Sizin hiç arkadaşınız öldü mü?
Ölmüştür mutlaka. Hayat..
Dün, Pazar olmasına yorduğum iç sıkıntım; sabah gözümü açar açmaz köprüden atlayıp kendini öldüren 35 yaşında gencecik adamı ve durumuyla ilgili yazılanları okudukça katlanarak devam etti.
Benim arkadaşım da hayatına son vermek için aynı yolu seçmişti. Beşiktaş'ta bir çıkmaz sokağa sıkıştırdığımız, istediği hayatı yaşamasına hiç müsaade etmediğimiz Sevgi. Gazetelerde gözünüze çarpmıştır da hatırlamazsınız. Ece Yılmaz diye okudunuz..
Akşam dışarı çıkarken "üstündeki ne güzelmiş Sevgi" deyip, orasını burasını sıkıştırıp, saçlarını sevdikten sonra yanından ayrıldığım Sevgi; gece eve döndüğümde köprüden atlamıştı. Üstünde beğendiğim montuyla..
Ne oldu diye koşturuyorduk çıkmaz sokağımızda.. Ev arkadaşı Cansel kendini yerlere atıp ağlıyordu. Yoldaştı onlar. 15 senedir beraberlerdi. Sigara almaya gidiyorum dedi, sigara almaya gidiyorum dedi diyen haykırışları Beşiktaş'ın bütün duvarlarına çarpmıştı.. Bütün parasını çekmiş, annesine yollamıştı. Muhtemelen cenaze masrafları Cansel'in üstüne kalmasın, yıllarca onu reddeden ama sürekli parasını yiyen abileri ölüsünü ortada bırakmasın diye...
Sokağımız cenaze sokağı olmuştu. Cansel kendini aldatılmış hissediyordu. Onu bırakmıştı, terk etmişti.. Evinde oturuyorduk. Arkadaşları geliyor gidiyordu.. Bir tanesi dedi ki; madem öldürecektin kendini, bak Beyoğlu emniyeti orda duruyor. Ne olurdu yaşadığımız bok gibi hayatı siken iki alçak da öldürüp gitsen, ölümün anlamlı olsa! Diğeri kızdı, "sus kız biz öyle insanlar mıyız?" diye. Arkadaşı iyice sinirlendi "ulan sen hayatında insan muamelesi mi gördün de iyi insan olmaya çalışıyorsun dangalak, insan nasıl yaşar onu bile bilmiyoruz biz!
Hatırladıkça delik deşik kalbimin yarasını kanatıp, sızlatan o laf..
Sonra bugün köprüden atlayan 35 yaşındaki o adamı düşündüm.
Atlamadan önce, alçaklık çukurunun en dibinde gezinen bir sürü dangalağın tweetlerini okumuştum. İşe geç kalmışlardı, trafik, sadece işe gidenler mi var orada diye kızanlar, atlayamaz pezevenk ilgi çekmeye çalışıyor, öldürecekse kendini evde öldürseydi! diyenler ve niceleri.
Sonra atladı adam, öldü.
İlgi çektiğinin tespitini yapıp bunun için söylenmek, ölmesinden daha önemliydi. Onlar yaşıyorlardı ve günlük rutinlerinin önüne bir ölünün geçmesine elbette ki izin vermezlerdi. 35 senelik varlığından haberleri yoktu diye nasıl öleceğinde de söz sahibi olamayacaklar mıydı? Kimse dediğinden pişman olmadı. Çünkü "atlamaz bence, ilgi çekmeye çalışıyor şerefsiz" lafı ağızdan çıkmıştı bir kere. Onun kalbini muhtemelen Allah bilirdi. Belki de başka şey demek istemişti ama ifade edememişti. Niye dönsün lafından? Sabahın köründe işe yetişemediği için ağzından kaçmıştır. Dedim ya, Allah biliyordur. Evden işe diye çıktığı bir güne, şahit olduğu ölümün vicdani yüküyle mi devam edecek? Hayır!..
Neyse işte.
Sizin yaşamak dediğiniz, günlük rutininizi aksatıyor diye bir insanın ölümüne şahit olmanın ağırlığını vicdanınıza koymayıp, sizi ucuz bir öfkeyle kaplatıyorsa; sizin yaşamak dediğiniz, sadece sizi yaşatmayı amaçlıyorsa; Sevgi'nin arkadaşının sorusunu tekrarlayayım; insan nasıl yaşar, biliyor musunuz?
Belki de bilmeden yaşamaktan böyle oldunuz..














