Bu dünyadan bir asrın müceddidi göçtü..
Bir zat düşünün; bakışlarında asırların yorgunluğunu değil, asırları aydınlatan bir Kur’an nurunu taşıyan... Eğilmeyen başıyla son Osmanlı vakarını günümüze taşıyan, tevazusuyla toprağı utandıran, heybetiyle batılı titreten bir derya.O, sadece bir hoca değil; kuruyan ruhlarımıza zemzem taşıyan bir sakidir. Dünya menfaatlerinin kalpleri paslandırdığı, yolların karıştığı bir çağda; “Allah” demenin tadını, sünnet-i seniyyeye sarılmanın huzurunu bizlere ilmik ilmik işleyendir. Mahmud Efendi demek; bir ömrü seccade yapmış, her nefesini ümmetin selameti için harcamış bir sabır kalesi demektir.Onun dizinin dibinde zaman durur, İstanbul’un kalabalığı silinir ve yerini saadet asrının kokusuna bırakırdı. O, Müceddid idi; pörsüyen kalplerimizi yeniden inşa etti. O, Son Osmanlı idi; ecdadın edebini ve izzetini bugüne bağlayan kopmaz köprümüz oldu.Bugün o mübarek çehre aramızda olmasa da, emaneti olan bu mukaddes dava yetiştirdiği binlerce “canlı Kur’an” ile yaşamaya devam ediyor. Ey gönüllerin sultanı! Sen bize sadece yolu göstermedin, bizzat yolun kendisi oldun. Karanlık gecelerimizde pusulamız, fırtınalı denizlerimizde limanımız oldun.Ruhun şad, makamın Mahmud, komşun Alemlerin Efendisi olsun. Emanetin olan bu davanın ve o asil ruhun bekçileri olmaya söz veriyoruz.
.
.
.













