Sıcak günlerden biri yine. Yanımda sadece 1 çanta ve 1 insan var, sokakları arşınlıyoruz bıkmadan. Çantamın içindekileri düşünürken; bir adet su şişesi,cüzdan,yara bandı,fotoğraf makinam ve bir poşet olduğunu ama ıslak mendili yanıma almayaşımı geçiriyorum aklımdan. Ne de alışmıştım halbuki şu "wipes" denilen renkli ambalajlı ıslak mendilleri saatte bir ellerim, oram buram kirlendi bahanesiyle kullanmaya.Öyle ki arkadaşlarım arasında "ıslak mendil Deniz" isim tamlamasıyla alay konusu bile olmuştum defalarca. Bu kez yanımda yok, biraz eksik gibiyim ama mutluyum bir yandan da.
Ellerimde yediğim pizzanın ve az evvel kapısına dokunduğum bir evin kapı kulbunun paslı kokusu var. Kocaman bir meydandayız ve haritaya bakmadan yürüyoruz O'nunla. En sonunda bir sokak çıkıyor karşımıza uzun, dar bir sokak, fotoğraf çekmeyi bırakıp bu anın tadına varıyorum. Derken küçücük bir dükkan çıkıyor karşımıza. "Ne dükkanı bu acaba" diye düşünüyoruz ve kapısını araladığımızda siyah beyaz eski fotoğrafların ve eski fotoromanların satıldığı küçük bir yer olduğunu görüyoruz. İçerideki kadın birşeylerle meşgul ve bir yandan da elini yelpaze gibi yapıp serinliyor.
Karşıma çıkan fotoğraflar karşısında dayanamayıp kendimden geçiyorum, "son zamanlarda gittiğim en spontane sergi" bu olsa gerek diyorum.
Sonra O'na dönüyorum, "yine çıktı karşımıza fotoğraflar" diyor, gülüyoruz. Fotoğrafların birinde kadınlar ve erkekler bir plaja uzanmış, kimisi yarı çıplak ve gökyüzüne bakıyorlar; yandan çekilmiş bu fotoğrafa bakarken kendimi o an plajda hayal etmiyorum. Çünkü elimdeki pizza kokusuyla, terden buğulanmış gözlüklerimle mutluyum halimden. O kadar etkileyici ki fotoğraflar; betimlerken eksik kalır sözler diye anlatmıyorum bile...
Oradan çıkıp bir başka meydana vardığımızda yere oturuyoruz. Karşımızdaki binayı çiziyor kendinden emin olmadan, biraz mahçup bir tavırla.
Saniyeleri tutuyorum O'nu öpmemek için;çünkü o kadar güzel ki gözlüklerinin kenarından hafifçe aşağıya doğru akan damla ve ellerinin üzerine
işlemiş kara kalem lekesi. Kendimi kandırmıyorum; damla ve leke değil güzel olan gözleri ve elleri aslında.
Çizdikçe çiziyor; küçük defterinde kocaman bir meydan, meydanda insanlar oluşuyor. Çizdiklerinin bir kısmını sildikçe, defterine çizmiş olduğu insanlar defterden kaçarcasına uzaklaşıyor sanki.
Önümüzden geçenler bize bakıyor , "sanırım daracık şortumun içinde pek bir rahatsız" gözüküyorum diye düşünüyorum. Ama aslında rahatım; üstüm başım pislenmiş biraz evet ama buna aldırış etmeden seviyorum o anki halimi, halimizi.
Dudaklarımda aniden bir tuz hissediyorum ve kirpiklerimi uzunca bir süre kırpmıyorum; o kadar habersiz gelen bir tuz ki,denizin ortasında kalmış gibi sessiz ve hareketsizim.
Saniyeler süren öpüşmemiz dakikalar değerinde benim için o an; çünkü denizin tam ortasındayım, kollarım, bacaklarım, dudaklarım; tüm gövdem yaşamın tuzuna bulanmış.
15.07.2010