Bensiz Mutluysan hep öyle kal balım
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sweet Seals For You, Always
No title available
Keni
AnasAbdin
Show & Tell
Not today Justin
Game of Thrones Daily

PR's Tumblrdome
NASA
Claire Keane

祝日 / Permanent Vacation
🪼

blake kathryn

JVL
hello vonnie
Mike Driver
noise dept.

❣ Chile in a Photography ❣
Sade Olutola

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Italy

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Russia
seen from United States
seen from Palestinian Territories

seen from Türkiye

seen from Brazil
seen from Brazil

seen from Australia
@suylagecen
Bensiz Mutluysan hep öyle kal balım
İçimde kopan fırtınanın adı yok Doktorlar bir isim veriyor Ama hiçbir kelime Tam olarak anlatmıyor içimde olanı Bir an sakinim Sonra bir kırılma sesi Sanki içimde bir şey Kendi kendine parçalanıyor Ellerim bana ait ama Bazen bana karşı Duvarlara değil Kendime çarpıyorum Çünkü acı Yer arıyor çıkmak için Ve en kolay yolu buluyor: Beni Annemin sesi yine orada Zihnimin en gürültülü köşesinde “Sen böylesin işte” diyor “Sen sorunlusun” O an Kendi sesimi duyamıyorum bile Sanki ben Kendi hayatımda misafirim Ama kriz geçiyor Her seferinde Fırtına nasıl kopuyorsa Bir şekilde dinmeyi de biliyor Ve o sessizlikte Titreyen bir nefes kalıyor geriye Benim nefesim Belki kırığım Belki fazla hassas Belki dünyaya karşı savunmasız Ama hâlâ buradayım Ellerim zarar vermeyi bırakmayı öğrenebilir Zihnim biraz daha yavaş konuşabilir Ve bir gün O içimdeki ses Anneminkinden daha güçlü olabilir Ben sadece Bir tanı değilim Ben Yaşayan bir kalbim Ve her şeye rağmen Kendime geri dönmenin yolunu Arıyorum Kafamın içinde bir oda var Kapısı kilitli değil Ama giren herkes Eşyaların yerini değiştiriyor Annemin sesi duvarlarda yankı “Sen suçlusun” diyor Sanki doğduğum gün Bir günah bırakılmış avuçlarıma Ben susuyorum Çünkü bazen kelimeler İnsanın kendi yarasını kanatır Ama içimde başka bir ses var Sessiz, yorgun, ama benim Diyor ki: “Bu hikâyenin tamamı sen değilsin” Bir çocuk var hâlâ içimde Suçsuz, sadece anlaşılmak isteyen Gözleri dolu ama dimdik Kendi adını savunmayı öğreniyor
bazen düşünüyorum da bu kadar çabalamanın gerçekten bir anlamı var mı insan bir noktadan sonra sadece yoruluyor kalp kırıklığı değil sadece mesele bıkkınlık aynı döngü aynı cümleler aynı belirsizlikler ve sonunda yine yalnızlık herkesin anlayış beklediği ama kimsenin anlamaya niyetli olmadığı bir düzende yaşıyoruz
birilerine ulaşmaya çalışıyorsun kendini anlatmaya kırılmadan kırmadan ama en sonunda sen susmak zorunda kalıyorsun çünkü anlatmak artık yorucu çünkü ne söylesen abartıyorsun oluyor duyguların bile sanki fazla sanki varlığın bir yükmüş gibi davranılıyor
ve tuhaf olan ne biliyor musun bu kadar şey hissedip de kimseye tam olarak anlatamamak herkes yüzeyde herkes hızlı kimse durup gerçekten nasılsın demiyor dendiğinde bile cevabın gerçekten dinlenmeyeceğini biliyorsun o yüzden içinden bir ses boşver diyor zaten ne olacak
belki de en büyük yorgunluk anlaşılmamak değil hep anlayan taraf olmak hep tolere eden idare eden görmezden gelen ama kendini göremeyen ve işte bu yüzden bazen insan sadece durmak istiyor kimseyi düzeltmeye çalışmadan kimseyi ikna etmeden sadece susmak belki de en sessiz çığlık bu
Belki de geçmiş,
Sadece hatırlanmak için vardır;
Ve biz, hatırladıkça biraz daha büyürüz,
Ve biraz daha kayboluruz…
Hayallerle yaşayanları gerçekler siker
Şuan hayatımda olmayan kız kardeşim seni çok özlediğimi bilmelisin:)
o gün gittiğinden beri
içimde bir şey sürekli geri sayıyor
keşke daha çok yanında olsaydım diyorum
keşke dediğim her şey ağır bir suç gibi duruyor içimde
kendimi suçluyorum fark etmeden
sanki zaman benim elimdeymiş gibi
sanki kal deseydim kalacakmış gibi
bu düşüncelerle her gün biraz daha eksiliyorum
günden güne kötüye gittiğimi görüyorum
ama kimseye göstermiyorum
güçlü durmak dedikleri şeyi ezberledim
ağlamadan konuşmayı
dağılmadan ayakta kalmayı
dedem yok artık demek çok zor
kelimeler ağzımda dağılıyor
evdeki sessizlik bile değişti
sanki herkes daha yavaş nefes alıyor
ölüm bazen adını anınca geliyor aklıma
korkutucu değil sadece çok gerçek
onun gidişiyle hayatın ne kadar ince olduğunu öğrendim
bir anda kopan bir ip gibi
özlem çok acı
gece çöktüğünde daha da ağır
sesini duyamamak
bir daha elini tutamayacak olmak
bunlar alışılan şeyler değil
bir yandan da sevdiğim biri var
ona güçlü görünmeye çalışıyorum
çünkü acımı görürse yük olurum sanıyorum
o yüzden gülümsüyorum içim kanarken
aşıkken güçlü durmak
yas tutarken dik durmak
ikisi birlikte çok yoruyor
ama yine de yapıyorum
çünkü herkes benden bunu bekliyor
dedem için güçlü duruyorum
beni böyle görmek istemezdi diye
ama bazı geceler
kimseye göstermeden
onun adını fısıldayıp ağlıyorum
belki bu da bir tür güçtür
kırıldığını bilerek ayakta kalmak
acıya rağmen sevmeye devam etmek
ve her şeye rağmen
bir gün daha yaşamayı seçmek
Günler birbirine karışıyor.
Takvim ilerliyor ama ben olduğum yerde tükeniyorum.
Gelecek sürekli kafamın içinde bağırıyor;
yapmam gerekenler, kaçırdıklarım,
yetişemediğim her şey üst üste yığılıyor.
Yapmak zorundayım.
Çünkü durursam her şey çökecekmiş gibi.
Ama koştukça da hiçbir şeye yetişemiyorum.
Ne zamana, ne hayallere, ne kendime.
Yoruldum.
Öyle böyle değil.
Dinlenince geçmeyen,
uyusan da hafiflemeyen bir yorgunluk bu.
İçimde bir şey her gün biraz daha kapanıyor.
Sevdiğim kişi yanımda.
En karanlık tarafı da bu zaten.
Yanımdayken bile özlüyorum.
Sanki aramızda görünmez bir mesafe var
ve ben ne kadar yaklaşsam da
ona ulaşamıyorum.
Anlatamıyorum.
Çünkü anlatsam da anlaşılmayacak gibi.
Herkes güçlü olduğumu sanıyor.
Güçlü olmanın beni nasıl parçaladığını kimse görmüyor.
“Herkes zorlanıyor” diyorlar.
Ama bu zorlanmak değil,
bu yavaş yavaş yok olmak.
Günler geçtikçe eksiliyorum.
İsteklerim azalıyor,
sesim kısılıyor,
umut dediğim şey sessizce sönüyor.
Bazen düşünüyorum da
ben ne zaman bu kadar yoruldum?
Ne zaman her şey bu kadar ağırlaştı?
Sadece şunu biliyorum:
Her gün biraz daha tükeniyorum
ve bunu fark eden kimse yok.
Bu gece tanrı bir kez daha benimle alay etti; güvendiğim insanın sözleri yalan çıktı.
"Biliyorum bayım yine o güne dönsek siz yine beni yarı yolda bırakır gidersiniz fakat ben aptal olduğum için yine aynı yerde sizi bekliyor olurum"
Geceler artık uyumuyor benimle,
Uykum beni terk etti senin gibi.
Duvarlara çarpa çarpa yürüyorum içimde,
Her köşede sen varsın,
Kaçacak yerim yok.
Özlemek artık bir duygu değil,
Bir hastalık gibi kemiriyor beni.
Nefes alıyorum ama yaşamıyorum,
Kalbim atıyor ama ait olduğu yerde değil.
Seni düşünmemek için kendimle kavga ediyorum,
Aklımı yumruklamak istiyorum bazen.
Çünkü sen orada,
Ben burada,
Ve aramızda kapanmayan bir uçurum var.
Biliyor musun,
İnsan en çok olmayacağını bildiği şeyi isterken deliriyor.
Umudu boğazlamak istiyorum ama
O hâlâ senin adını fısıldıyor.
İsyan ediyorum artık.
Kaderine, zamana, sana…
Ama en çok da kendime.
Çünkü hâlâ seni seviyorum
Ve bu sevgi beni yavaş yavaş yok ediyor.
Onu çok seviyorum…
Bunu söylemek bile artık canımı yakıyor.
Adını içimden geçirdiğimde
Kalbim sıkışıyor, nefesim daralıyor.
Sanki içimde bir şeyler sessizce eksiliyor
Ve kimse fark etmiyor.
Özlüyorum…
Sesini, gülüşünü,
Yanımda olmasa bile varlığını bilmenin verdiği o huzuru.
Ama biliyorum;
Bazen sevmek yetmez.
Bazen iki kalp birbirini ister
Ama yollar yine de birleşmez.
Özlemek bu kadar ağır olmamalıydı.
İnsan sevdiğini özler elbet
Ama ben özledikçe biraz daha kayboluyorum.
Sesini duymak istiyorum,
Ama duysam dayanamayacağımı da biliyorum.
Kavuşamayacağız…
Bunu bilerek sevmek,
Her gün kendimden bir parça daha koparmak gibi.
Ne tamamen vazgeçebiliyorum
Ne de tutabiliyorum.
İçimde ona ait bir yer var
Ve orası artık sadece acıyor.
Ne zaman mutlu olmaya çalışsam
Onun yokluğu çarpıyor yüzüme.
Belki zaman geçer,
Belki acı azalır…
Ama bazı sevgiler geçmez.
Sadece insanın içine yerleşir
Ve orada, sessizce kanar.
Ne kızgınım, ne kırgın…
Sadece biraz yarımım.
Ve galiba en çok da
“Keşke”lerin ağırlığı yakıyor içimi.
Kendimi kaybettim ve çok farkındayım
Bazen gitmek gerekir herkesden ve herşeyden
Sevmek güzeldi bir zamanlar,
Adını içimden geçirince hafifleyen bir ağrıydı.
Şimdi adın,
Gece yarısı uykumdan uyandıran
Israrcı bir sızı.
Çok acı çekmedim sanma,
Sadece sessiz çektim.
Bağırmadım, kırmadım,
Kalbimi avuçlarımın içinde
Yavaş yavaş kanattım.
Bir yanım hâlâ “olur” diyor,
“Belki bu sefer…”
Diğer yanım yorgun,
Ayağa kalkacak gücü kalmamış
Bir çocuk gibi.
Ama bilmediğin bir şey var,
Bu kalp sessizken
En çok o zaman parçalandı.
Geceleri saymadım sandın,
Oysa her saniyeyi
İçimde bir çentik gibi biriktirdim.
Gülüşlerim yalandı,
İnsanlara iyi olduğumu söyledim.
Oysa içimde bir yer
Hiç durmadan kanıyordu,
Ve ben kanı
Gözyaşı sanıp silmeye çalıştım.
Uyuyamadım,
Uykularım bile seni sayıklıyordu.
Sabaha karşı uyanıp
Yatağın kenarında
Boşluğa baktım.
Orada olmalıydın,
Ama yoktun.
Seni sevmediğimi sandın ya,
İşte orası yıktı beni.
Bir insan,
Bu kadar severken
Nasıl görünmez olur?
Çok acı çektim,
Ama acım bile yoruldu.
Ağlayamadım bir süre,
Gözlerim bile vazgeçti benden.
İçimde bir çığlık vardı,
Ama sesi yoktu.
Tekrar olmak istedim,
Ama parçalarım eksikti.
Ayağa kalkmak istedim,
Ama dizlerim kırgındı.
İnsan kendini
Bu kadar severken
Nasıl bu kadar tükenir?
Birisi benim için çok çabalıyor ama bu sefer yanlış kişi benim
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni