
seen from United Kingdom

seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from China

seen from Poland
seen from Oman

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Russia

seen from Italy
seen from Iraq
seen from Russia
seen from South Korea

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Malaysia
Zamanın çok ötesinde, sonsuzlukta başlıyor bu hikaye.Denizler kadar hırçın bir başlangıç ve ben bir kahin kadar keskin bir şekilde durulduğu anı görebiliyorum.Bir kavak hışırtısı kadar huzur verici ve bir korna sesi kadar bezdirici.Yaşamın üstüne ağır bir fırça darbesi vuruyor sanki.Bildiğin yaşamın sonunu getiriyor bu; yepyeni, dupduru ve çok da aldatıcı.Gerçek olup olmadığını anlayamıyorsun.Sanki boyası gidince ortaya çıkan küflenmiş bir kadın gibi, sanki hep yanındaymış ama her an kaybolabilecekmiş gibi, nefesi gerçek olan tek şey gibi...
Ne kişiler belli bu hikayede ne yer ne de zaman.Belirsizlikte başlıyor.Kimin için başlıyor, nasıl bitiyor hiçbir şey belli değil.Bir yaşanmışlık var ama o hepsinden belirsiz.Yazmak gerek her şeye rağmen, uğraşmak.Bir sona varabilmek ya da umarsızca beklemek.Neyi beklediğini bile bilmeden.Bildiğin tek şeyin doyasıya yaşamak olduğu bir hikayede belki de en doğrusu yönetmen koltuğuna geçmek.Beraberinde en ağır rolleri de üstlenerek.
En basitinden kişileri yaratmalı önce: Bir kız ve bir oğlan.Yer de olmalı aynı şekilde: Güneşin batışını izlediğin nehir kıyısında bir orman.Zamansa..Gereksiz bir zaman belirlemek, belki de zamanı sonsuz tutmak en güzeli.Dilediğince kalmak hikayede sonu belli olmadan.Konuysa hepsinden klasik: Aşk.En sıradan, en basit, en özel, en anlamlı...
...Yeniden doğmuş gibi huzurluydu, sanki yaşadığı her şey hiçbir şeydi o ana kadar.Sevdiği oğlan, sevdiği o ormanda dizlerine uzanmış yüzüne bakıyordu; elleriyse onun kıvırcık saçlarındaydı.Yaşayabileceğim en güzel dedi içinden, içinden.Yüzüne bakmak dünyanın en güzel şeyiydi.Gözlerinin varlığından habersiz şu soruyu sordu oğlan: Gözlerin açık mı? Oysa gözleri yalnız ona bakabilmek için vardı.
Kız anı ölümsüzleştirmek istedi; ama ne bir fotoğraf karesinde kalmalıydı ne de birkaç dakikalık videoda.Tek bir sözle, sonsuza kadar diye düşündü.Tek bir an değil, her an böyle olsun diye.
Ve ortalık bir anda sessizliğe büründü.Sessizlik bunaltıcı, suskunluk çıldırtıcı.
Sessizliği kızın hıçkırığı, suskunluğu gözyaşları bozdu.Oysa bir vals adımı kadar asilce terk etmeliydi orayı; ama beyni otoriteyi kaybetmiş, duyguları kontrolü ele geçirmişti.Bir kukla kadar çaresizce yönetime ayak uyduruyordu.Oğlansa ne yapacağını bilemedi.Düşünceliydi, mahçuptu, üzgündü; ama asla aşık değildi.
Ve sonsuz zaman içinde, sonsuz zaman geçti.Bazı şeyler hiç değişmiyordu, değişmeyecekti.Kahramanlarımız yıprandı.Azalıyorlardı.Bitiyorlardı.Kız, çoğalmak, yeniden doğmak belki de en basit anlamıyla gülümseyebilmek için derinden baktı en özel, en anlamlı, en büyük ve en gerçek aşkına.Oğlan ise hala düşünceli, hala mahçup, hala üzgündü.Ve kahretsin hala aşık değildi!
Bu hikaye sonsuzlukta devam etti, ve sonsuzlukta bitti.
Bütün hikayeler gibi.
...çok kötü görünüyorsun; düşünceli, mahçup, üzgün; ama asla aşık değil.