Sevdim,
Seviyorum,
Seveceğim.
Monterey Bay Aquarium

tannertan36

pixel skylines
occasionally subtle
noise dept.
🪼
The Stonewall Inn
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Cookie Run:Kingdom Official!

Origami Around
Fai_Ryy
Not today Justin

blake kathryn
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Noah Kahan
official daine visual archive
★
EXPECTATIONS

Product Placement
macklin celebrini has autism
seen from Venezuela

seen from United States
seen from Kyrgyzstan

seen from Chile
seen from United States

seen from Germany

seen from France

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Nepal

seen from Germany
seen from Bangladesh
seen from Italy
seen from India

seen from Malaysia

seen from Venezuela
seen from United States
seen from Philippines
seen from United States
@sokakbasiizmaritleri
Sevdim,
Seviyorum,
Seveceğim.
sözlerim kifayetsiz, gözlerin dilsiz.
aynanın karşısında dudaklarımla konuştum bu gün. seni sordular bana. "sıcaklığım nerede?" dediler. onlar bile seni bu kadar benimsemişken, ben nasıl olurda seni içimden söküp atayım? içim acıya acıya "yok" dedim kendi kendime. "bir öpücüğü bize fazla görmeyecek biri yok artık..."
Aslında gidenler korkak değil midir? Kalıpta acı çekmek zor olandır. Bir kapı çarpışı sadece kalanın kulaklarında yankılanır. O tüm sözlerin ukdesi, kalanın evinde dolaşır. Yarım kalan sözleri, kalanlar doldurmaya çalışır. Gidenler, bir kapı çarpışından korktuğu için başkalarına çarpan, ukde onu boğmasın diye başkalarını boğmasını sağlayan, yarım kalan sözleri dolduramayacak kadar aciz olanlardır. Sorsalar gidenlere, bırakmışlar geride. Sorsalar kalanlara, gidenlerin ardı acısında. Bazense gidenler, aslında en çok kalanlardır.
belki de biraz da olsa kendime gülümsediğim için hayattayımdır
Ben senin yerine de yaşarım
sadece gülüşüne inandım
gerisi yalandı bende
annemin hayatı bana bohça olur mu dersin?
göğe un serptim bu sabah,
bir kuş kanadında gömüldü ismim,
dilimin ucunda bir cenaze yürüyüşü
sessizlik, yasımı selamladı.
tavanda asılı bir bakışın kaldı,
ne yana dönsem gözlerime saplanıyor.
gözyaşım değil artık bu damlayan,
ruhumun yırtık yerinden sızıyor.
tenimde adresini kaybetmiş dokunuşlar,
hangi geceye bastın ayak izini?
gölgeme bile anlatamıyorum seni,
seninle başlayan cümleler eksik bitiyor hep.
kırık saatler dizdim içime,
her biri başka bir anıya tutuklu.
zamanı katlayıp cebime sakladım
sana ulaşamayan mektuplarla birlikte.
ahım geçmesin kursağından,
sen zaten çok kez geçtin içimden.
ateşim sönene kadar sana sarılacağım,
alevime kor olduğunu bilmeden.
Suskunlukla çarpışıyor içimdeki fırtına.
Ne kadar sustumsa, o kadar büyüdü acı.
Saklanmak istedim, gölgelerde değil; yoklukta.
Çünkü var oldukça hatırlıyordum seni,
ve hatırlamak, bin ölümü aynı anda yaşatmaktı.
yanlış zamanda sevdim belki ama hepsi gerçekti.
şiirlerimde bile ilham yok artık. ben o kadar çok yazdım ki, artık mürekkebim değil, hislerim tükendi.
Kır çiçekleriyle geldiğini sandım…
Meğer başkasının baharını taşımışsın.
Sustum… Çünkü kelimeler bile kırgındı artık.
Güneş doğsa da içime,
Gölgen hep kış gibi kaldı…
Başını göğsüme sakla
başka kimsenin saçları kayışmaz
senin saçlarından başka
hatam ahuzar,
ben en çok
olmayacağını bile bile
hayal ettiğim için yanıldım
bir ömrü seni anarak yaşadım
ve şimdi,
senin olmadığın bir ömrü
sana yara yara bitiriyorum.
-bizi nasıl etkilemesin..
Gözlerim takılı kalıyor bir yerlere. Bir kaç şekli sana bezetiyorum. Geceleri bana eşlik eden yıldızlarda seni arıyorum. Elim telefona gidiyor. Sonra bir süre duraksıyorum, boşluk sarıyor içimi. Sen o telefonda artık yoksun ki... Göz çukurlarım sulanıyor. Bir çiçeği sular gibi sen ıslatıyorsun gözlerimi. Toprağına bile olsa akıtmak istediğim o göz yaşlarımı, yokluğuna adıyordum. Elimden bir şey gelmiyor. Zaman geçiyor, ama geçmiyor da aslında. Adın hâlâ dudaklarımda. "Gel" diye yalvaramıyorum Allah'a, boş ümitler beslememek için. çünkü benden en çok giden sendin, hâlâda gidiyorsun. Bir fotoğrafın köşesinde takılı kalan gülüşünle konuşuyorum bazen, beni duymasan da ben seni hissediyorum. Sokakta yürürken tanıdık bir parfüm çalıyor burnuma, birden kalbim hızlanıyor çünkü bu koku senin… Ve sen yoksun. Tam o anda soluyor kalbimin kırmızısı. Bir şarkı çalıyor, tam içimden geçen, “Unutmak” diyor ama nasıl? Unutmak için önce seni içimden çıkarmam gerek, oysa sen artık içim değil, ben olmuşsun. Uyumak istemiyorum bazı geceler, rüyamda göremem seni diye korkuyorum. Ya gelmezsen? Ya gelir de gitmek zorunda kalırsan yine? Bilmiyorum. Sadece soruyorum; birinin yokluğu, bu kadar varlık gösterebilir mi içimde? Sensizlik, seninle dolu bir boşluk gibi olmuşta benim haberim yok. Ve ben o boşlukta, seni sevmeye devam ediyorum.
-sokakbasiizmaritleri-