King Arthur ve İlk Sinema Salonu
O sıralar kaç yaşında olduğumu hatırlamam ama küçüğüm baya. Tahtadan kılıçları yaptığımız dönemler, en sağlam tahtalı olan çocuğun fiyakasından geçilmeyen dönemler. O zamanlarda Urla’dan, İzmir’e gitmek ölüm gibiydi, çok uzaktı. Her hafta sonu giderdik anne-annemin yanına ancak öyle gezmeye vs. gidilmezdi. Her neyse, sinema bir tek İzmir’de var, Urla’da yoktu tabi. Derme çatma bir merdiven altında sinema açıldı o zamanlar Urla’ya, tabii değişik bir şeydi bizim için o zamanlar Sinema. Tek film vardı, seansları geldikçe dönüyordu o tek salonda. Annem, babam, yakın arkadaşlarından komşular toplanmışız sinemaya gidiyoruz. İlk girdiğim film o değildi tabii, ancak ilk izlediğim film oydu. Sahnelerini hala unutmam, hala aklımdadır. Açıp şu an izlerim, şimdi bu olacak derim ki aradan 12 sene geçmiş, ben o zamamlar çocuğum.
O sıralar etkisindeyim filmin ama yok böyle bir etki. Bir de o filmin afişi vardı, oklu kılıçlı filan. Ben çok beğendim, dedim ya durmadan aynı film dönüp duruyordu her gün diye; bir tane yırtılmış, eskmiş bir afiş vardı kocaman. Sinema salonunun sahibi o afişi bana vermişti ve kanıma galiba ilk o zaman sinema aşkını sokmuştu.
Şimdi bakınca ne olacak diye düşünülebilir ancak o benim odamın duvarında, yıpranmış, bir şeyler yaşayan o afiş yıllarca durdu. Şimdi odamın duvarında İnarritu, Kubrick, Hitchock, Chaplin ve daha bir sürü kişinin posteri, afişi var ancak o afiş yok, eski ben yok, eski ev yok; yıkılmış.
Özlüyorum o günleri bak hiçbir şeyi özlemediğim gibi, hiç kimseyi görmediğim gibi görmek istiyorum o sinema salonunu ve ilgiyle izlediğim o Kral Arthur’u.








