A clip of Zayn’s characters in 10 Lives - 09/04


#batman#bruce wayne#batfam#dick grayson#tim drake#batfamily#dc fanart

seen from Ukraine
seen from Finland
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from France

seen from Germany

seen from Germany
seen from Germany
seen from Germany
seen from Netherlands
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States
A clip of Zayn’s characters in 10 Lives - 09/04
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀𝟤ִ𝗄⠀𝖿𝗈𝗅𝗅𝗈᳢𝗐𝖾𝗋ׄ𝗌⠀ᵎ⠀♡̈🏹
Bugün oruç yolcudur. Geldi, evlerimizi, şehirlerimizi, soframızı, gönüllerimizi bir ay boyunca olanca zenginliği ve cömertliği ile donattı ve işte gidiyor. Yürekte ister istemez bir sızı var. Ayrılış sızısı.. 💔🥀
Allah’ım..!
Bizi dünyada ve ahirette rezil rüsva eyleme.
Milyarlarca kulun mahlukun var, bize değer verip muhatap almışsın, zayi eyleme...
Kulluğundan atma.
Seni gazaplandıracak her düşünce, söz ve fiilden sana sığınırız.
Şehr-i Ramazan’ı rızana uygun ihya etmeyi nasip eyle.
Günahlarımızın affını dileriz.
Geçmişlerimize ve bize rahmet eyle.
Kimseye yük eyleme.
Zarara uğratmaktan ve uğramaktan sana sığınırız.
Savaşlar ,Depremler, seller gören kulların var.
Sabır ve çıkış yolu ihsan eyle.
Hayırlı bir zamanda, hayırlı bir yerde, hayırlı güzel ölümler ihsan eyle.
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed.
Amin... ❤️🤲🏼
.
.
.
#ramazanarafesi
09.04.24
Antakya :/
うまい!!
Herkes yaşar ama sadece iyi insanlar iyi bir hayat yaşar. İyi hayat, akıl ve erdem üzere yaşanan hayattır.
Yazmak çok zor.
Yazmak çok zor.
Odamın ortasında, yatağımın hemen köşesine çöküyorum ve bendeki bu ufak çöküşün dünya üzerinde hiçbir sarsıntı yaratamayışını sorguluyorum. İçim titriyor, bedenim üşüyor, kanıma bir şeyler oluyor ve derine düşüyorum. Bütün eylemlerin soyut dünyamda gürültülü bir gerçekleşmesi var, oysa görünürde karanlıkta bir beden ve yatağın köşesine hafifçe sürtünen sırtımın sesinden ibaret duruyorum.
Eskiden doğru bildiğim her şey aklımda bir bir çevriliyor, birtakım kötü ve belirsiz halelere dönüyor. Gözümün önünü karartıyor, düşüncelerimin etrafını sarıyor. Onları boğuyor, biri bana derdimi sorsa tarif edemeyeceğim kadar boğulmuş sıkışmış ve şekil değiştirmiş cisimlere dönüşüyorlar. Tutmak için elimi attığımda beni bile yutuyorlar.
En son ne zaman böyle hissetmiştim? Depresyonun başında ve sonunda. İlaçlara başlamadan hemen önce ve bıraktıktan hemen sonra. Dünyanın bütün düzenlerinden ve insanların içinden, zihninden, hareketlerinden yükselen tüm düşüncelerinden kurtulmak istediğim yoğun bir duygu baskısı altındaydım o zaman da.
Dünyanın bana kendini ait hissettiğim bir yer olarak göstermesi gerekmiyordu elbette. Böyle bir beklentim de -en azından ciddi boyutta- yoktu. Ama insanların üzerinde bulunduğumuz dünyayı çeşitli düzenlere ve anlayış sistemlerine sokması sonucunda mecbur kaldığımız çok fazla şey vardı. Farklı düzeneklerde çok daha da fazlalaşabilecek birtakım mantıksız -bana göre-, kısıtlayıcı mecburiyetler karşıma çıkabiliyordu.
Kimisi cinsiyetim gereği kimisi sadece insan oluşumdan dolayı hatta bazısı sırf üzerinde dünyaya geldiğim toprakların birtakım ırklara aitliğine dayandırıp birçok hüküm koyabiliyorlar üzerime. Şu'sun, bu'sun ve böyle olmalısın. Onlara beni ve bizi hiç tanımadıklarını nasıl anlatabilirim? Onlara beni tanıdığını düşündükleri bütün bu kuralların ruhuma uymadığını ve önüme koyup durmalarının beni yalnızca üzdüğünü nasıl açıklayabilirim?
Odamdayım. İlk paragraftaki gibi yatağımın yanına çöküyorum, avuçlarım yere değiyor ve üzüntüm böyle yoğunken hiçbir şey yapamayışımı düşünüyorum. Merlin dizisinde karakterin içinde güçlü bir büyü vardı, öfkelenince artan, üzülünce çileden çıkan, mutlu olunca çeşitlenen, elini üzüntüyle yere koyduğunda etrafı sarsan ve her şeyi parçalayan bir büyüyle içindeki her şey somut birer dışavuruma dönüşüyordu. Benim büyüm nerede bilmiyordum, avucumu yere değdirdiğimde hiçbir şey kıpırdamıyordu, içimin üzüntüden çürüdüğü günler oldu, öfkeden delirdiğim ama küçük yumruklarımı sıkmaktan öteye gidemediğim anlar yaşadım. Yine de hiçbir şey olmadı.
Hemen yanı başımda kendimi hayal ettim otururken, yüzüme bakıyordu, çaresiz ve sessiz duruşumu görüyordu. Garip bir anestezi altındaymış gibi gözlerimi belirli bir noktaya dikmiştim ve sanki evrende hiçbir hareketimin karşılığı yokmuş gibi donuktum.
Dizlerini kendisine çekti, kollarını sardı ve çenesini koluna yasladı. Hâlâ bana bakıyordu dikkatle. Benim için hiç de anormal bir atmosfer değildi bu, daha önce onlarca defa kendimi içimdeki çeşitli mekanlarda yahut evimin odasında kendi varlığımla beraber hayal ederek incelemiştim. Alışkanlık olsa gerek diyaloglar vasıtasıyla yapılan tatlı ve derin incelemeler her yoğun duygu anımda beni kendine çekiyordu.
Yere uzanmışım
Ölmüşüm ama tam değil
Ölmeyi denemek bir anda öyle anlamlı gelir
Ölmeyi denesem bile yaşamak anlamsız değil
Çünkü hiç koşmadım
Ya da yollara düşmedim
Tenim daha karışmadı
Güneşe
Bir süre sadece bu şarkıyı dinledik. Ben yere bakıp boş karanlığı izlemeyi sürdürdüm, soyut evrenimdeki Dilara da beni izlemeyi sürdürdü.
Bir aralık gözlerimi kırptım hızlıca, donukluğu bozdum.
'Hiçbir şey yapamıyor değilsin' dedi ve sessizliği bozdu.
'Kılıçları bilemek hiçbir şey yapmamak değildir, kirpiklerin birbirine değiyor ve kılıç bileme sesleri çıkarıyorlar. Duymuyor musun?'
Yüzümü ona çevirdim, öyle ki soyut alemi falan bırakıp bizzat gerçek hayatta kafamı hareket ettirerek gözlerimin boşluktaki hedefini değiştirdim. Artık yerdeki başka bir karanlığa bakıyordum. En sessiz ve duygulu anlarımda göz kırpmalarım hep anı bozan sessiz hamleler gibi gelmiştir, daima bunun üzerine kendime edebi bir ironi yaparım aklımda. Ama bu seferki epey hoşuma gitti. Öfkemin sertliği kayboldu.
'Kılıçları kime yöneltmeyi planlıyorum?'
Gözlerini kısarak baktı, insan kendi gözlerine baktığı bir hayal ile soğuk gerçeklikten ötede, samimi ve güvenli hissediyor.
'Kendine.' diye cevapladı. 'Fakat burada kılıç olumsuz bir yok edişi değil seni kurtarma arzusunu taşıyor. Dünyanın ve insan topluluklarının karmaşasından kopup ölümün herhangi bir dünü veya herhangi bir yarını düşündürmeyen sakinliğine ulaşmayı arzuluyorsun. Aurora'nın şarkısındaki gibi. 'Hiç zarar vermek istememişti. Tüm bunları beni yaşanacak korkunç şeylerden korumak için yaptı. Beni merhametinden öldürüyor.' Senin kendine karşı hiçbir zaman düşmanlığın olmadı. Aksine, bütün ölüm düşüncelerin kendini kurtarma inancı temelinde büyüdü.'
Gülümsüyorum.
'Sanırım Cioran dünyadan çıkabildiğin bir kapının olmasının -intihar- her şeyi daha katlanılabilir kıldığını söylerken haklıydı. Çıkış kapısı olmasaydı inanılmaz bir boğulma hissi altında mahvolurdum. En azından acil çıkışın varlığı beni daha güvende hissettiriyor.'
Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım.
Güneş ışığı okyanusların ve denizlerin 200 metre altına kadar yeterli aydınlık sağlayabiliyor, 1000 metre ötesi ise tamamen bilinemez bir karanlıkta kalıyor. İçimin kaç metre altına kadar dalabilirim ve aydınlığım beni hangi sınıra kadar götürebilir?
Bir gün çok derine dalacak olursam, karanlıkta kalan yanlarıma elimi uzatırsam ve çizginin ardına geçersem ne olacak?
Sanırım öğrenmek için yazı yazmayı sürdürmeliyim.
Çünkü zihnimin ışığın ulaştığı görülebilir köşelerini bile tam anlamıyla keşfedebilmiş sayılmam. Gezegenimizdeki okyanusların bile yalnızca yüzde beşinin keşfedilebilmiş olduğunu düşünecek olursak, içimi hiçbir yere ve hiçbir kalıba sığdıramazlar diye düşünüyorum.
Yatağımın köşesine çökmüşken belki de yazı yazmaya yeniden başlamak için nedenimi bulmuş oldum.
İnsanlığımı reddediyorum ve bir okyanus olmaya başlıyorum. Bir gün dünyada yaşayacak hiçbir yerim kalmazsa okyanuslara feda olabilirim, hücrelerim okyanusun derinlerine yayılabilir.
Yoğun hüzün bulutum dağıldı, herkesin bir düzen kurmak ve bir düzeni diğerlerine kabullendirmek istediği bu dünyada her şeye rağmen kendi iç dünyamı korumak umuduyla şimdi bu yazıyı sonlandırıyorum, sonra da uyumaya geçiyorum.
Gecenin şarkısı: Rei 6, Son Kez Çizdim Seni
09.04.2024
Today, Romano got to experience bad detours sending him far out of his way.
Arab.com link