Bana gururlu şeyler söyle, Mutlu hikâyeler, Huzurlu güzellikler, Umudu anlat, İnancı…
$LAYYYTER
AnasAbdin
No title available

blake kathryn

@theartofmadeline
Claire Keane
we're not kids anymore.
d e v o n
Mike Driver
Keni

No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Kaledo Art
todays bird
No title available
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

祝日 / Permanent Vacation

pixel skylines
Alisa U Zemlji Chuda
I'd rather be in outer space 🛸

seen from Ukraine
seen from Venezuela

seen from Türkiye

seen from Philippines
seen from United States
seen from China
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Argentina
seen from France

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@soytarikarga
Bana gururlu şeyler söyle, Mutlu hikâyeler, Huzurlu güzellikler, Umudu anlat, İnancı…
evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
sanki böyle niye ben oradan geliyorum
telaslı, aç gözlü kurbağalara
bakmaktan
bilmiyorum
bilmiyorum, bilmiyorum
ben, yani yusuf, yusuf mu dedim?
hayır, yakup
bazen karıştırıyorum…
grili çocuk
şimdi nerede uçuk benizli çocuk
denizi izliyordur, endişeli…
bir keresinde sımsıcak kalbinin neşeli
ve gözlerine yükselen şarkıları
duyulmaz olmuştu, günsüz kaldım.
iki akgülünden gülümseyişinin
yolumu bulduğum çocuk
gitti, yalnızlığın balkanlarından
gelen soğuk hava dalgası
beyaza bürüdü her yeri.
şimdi her yer akgül rengi
ve hiç bir nirengi noktam yok artık
bu öykü sona erecek çok
geçmeden tamâmen.
bu iş bitti hafız burhan bey
bitti beyefendi
sükût lütfen.
benim yürek fısıltılarımı
ayırmalı dalga seslerinden
böyle vedalaşmalıyız uzaktan
hiç üzülmemeli çocuk.
sen benim hiçbir şeyimsin
sen benim hiçbir şeyimsin yazdıklarımdan çok daha az hiç kimse misin bilmem ki nesin lüzumundan fazla beyaz sen benim hiçbir şeyimsin varlığın yokluğun anlaşılmaz galiba eski liman üzerindesin nasıl karanlığıma bir yıldız olmak dudaklarınla cama çizdiğin en fazla sonbahar otellerinde üniversiteli bir kız uykusu bulmak yalnızlığı öldüresiye çirkin sabaha karşı öldüresiye korkak kulağı çabucak telefon zillerinde sen benim hiçbir şeyimsin hiçbir sevişmek yaşamışlığım henüz boş bir roman sahifesinde hiç kimse misin bilmem ki nesin ne çok çığlıkların silemediği zaten yok bir tren penceresinde sen benim hiçbir şeyimsin yabancı bir şarkı gibi yarım yağmurlu bir ağaç gibi ıslak hiç kimse misin bilmem ki nesin uykumun arasında çağırdığım çocukluk sesimle ağlayarak sen benim hiçbir şeyimsin
ya sensizlik ölmekse
Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildim Düşünürdüm neyi mi? Hep seni odalarda Kimdi bana benzeyen baktığım aynalarda Senden başkası miydi o sesiz beklediğim Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim Kim bilir ağlamayı olup kendi kabrinde Sensizliği bu turlu benim kadar kim bilir Aksam karanlığında herkes gider o gelir En sevdiğim çiçekler çürümüş ellerinde Kim bilir ağlamayı olup kendi kabrinde Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka turlu Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde Yasamak nerde hani yasamak gücü nerde Bilinmez sensiz kalan yasıyor mu olu mu Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka turlu.
bir adın kalmalı
bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye bir de o kahreden gurbet sen say ki ben hiç ağlamadım hiç ateşe tutmadım yüreğimi geceleri, koynuma almadım ihaneti ve say ki bütün şiirler gözlerini bütün şarkılar saçlarını söylemedi hele nihavent hele buselik hiç geçmedi fikrimden ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın içimin nehirlerinden evet yangın evet salaş yalvarmanın korkusunda talan evet kaybetmenin o zehirli buğusu evet nisyan evet kahrolmuş sayfaların arasında adın sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı bu sevda biraz nadan biraz da hıçkırık tadı pencere önü menekşelerinde her akşam dağlar sonra oynadı yerinden ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı yani ben seni sevdiğim zaman ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın yine de bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye bir de o kahreden gurbet beni affet Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
yanık jandarma
şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında bana çarpıp geçiyor günün kambur kuşları uğulduyor kalbim, nasıl da uğulduyor sanki bir arı kovanı ve dilsiz bir alfabe yürüyor dudaklarıma dilsiz bir alfabe, ilk harfi bıçak olan bir deniz düşün yükseliyor durmadan. şimdi ben öksüz bir hitabeyim bir mezarın başında beni hatırla kalbim o günlerin hatrına hatırla ki o mavi yatağın boş kalmasın çünkü tırpanla everirler bir başağın boynunu utanılacak bir şeydir dört ablayla büyümek iyi bilir çocuklar bu tufanın sonunu hatırla ki o baykuş ardından ağlamasın şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında bana yalan söylendi vahşi atlar yok burda ve gelişi güzeldi neşenin gidişini hiç görmedim kasvet mi orası benim bahçem o çitleri ben çektim çünkü yağmur korkutur bir dağı ancak yaşamak mı yazık ki ben bilemedim
istanbul
Salkım salkım tan yelleri estiğinde Mavi patiskaları yırtan gemilerinle Uzaktan seni düşünürüm İstanbul Binbir direkli Halicinde akşam Adalarında bahar Süleymaniyende güneş Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde Bakışlarımda akşam karanlığın Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar Yağlı gövdelerini kuma sermiştir. Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın Meyvesini birlikte devşirirler Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde Yumurta masalıyla büyütülür çocukların Hürriyet yok Ekmek yok Hak yok Kolların ardından bağlandı Kesildi yolbaşların Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası Onların kemik yalayan dostları Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel Ve sen Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi Seni öldürürler Seni sürerler Buhranlar senin sırtından geçiştirilir İpek şiltelerin istakozların ve ahmak selameti için Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları Yağmurlu bir mart akşamı topladılar Karanlık mahzenlerinde şehrin Cellatlara gün doğdu Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır Bir kalem yazın vardır Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi Haramilerin elinde Ve mahzenlerinde insanlar bekler Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul Bulutların ardında damla damla sesler Gülen çehreleri ve cesaretleriyle Arkadaşlar çıktı karşıma Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım Bir kardeş karısı Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında Gebeliğin dokuzuncu ayında Aç kurtların varoşlara saldırdığı Tipili bir gece yarısı Sırtında çok uzak bir köyden indirdi Otuzbeş kiloluk sırrımızı Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul Bekle bizi Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla Mavi denizlerine yaslanmış Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle Ve bir kuruşa Yenihayat satan Tophanenin karanlık sokaklarında Koyunkoyuna yatan Kirli çocuklarınla bekle bizi Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi Bekle dinamiti tarihin Bekle yumruklarımız Haramilerin saltanıtını yıksın Bekle o günler gelsin İstanbul bekle Sen bize layıksın
Zerdaliler
Ay nerde doğsa oradaydık Dallarda zerdali çiçekleri Savrulur gider rüzgâr esince Bütün bir bahar böyle geçti Anlardım aklından geçenleri Sustukça konuştuk sanki Sevdaymış meğer bu içimizde Yıllardır uyuyan deli Sessizlik sensin geceleri Fincana kahve koydum gel, ah Bugün şeytana uydum gel Ay doğdu dağın üstünden, aman aman Dallarda beyaz çiçekler Dayandım gecenin karasına Artık kimse kıramaz beni O kül gibi deniz o sessiz kız Kayıp bir sandala binip gitti Ne sen söyledin derdini Ne ben sevdiğime inandım Unut geçen eski günleri Bunca yıl sonra nasılsın?
ah! ben bundan sonra bir karı sevmek başkasını sevmek* işte sen gülüyorsun ve beni daha geniş bir salona almış oluyorlar gözlerim dönüyor sevdadan, merkezden değil tam beş milyon park oluyorum , mavzerler caba defterime tartışmasız bir kuzu çiziyorum da! şehri ispatlamaktan geliyorum heykeller hala bitmiş bak ben sana ay aldım al ay aldım bak ben sana hem fischer de sebt günü çekilmişti galiba bir defterime kuzu tartışmasız çiziyorum da! sana bir gülü olmamanın biyolojisinden soruyorum de ki : 'sanmıyorum bu, bir beygirin metale meylettiğini bildirsin' kalemi kurdelayla dersem babam annemi dövmesin defterime çiziyorum bir kuzu tartışmasız da! rimbaud okumuşuz gibi soluyor şurdaki tank bak hiç sevişmediğimiz için doğruluyor matbaa haydi gel şapkamızı türkiye'ye gömelim defterime bir çiziyorum tartışmasız kuzu da!
“ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum! çünkü bu, seni seviyorumun içine nal salmak demektir ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur. oysa seni sevmem toplumu meşru kılar ve gitmen beni dile indirger sevgilim”
vincit omnia veritas!
belki inanmayacaksın ama ben bu şiiri ellerimle yazıyorum sevgilim
çünkü benim gömdüğüm kızlar ara sıra boğulur
ve laik aşk çarpık toplumlaştırır, doğurma ne olur.
sirk deseler tek hırkam var, çatışmada bıraktım
şimdi gidip beckett okuyacağım, beni de seyret tanrım!
öfkemi devletle bir toprağa gömüyorum
aklımsa çamura saplandı saplanacak
şems çeker çıkarır kitabı havuzdan; kuru
ertan, alsana şu tüfeği duvardan benim ellerim ıslak.
zeynep beni bekle
zeynep beni bekle / gece ağaçlarına yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı yalnızlığını mutlaka değiştireceğim bir yaprak halinde süzülüp saçlarına eski teşrin'lerden / kederli kırmızı zeynep beni bekle mutlaka döneceğim söyle kim önleyebilir buluşmamızı geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman benim şiir kitaplarından sızan aydınlık elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman pancurların çarpıldığı lodos geceleri rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık her akşam koridordaki ayak sesleri yanlış çaldığını zannetiğin telefon zeynep beni bekle mutlaka geleceğim hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da saati durmamalı ufak sorumlulukların resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi bak mektuplar birikmiş yine masamda fakülteler açılacak bak bugün yarın zeynep beni bekle mutlaka geleceğim başladığımız filmi birlikte bitireceğiz kim ne derse desin içimde delice bir his
köylü ekrem
Ve herbir renkte kanayan gözlerin Çınlatır Eluard’ın mısralarını orada “İçinde uçtuğum gözlerin Yolların gidişine Dünyanın dışında bir anlam verdi.” Demek oluyor ki bu dünyada olmak öyle derin Öylesine anlamlı ki insan Bizse bu anlamın işçilerinden ikisi Yağmur yağacak.
yarımada
Zaman mı? Değil zaman Akan zaman değil mesafelerdir Güneşin çekici yukarda Suyun bıçağı aşağıda Krom alçakgönüllü, bakır utangaç Ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında Rüzgâr bilmiyor nerden eseceğini Sınırlar kesik, Yerleşme yerlerinde balkıma
Biz kırıldık daha da kırılırız Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını Biz yeni bir hayatın acemileriyiz Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor Şiirimiz, aşkımız yeniden, Son kötü günleri yaşıyoruz belki İlk güzel günleri de yaşarız belki Kekre bir şey var bu havada Geçmişle gelecek arasında Acıyla sevinç arasında Öfkeyle bağış arasında
Biz kırıldık daha da kırılırız Doğudan batıya bütün dünyada Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer İki ciğer arasında bağlantı kurar Büyür, bir gün, zenginleşir orada Çünkü Ali’yi dirilten iksir de saklı Hasan’a sunulmuş ağuda, Granitin de olur bir okyanus diriliği, Nehirler daha uysal akar, Bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden Bir kuş nasıl uçuyorsa Öyle sever, çalışır insan, Kıraçlar çarptıkça dağlara Gül göçürür şafağından Doğanın altın şafağından İnsanın altın şafağından Tarihin altın şafağından Biz kırıldık daha da kırılırız Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.
Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydınlık karanlığıma Nerden uzatmışsa tenha boynunu