Mülksüzler, Ursula K. Le Guin
Epeydir okumayı düşündüğüm Mülksüzler’i nihayet okuyup bitirdim, kendisi 2021′in okuduğum ilk kitabı oldu, fazla uzatmadan konuya -kitap hakkındaki naçizane görüşlerime- geçelim...
Kitabı okurken başlarda zihnimde mevcut iki düzenden hangisinin gerçekten distopya olduğuna bilinçsizce bir karar vermiştim fakat kitap ilerledikçe gerçekten hangisinin distopya olduğu konusunda tereddütlerim oluşmaya başladı ve kitabın ortalarını geçtiğimde artık emin olduğum şey, iki mevcut düzenden de ‘’distopya olmayan’’ın olmadığıydı. Ardından kafamda beliren ve bugüne kadar ilk kez düşündüğüm fikir, insanın olduğu yerde gerçek bir refah ortamının tam anlamıyla oluşmayacağıydı, tamamen emin değilim bu konuda aslına bakarsanız fakat şu an için bu fikre çok yakınım. Hükmetmek, baskın olmak, sahip olmak insanın doğasının vazgeçilmez bir parçası mıdır? İnsan ne kadar medenileşirse medenileşsin tıpkı üreme içgüdüsünü bastıramadığı gibi sahip olma isteğini de mi bastıramıyor? Ki zaten biraz düşününce üreme içgüdüsü ve sahip olma isteği tamamen bağlantılı diyebiliriz. İnsan üremek ister çünkü soyu devam etsin, baskın olan, hep var olan, işgal eden kendi soyu olsun ister aslında bildiğimiz gibi bunu sadece insan değil bütün canlılar içlerinden gelen bir dürtüyle isterler elbette. Peki şimdi bütün bunları düşününce aklıma şu soru geliyor: Sahip olmak isteğini bastırmanın yolu üremek dürtüsünü tamamen yok etmekten mi geçiyor?
Kitapta anlatılan ve değinilecek çok fazla konu var fakat ben şu an kitabı ismiyle de ilgili olarak burasından tutup didikliyorum...
Mülksüzler gerçekten güzel ve insanı düşünmeye iten bir kitap. Ursula K. Le Guin büyük bir yazar, okuduğum ilk ve tek kitabı buydu fakat ben çoktan onun kalemine hayran oldum...













