sende alıp başını gitme ne olur,
noise dept.
One Nice Bug Per Day
KIROKAZE
todays bird
★

ellievsbear
The Stonewall Inn

tannertan36
Sade Olutola
tumblr dot com
hello vonnie
Cosimo Galluzzi
Misplaced Lens Cap
Today's Document
No title available
d e v o n
Monterey Bay Aquarium
Claire Keane
NASA
Jules of Nature

seen from Mexico

seen from United States

seen from Italy

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Italy
seen from Ukraine

seen from Germany

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Saudi Arabia

seen from Austria

seen from Netherlands
seen from Türkiye
seen from Switzerland

seen from United States
seen from United States
seen from China
@soleildelamort
sende alıp başını gitme ne olur,
perşembe günü, dünya daha fazla ayağıma dolanmadan, var edilmiş olmamın bir nebze hakkı için, alabilinecek en güzel kararı aldım. binler hamd olsun
muhabbetin bolluğundan kalbimin yerinde duramadığı yer. Bursa, Külliye.
"siz söyleyin, insan seve seve ölmez ne yapar"
"uzatma dünya sürgünümü benim"
vizelerimin başladığı gün psikiyatri randevumun olması çok özel
Nostalghia, 1983, Andrei Tarkovsky
kızgınlığım kendime. gerçekten kendime. her seferinde amacımı unuttuğum için kendime. elimizdeki imkanlarla üretemediğimiz için, çalışmadığımız için, tembel olduğumuz için bana ve size. sözlerle bir şeyler yapamayacağız. yıllardır müslüman coğrafyalarının hepsinde, hepsinde zulüm var. eğer ben/biz yeterince dertlenseydik dur diyebilecek gücümüz olurdu elimizde. duadan, duyurmaktan başka şeyler de yapabilirdik. kınayıp bırakmazdı sadece hükümet. suç bende/bizde. çünkü hep aynısı oluyor. çilesini onlar çekiyor, ben yatağımdan seslerini duyurmaya çalışıyorum. çilesini onlar çekiyor, şiirini ben yazıyorum. çilesini onlar çekiyor, ben mescid-i aksa namusumdur diyorum. çilesini onlar çekiyor, ben edebiyatını yapıyorum. hepimize kalp zihin açıklığı diliyorum.
Quick reminder #2
kimisi İskandinav ülkelerinde yaşayıp orkinos balığı avlayıp sarışın çocuklar dünyaya getirmenin hayalini yaşıyor. bomboş hayat. insan bu coğrafyanın insanı olmanın ne kadar onur verici bir şey olduğunu nasıl kavrayamaz! bi kere sen şu nizamın belirleyecisisin. yazık
sen, çiçeklerimin kokusundan daha güzelsin süheyla,
Mardin'de, bir manastırın bahçesinde çektim bu kareyi. İlk gördüğümde tüm mevcudiyetimle huzura daldırmıştı beni. Binlerce yıl öncesinde kuyudan su çeken hanımları, manastır bahçesinde koşan çocukların selerini duymuştum sanki. Hâlâ baktıkça usulca içime yayılıyor aynı hisler. Fakat fotoğrafı gösterdiğim bazı kişiler benim aksime kasvet ve ölüm gördüklerini söylediler. Uzunca bakamadılar bile fotoğrafa. Azımsanacak bir çokluk da değillerdi üstelik. Bunca aydınlığa, kapatılmış kuyuyu parıldatan ışığa, bir yandan dökülürken bir yandan toprağa can olan yeşilin binbir tonuna, gelincik misali tüm dikkatleri üzerine çeken kırmızı çiçeğe ve nicelerine rağmen, nasıl olur da ölümü hatırlar insan. Canım Kaygusuz kimyamızın bozuk olduğuna dem vuruken haklı mıydı acaba. Gerçekten, toprağa tutunacaklarına ölüm korkusuna mı tutunuyor insanlar?
'öylesine âşikârsın bellisin.'
"aya bakıyorum 'ben kaybolup gidenleri sevmem' dediği geliyor aklıma hz. İbrahim'in."
"kaybolup giden ne çok şeye sımsıkı bağlıyım oysa."*
mardin sokaklarını kafamda mûtemadi bir şekilde yankılanan 'taşın hafızası var, taşın yankıları var. dinle.' sesleri eşliğinde adımladım. o sesi hiç susturamadım. küçükken oynadığım kulaktan kulağayı bu sefer yapılar ile yeniden oynadım sanki. bir kedi sesi, bir kanat çırpışı, bir ruzgâr uğultusu eşlik etti oyunumuza. o ses içimi usul usul kavurdu da, söndüremedim. şimdi çektiğim fotoğraflara baktığımda duyamadığım tüm sesler gülümsüyor yüzüme. içine düştüğüm bu âlemden çıkamıyorum.
3/15.12.20, deyrüzzaferân
bir sanrı mıydın mardin. yürüdüğüm sokaklar, başını okşadığım çocuklar, yollarında hissettiğim korku. nar çiçeği kolonyası kokulu bir hayâldin sanki.
"Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış üç günlük bir kedi yavrusu gibi kendimi zavallı hissediyorum. Odamdaki duvarlar birdenbire büyüyüveriyor. Pencerelerin dışındaki şehir ve hayat bir anda, insanı boğacak kadar kudretli ve geniş oluyor... Zannediyorum ki tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağının bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karmakarışık dünya beni bir buğday tanesi, bir karınca gibi ezip geçiverecek."
ı wanna live up here