Buradan annenin doğum gününü kutla desem neler yazardın neler derdin?
yazmayı bildim bileli hep anneme bir şeyler yazdım. başta çok şiir yazdım, en başta senet gibi, sen dedim zahmet edip cennetlerden gelmişsin şu insan rezaleti dünyaya, ben de seni bir daha üzmeyeceğim anne. ne iyi edip doğmuşsun, birde yüksünmeden; ben doğmamak için kasıklarını patlatırken, doktor ya anneye ya kıza bir şey olacak derken, sen yine de ölümün kıyısında beni doğurmuşsun, ulan ben her gece öldüm derken sen beni her sabah en baştan doğurmuşsun, yok, söz bir daha seni üzmeyeceğim. yazıldıktan sonra bozulan sözler yani, üstüne ettiğim yeminler. her yemin bozuşumda "öpmeyeceğim ölünü, sen gömeceksin beni" diyişim. suratıma hep bi gelincikmişim gibi bakışın. ben seni çok sevdim anne, bir kalbim yokken sevdim. camı kapıyı indirip her yerim kesik kesik akarken duvardaki kanımı silerken sedefli ellerinle, kapkara gözlerinle üstüme bembeyaz örtüler örterken, nefes alamadığımda göğsümü okşarken, buğday tarlasında harelenen teninde kırışıklıklar yakamoz gibi parlarken. hatırlıyor musun köyde bir düğün vardı, sen bulaşık yıkarken sahneye çıkıp senin için zahidem'i istemiştim. ben senin ağlayan gözlerini, ne kadar kızsam da çok sevdiğin o adama cayır cayır yanan kalbini, icra memurları kapımızdayken şu evden çıkıp gitmeyişini, su gibi oluşunu, aksayan bir ayakla herkesten dik duruşunu, her yerim kırıkken anne ben ölücem mi diye sorarken gözlerini ustalıkla saklayışını ama hep ölmeyeceğimi bilerek her yaramdan gurur duyarken, anne sen bi mezarın başında, benim birinci yaşımda, ömrünü toprakla bir ederken, ben seni senin annen gibi sevdim. şimdi benim güzel annem, şunu iyi belle, sen hep otuz yaşındasın ve hep benim altıncı yaşımdasın, ben seni yine üzeceğim anne, çünkü biliyorsun imtihanınım ben senin, ilk göz ağrınım, ne çok ağrıyan, ağrıtan, külfet artığı bir kızım ama senin kızınım. ne iyi ettin de doğdun, ne güzel doğdun. iyiki doğdun annem.











