İÇ İÇE
O kadar silik yaşıyorum ki bu ara, ev arkadaşımın varlığımda rahatsız oluşu dahi geçmiş gibi. Beni fark etmiyor ve tek kişilik evinde rahatça dolaşıyor.
Bense tüm günü bir koltuğun üstünde yada bazen yataktan hiç çıkmadan geçiriyorum. Hayatım darmadağın olmuş durumda. Acıyı hissetmiyorum artık. Günlerce ve haftalarca etimi, her yanımı lime lime eden o eşsiz acıdan eser yok. Hissizleştim. İnsanların beni fark etmeleri için başta çok uğraştım. Tüm ilgimi ve çabamı buna harcayarak geçirdim günlerimi. Ama artık hiçbir şeye ne hevesim kaldı ne de mecalim.
....
Duşa giriyorum. Sıcak su bana iyi gelecek ama yok; soğuk suyu açıyorum, sonuna kadar. Bu zamana dek boşuna uğraşmışım diye kendime kızıyorum. İnsanların hep yanında yöresinde dolaşmışım ama karşılarına dikilmem gerekiyormuş, bilememişim. Aynanın bile karşısına geçmek lazımken bunu bilememişim. Bedenime daha fazla işkence etmeden suyu sıcağa çeviriyorumi gevşiyorum. Sanki uzuvlarımla beraber her şey çözülüyor suyun altında.
Ulaşmak istediğim her şeye ve herkese fazla uzağım diye geçiriyorum içimden ve o sırada paspas ayağımın altında kayıyor. Uzun zaman sonra ufacık bir umut ışığı beliriyor, düşmüyorum. Kolum sıyrılıyor duşun camında. Biraz sızlıyor ama önemsemiyorum. Buğulu aynayı elimle siliyorum, yüzümü zayıflamış buluyorum; yanaklarım çökmüş gibi. Acaba ne kadar süredir aynaya bakmıyorum? Kim bilir.
Kapının zili acı acı çalıyor, içimi yeniden sıkıntı kaplıyor, "kim kapıma gelmeye tenezzül etmiştir ki?" diye düşünürken anahtar yuvada dönüyor. Kapıyı ihtiyatla açıyorum ve donakalıyorum. Bir zamanlar hayatımın tam ortasındaki insan, beni terk eden ve şu anki halime sürükleyen insan tam karşımda duruyor. Ne yapacağımı bilemiyorum.
Sonra birden sıçrıyorum yerimden. Uyuyakalmışım, kalem yüzümü ve ellerimi boyamış. Satırlarıma bakıyorum, en son ne yaptığımı bilemiyordum. Yine satırlarım düzensiz, kelimelerim aceleci. Beğenmiyorum.
Temizlenmek üzere banyoya yöneliyorum ve salonda çizgifilm izlerken uyuyakalan oğlumu fark ediyorum..






