur ya bu topraklarda… :) Yapılan iyiliğin lütuf sayıldığı herkesin kendi başının çaresine baktığı, bakmak zorunda olduğu, güven paranoyasının zirvelerine kurulan bir şehrin bu kadar güzel olması ve şeytanın önünde ceketini iliklediği cinsiyetin yakıştırması cazibesine ne kadar yakışır. Yağmurunda rimelleri akan bir şehir daha var mıdır?
Serüvenin ilk yarısı tamamlandı perde kapandı şimdi kısa bir mola ikinci yarı başlayına yazacağım yine :)…..
-- pusula --
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... Herşey sende saklı..can yücel
Vedema - Santorini, Greece
Built around a 400-year-old winery and encircled by ancient walls, Vedema Resort in Santorini is a destination all on its own. Overlooking the azure Aegean Sea or the beautiful surrounding gardens, 45 luxurious, traditionally designed villas welcome guests with minimalist, island-inspired interiors graced with shiny marble floors, sumptuous beds, and top-notch amenities. All units boast expansive terraces and some of them have their own private outdoor pools and Jacuzzis. Dining options range from exquisite Mediterranean cuisine to traditional Greek specialties, and the spa invites total relaxation, with chocolate massages and revitalizing Mojito body scrubs.
Website | TripAdvisor
Villa M by Atrium | Mr. Goodlife
#23NisanUlusalEgemenlikveCocukBayramı kutlu olsun. Özümüz, değerlerimiz sticker değildir kazıyınca çıkmaz ; ten gibidir ruhumuzun çeperi.
Son zamanlarda en sık izlediğim klip, içinde nefis bir mizah var.Bizdeki gibi şarkının sahibi esas oğlan yada kız sonra bikaç figüran manasız bakışmalar kamerayla flört haline inat mekanik ilişkilerin çok uzağında izleyenin bir an olsun gözünü ayıramadığı bir dans şöleni.
Kardeş payı ve beş kardeş payında yarım kalan yine ülkemizde kitlesi reytinge kurban vermeye alıştığımız absürt komedinin de kırıntılarına rastladığımız bu klip müziğin dansta yaşantısıdır.
Bayıldım.
Hotel Ekta - Paris, France
Envisioned by interior designers and decorators Jean-Philippe Nuel and Natasha Stojkovic, Paris’ chic Hotel Ekta features sleek and colorful retro interiors in black, white, and bright pops of yellow. Offering nice city views, each of the hotel’s playful rooms comes with a plush double bed, Smart TV, and modern bathroom, while the extensive suites have private terraces and separate living rooms. A funky lounge adds to the hotel’s fashionable look and style.
Website | TripAdvisor
Compact Karst House, Vrhovlje, Slovenia by Dekleva Gregoric Architect. (Photography: Janez Marolt)
Cityscapes Jeremy Mann
yabei wang
günaydınımsı