Yaşantımda uzun bir süre kendime hiç vakit ayiramiyacagim kendi dünyama dalamiyacagim bu tatlı değerli yorgunluklar olacakmis işte bu yüzden zamanında fazlasıyla kendimle başbaşa kalabilmisim
‘’Karanlığı öğrendim anne. Alacakaranlığı. Tam karanlık olmasa da, alacakaranlık çok kötü bir şey. İnsan oraya buraya çarpıyor. Şimdi karanlığı öğreniyorum, zifiri karanlığı… Bu gece biri bana, “ Tam karanlığı bilmeyenler, dünyayı aydınlatacak ışığın da ne olduğunu bilmezler, bunu aramazlar, dedi..’‘
- Cesedin bulunduğu poşette parmak izin çıktı. Nasıl sen öldürmedin?
- Memur Bey ben çöp konteynırının içinde oturuyordum zaten, poşeti benim üstüme attılar. Ben de gayri ihtiyari kafama gelmesin diye tuttum poşeti. Yani tutamadım, kafama geldi. Parmaklarım orada dokunmuştur poşete…
- İnsan niye çöpte oturur ki?
- Evde daralır amirim. O yüzden oturur…
- Git kahvede otur.
- Çöpte hiçbir insanla göz göze gelme şansınız olmaz amirim. Çöpü atarken bile çöp konteynırının içine bakmıyorlar. Ben bütün elleri inceliyorum. Ama daha kimsenin yüzünü görmedim, kimseyle yüz yüze gelmedim. Ojeli kadın görmedim mesela… Bir de amirim; çöp atan erkeklerin çoğunun elleri nasırlı ve genellikle bekarlar. Yüzüklü erkek bir ya da iki tane gördüm. Yok yok bir tane gördüm. Demek ki çöpleri genellikle kadınlar atıyor. Bir de içimdeki pis kokuya başka türlü katlanamıyorum sanırım.
- Pis koku?
- Vicdanım amirim… Yanıyor. Yanık kokusu gibi.
- Evde niye daralıyorsun?
- Karım gitti.
- Nereye?
- Terk etti.
- İsmi ne?
- Mualla Haşmetoğlu.
- (…) Az bekle, içerden çağırıyorlar…
- Mualla Haşmetoğlu mu dedin?
- Evet amirim…
- 2 gün önce ölmüş o da…
- İşte onu ben öldürdüm. Siz bana adamı soruyorsunuz…
- Niye öldürdün?
- Cinnet diyelim. Peki amirim siz niye adamı öldürdünüz?
Eskiden yağmur sesi ilaç gibi gelirdi, dinlendirirdi ruhumu. Artık o da kafamın içi gibi huzursuz ediyor... Benim sorunum ne büyümek mi insanı en çok bilinmezlik mi yoruyor ? Artık tuhaf bir hal aldı durumum. Sürekli kendimi yoklar oldum, şuan şu yolda yürüyorsun mutlu musun? şu ortamda güldün içten miydin ? Gerçekten iyi hissettiğim anlarda bile kendi kendimi üzecek şeyler düşünmeye başlıyorum. Eskiden kendime karşı acımasız değildim bu kadar. İnsan düşmanına engel olabilir kulaklarını tıkar onu takmaz bulur bi yolunu ama kendimden nasıl kurtulurum bilmiyorum . Kendimle düşman mıyım barışacak mıyım neyim ne oluyorum ne yapmalıyım?
Döndü Şengül o gün, kızının zihninde bir kez daha öldürüldü…
"Yıllarca eşinden şiddet görmüş Döndü Şengül. Bir insanın maruz kaldığı şiddet hele ki tekrar ediyorsa, onurunu zedeler, kendine olan saygısından bir parçayı öldürür. Yoksulluk ve adaletsizlik her seferinde onu şiddet gördüğü eve geri götürmüş, umudundan da çokça yitirmiştir elbet. Bir gün henüz altı yaşındaki kızı “babam gece uyumadan önce bacaklarımın arasına dokunuyor” demiş, anneliği kaç parçaya bölündü kim bilir?
O güne dek katlanmış olduğu şeyler, belli ki kızının istismarı ile katlanılamaz hale gelmiş, çocuklarını alıp evini terk edebilmiş. Yolundan dönmemiş, yine de adalete güvenmeyi seçmiş ve çocuğunu istismar eden kocasını şikayet etmiş. Mağdur çocuğu ve kadını korumakla yükümlü devletin mahkemesi ise “bekareti bozulmadığı” gerekçesiyle babayı salıvermiş…
Hikayenin sonrası malum. Salıverilen koca bekleneni yaptı ve Döndü Şengül’ü sokak ortasında kurşunladı. Kadından geriye kalan ne varsa orada öldü. Çocuklar bir kuruma yerleştirildi. Adam eşini kasten öldürmekten ve çocuğuna istismardan hüküm giydi.
O güne dek katlanmış olduğu şeyler, belli ki kızının istismarı ile katlanılamaz hale gelmiş, çocuklarını alıp evini terk edebilmiş. Yolundan dönmemiş, yine de adalete güvenmeyi seçmiş ve çocuğunu istismar eden kocasını şikayet etmiş. Mağdur çocuğu ve kadını korumakla yükümlü devletin mahkemesi ise “bekareti bozulmadığı” gerekçesiyle babayı salıvermiş…
Hikayenin sonrası malum. Salıverilen koca bekleneni yaptı ve Döndü Şengül’ü sokak ortasında kurşunladı. Kadından geriye kalan ne varsa orada öldü. Çocuklar bir kuruma yerleştirildi. Adam eşini kasten öldürmekten ve çocuğuna istismardan hüküm giydi.
Geçtiğimiz hafta üst mahkemenin kararı bozması ile bu düzenden adalet beklenmeyeceğini bir kez daha görmüş olduk. Mahkeme bunca yaşanandan sonra katil babanın çocuğa istismar suçundan beraatine karar verdi. Gerekçe aynıydı: çocuğun bekareti bozulmamıştı! Hukukçular bas bas bağırıyor, “İstismarda bekaret bir ölçüt değildir”. Ruh sağlığı uzmanları açıklamalar yapıyor: “Çocuğun cinsel istismarı, tamamlanmış cinsel ilişkiden ibaret değildir, çocuğa karşı cinsel içerikli her türlü söz ve davranış istismardır”. Çocuğa karşı işlenen cinsel istismarın her türü suçtur! Hâlâ bekarete göre karar alabiliyor mahkemeler.
Avukatlara göre bu karar, suçlunun cinayetten aldığı cezayı da etkileyecek ve olasılıkla 6-7 yıl yatıp çıkacak. Döndü Şengül yıllarca şiddet gördü, tehdit edildi ve sonunda göz göre göre öldürüldü. İki çocuğundan biri annesini hiç tanımadan büyüyecek, diğeri zaten mağdur. Ara ara çıkıp ne büyük adımlar attıklarını anlatadursun iktidarın temsilcileri, kadına da çocuğa da verdikleri değer ortada.
İstismar edilen çocuk bugün dokuz yaşında. Annesinin maruz kaldığı şiddete tanıklıkla ve istismarla geçen yılların ardından annesini de kaybetti. Üstelik annesinin katilinin babası olduğunu bilerek yaşamını sürdürecek. Tüm bunların sorumlusuna verilecek 6-7 yıllık bir ceza için yaşadığı travmatik olayları, tekrar tekrar birilerine anlatmak zorunda kalacaktı.
Avukatların aktardığına göre; çocukla daha önce uzmanlar eşiliğinde yapılan görüşme kayıtları ve uzmanların konu ile ilgili kanaatleri mahkemeye sunulmuştu. Yapılması gereken, çocuğu tekrarlayan travma etkisinden korumak için bu verilerin kullanılması ya da bir uzman eşliğinde çocukla yalnız görüşülmesiydi. Onun yerine çocuk tekrar mahkemeye çıkarıldı, hem babasının hem de tanımadığı onca insanın önünde sorguya çekildi, istismarı anlatması istendi. O çocuk, o mahkeme salonunda, annesinin ölümünden maruz kaldığı cinsel istismara kadar ne varsa hepsini yeniden yaşantılamak zorunda kaldı. Döndü Şengül o gün, kızının zihninde bir kez daha öldürüldü…
Çocuğun teyzesi “Kız kardeşim, kızını öz babasından korumaya çalışırken öldürüldü. Dokuz yaşındaki kıza inanmak yerine annesini öldüren adama inandılar” diyor. Çocuğun zaten annesinin ölümü nedeniyle kendisini suçladığını, psikolojisinin iyi olmadığını anlatıyor ve ekliyor: “Bu karardan sonra onu hiçbir psikolog, hiçbir ilaç tedavi edemez!” Suçlular belli ama teyzenin bu isyanı altında biz eziliyoruz. Bir kadın öldürüldüğünde, bir çocuğu koruyamadığımızda bizim sesimiz titriyor.
Son sözüm kadınlar ve çocuklar yerine katilleri, istismarcıları koruyanlara. Bilin ki titreyen sesimiz hüznümüz kadar öfkemizdendir. Kadınları yaşatacağımız, çocukların çocuk kalabileceği bir dünya için hiç yitirmediğimiz umudumuz ve mücadele azmimizdendir. Titreyen sesimiz, insanlığımızdır ve o var olduğu sürece siz kaybetmeye mahkûmsunuz!"
Sosyal medya alanım çok geniş çünkü aktif olarak kullandığım 3 twitır ve 2 instagram hesabım var .Hiçbiri stalk amaçlı değil her biri için farklı bir tarz kullanma ihtiyacı hissediyordum fakat bunun içimin şeffaflığına ve duygularıma yoğunlaşmama engel olduğunu farkettim. Zaten her anımı arkadaşlarıma yansıtma isteği hevesi de yok içimde artık . Yalnız hissediyorum,kimseyi içimi açacak kadar yakın hissetmiyorum sanki . Bilmiyorum işte birçok duygu karmaşası uygulamaları kaldırmama sebep oldu. Sadece Tumblr ve Pintereste ve indirdiğim bir kaç oyunda vakit öldürcem. Vaktimi değerlendirmeye gelecek olursakta zaten çalışıyorum bana kalan vakitte dizi film ve ayşecikin hediye yolladığı kitabı bitirmeye çalışıcam şimdilik.. ( mileneya mektuplar).
önümde yaşadığım birçok olayın leş sonuçları duruyor ve ben bunlara sırtımı dönüp kaçıcam ,her zamanki gibi elimi ayağımı çekicem. Evet bu her ne kadar korkak ve zavallıca bir savunma şekli olsada daha az acıtıyor ve bittiğinde rahatlamış oluyorum. Tabi o iç savaştan güçlü çıkıp yeni hayal kırıklıklarıyla mücadele etmem gerekiyor ama bu telaş içinde bitip tükenen bir zamanın içinde olduğumu ilk defa farketmemin laneti ..?
Bir kaç ay Twitter da takıldım fakat insanların oradaki tek derdi;attıkları her adımı, aldıkları her nefesi komik bir twit haline getirebilmek.
Az önce tumblrda kendi sayfamda en eskilere kadar gittim ve burda ki benin bile Twitter daki benden kalite farkı kat kat üstünde.Ha güzel espriler dönüyor mu orda ? Elbette… Ama ne kadar güzel olursa olsun ciddiyetsizlik ve hayata o sağlıksız bir şekilde bitmeyen alaycı bakışları insanı duygusuzlaştırıyor duygusuz insan insan mıdır ki ? Yok yok ben almıyayım benim yerim tumblr her zaman olgun insandan yanayım benim mizacımda buymuş öğrenmiş oldum:)