zaman geçiyordu
ve ben
günü geldiğinde,
yaralandığım yerden yaralayacağım sandıklarımı zaman içinde affediyordum.
anlıyordum ki,
o günü beklemek esaretten ibaret.
zaten istesek de aynı yerden yaralanamayız biz.
öyle olsaydı eğer,
böyle bir yaranın mevzu bahsi olmazmış meğer.
sanıyordum ki,
geride bırakmak özgürlüktür, eksikmiş.
asıl özgürlük affetmekmiş,tüy gibi hafiflemek tam da o zaman gelirmiş.
diğeri görmezden gelmek gibi birşeymiş.
herkes kendi yaptığından meshuldür derler,
öyleymiş.
anlıyorum ki,
eğer yaralarsam bende yaralandığım yerden
kendime yabancı olurum birden.
bu sefer de kendimi affedemem.
zaten demiştim ya
istesek de yaralanamayız biz aynı yerden.
anne olunca anladım.
biri olur evlat yarası biri olmuş baba yarası.
benzeşse de mümkün değil aynı olması.
bir gün,
affettim o yüzden
kendi içimde.
kendiliğinden
farketmeden.
kendim için.
hafifledim.
ve bildim ki,
en büyük yara
kendini affedememek.









