“Filli Boya 8 Mart Reklamını Nasıl Buldunuz?” - 5Harfliler
5Harfliler’de sanırsam editoryal mahlaslardan birisi olan MEYDAN mahlasıyla EDİT: sitenin tasarımından görememişim, yazarı Aslı Böcek’miş) yayınlanan ‘ Filli Boya 8 Mart Reklamını Nasıl Buldunuz?’ isimli tartışma yazısının arasına girdim, buraya da yedekledim.
"Öncelikle, bu bir kamu spotu değil. Ticari bir markanın reklamı. Boya firması, nihai amacı boya satıp kâr etmek. Tamam."
Öncelikle anayasal bir hak veya ihtiyaç olmayan kamu spotu işlevini epey bir süredir devletler değil markalar görüyor.Ticari markalar. Nihai amacı kar amaçlı markalar. Yani 'kamu spotu değil' itirazı (içerik veya işleve yönelik) herhangi bir eleştiriyi karşılamıyor.
"Bir firmanın verebileceği en “anlamlı toplumsal mesaj”, yapabileceği en “şık hareket” de aslında en gönül titreten reklamı çekmek değil. Her şeyden önce çalışanına doğru muamele etmek, işçinin hakkını yememek, doğanın içine etmemek… bunlar bir kapitalistin en güzel çeyizleri. Tamam onu da biliyoruz."
Tüzel veya gerçek herhangi bir kişinin anlamlı bir mesaj verebilmesi için belirli bir takım önkoşulları yerine getirmiş olması gerekmiyor; verdiği mesaj iletildiği ve dağıtıldığı sürece kendi hayatına kavuşuyor, kayda düşüyor, izleniyor, izlendikçe de sahibinden ve bağlamından bağımsız bir etki yaratıyor. 'Bize X diyeceğine kendin Y yap / Y yapamıyorsan X de deme' yaklaşımı da zaten anlamsız bir karşıtlık kurmaktan başka bir işe yaramıyor. Ahlak mahkemesi kurup, yargılamadan da tek tek yanlışlar eleştirilebilir; eleştirilmelidir de.
"Filli Boya’nın karnesine bu konuda kefil olabilecek kadar kafayı yemiş olanınız var mı peki. Hayır yok."
Başkasına sorduğun soruyu kendin yanıtlamış görünüyorsun. Önce sorman, yanıt beklemen, yanıt alamayınca yok demen daha makul olurdu.
"Bununla beraber, anormal bir zamandayız, gücüne güç katmak için rejim değiştirmeye çalışan, bu uğurda kişisel intikamlar gütmekten de geri kalmayan bir adam var ortada. Böyle bir zamanda, bizzat o kişinin demeçlerini ve politikalarını da hedef alan bir reklamla ortaya çıkmak kolay iş mi? Hayır, büyük cesaret. Gayet yapmayabilirdi, başına o belayı almayabilirdi."
Peki reklama yönelik mevcut olumsuz eleştiriler içinde 'cesaret'i merkeze alan var mı? Benim bildiğim kadarıyla yok. Bu durumda sırf bir adamı karşısına alıyor diye nasıl karşısına aldığını göz ardı etmemiz makul olur mu? Olmaz. Olmayacaksa 'cesaret'e vurgu yapmanın makul bir gereği olabilir mi? Olamazsa eleştirinin analizine niye oradan girmek gereksin?
"İkincisi, bu reklam başka bir hasrete konuşuyor. Haziran 2013’teki o HÜLOĞĞ’dan beri çözülemeyen bir tercüme sorununa. Mütemadiyen manyakça şeyler söylerken izlediğimiz sade vatandaş sorunu."
Bu kısımda ‘editoryal seçki’ kavramını hatırlatmakta fayda görüyorum.
Kalabalık bir yerde halka mikrofon uzat, bir kaç saat içinde onlarca farklı yorum alırsın. Bu yorumlar içinde en çok trafik getirecek yorumları bul, art arda ekle, paylaşıma sun, bu yorumları (genellikle uygun bir anda) 'işte halkın görüşleri' diye paylaşacak birileri sayesinde trafik de yaparsın.
70 milyonluk bir örneklem havuzundan bir avuç kişiyi *bile* ‘işte toplumun gerçekçi özeti’ olarak kabul edebilir, bir toplumun tamamını 'mütemadiyen manyakça şeyler söylerken izlediğimiz sade vatandaşlar geçidi' olarak belleyebilirsin.
O tip derlemeleri etkileriyle inceleyerek, bizzat kendi derlemelerini yaparak/yaratarak hayatını kazanan birisiysen, bu tuhaf derlemenin karşısına aynı tuhaflıkta başka bir derleme çıkartılabileceğini, bunun bir hasrete ilaç olabileceğini de hesap edebilirsin.
Filli boya reklamı seçim aritmetiğinin nihai belirleyen olduğu kutuplaşmış bir düzende 'halkın değerlerine uzak elitler' popülist oltasına verilen şartlı refleks yanıtlardan en sonuncusu. Gezi'de de örneklerini gördüğümüz, 'sade halk da bizlerle (hırkalı kepli emmi, hırkalı basmalı yazmalı yaşmaklı, ‘Hayır’ gerekçesiyle tık rekoru kıran kamyon şoförü, duyarlı taksici, kedi besleyen akp karşıtı fırıncı, vb)' görsellerinin, yani senin hasret diye isimlendirdiğin artık görünmezleşmiş tıklanma rekorları kıran siyasal talebin bir parçası.
Buradan sonraki kısımlarda da o talebi gören, hedef kitlesini okuyan bir metin yazarının fikrini ekibine 'pitch ederken' sunduğu vaatle (eğer o şahıs bizzat kendin değilsen) büyük ihtimal pişti oluyorsun:
"Bu reklam, sade vatandaşı yanlışlıkla kapatıldığı o ucube hücresinden çıkarıyor adeta."
Pitch’i yaptık, projelendirmeye geçelim: adeta bir ‘sade vatandaş örneklem havuzu’ olan 70 milyonluk anadolu'yu gezeceğiz, sade vatandaşlarla söyleşi yapacağız, (eli mahkum var olmak zorunda olan) kadın konusunda sağduyulu gibi konuşanların en ilginç ve vurucu olanlarını ayıklayacağız, altına Nil Karaibrahimgil ekolü birisinin (mümkünse kendisinin) müziğini dayayacağız
"Sevilesi sade vatandaşın, Anadolu insanının geri dönüşü!"
...böylelikle halkın özlediği halkı halka halkça anlatacağız.
"Üç büçük dakika boyunca ustaca icra edilmiş bir doğallıkla safi sağduyu konuşuyor. Tek yapmanız gereken birinde metin yazarı diğerinde olmadığını unutmak…"
Bu kısımdan ben pek emin değilim, görüntülerdeki kişilerin doğal çevrelerinde çekilmiş mizansenlerde resimlenmeleri dışında metin ezberi okuduklarını sanmıyorum. CHPli (ya da AKP karşıtı) 'sade halk' bulmak zor değil. Metni önden yazmak gerekmiyor, doğru kişiye doğru soruları sormak gerekiyor. Sorular içinde de en 'halk' duyulanları ayırmak, en sağduyu kokanları en samimi görünenlerle eşlemek yeter.
Sorun şu: o seçkiyi yapanın sağduyu sandığı şeylerin kazmalığına da katlanmak gerekiyor. Tam o kısımda da 'müşkül müşterekte müttefike müsamaha motoru' çalışmaya başlıyor.
O motorun nasıl çalıştığına örnek olarak sözü sana devrediyorum:
"Sağduyuda falsolar yok mu? Kılı kırk yaracaksam var, “sahip çıkarız” mesela kulak tırmalıyor."
Kadının üstünü örten erkek imgesiyle açılan, 'kadın deredir, türküdür, hayatın anlamıdır, kadınsız evin bereketi olmaz' yağmuru olup yağan bir metinde bir erkeğin ‘sahip çıkarız’ demesinin yanlışlığına odaklanmak için gerçekten de kılı kırk yarmak mı gerekiyor? o 'kılı' sırf muarızdan kıllanarak sahiplenme (hüloğ) ihtimali yok mu?
"O sahip çıkmalar gerçek hayatta kadının en yakınından gördüğü baskı ve şiddet olarak belirebiliyor çünkü."
Birisini 'sahiplenmek' baskı ve şiddet ihtimali mi, kesinliği mi? En yakının yakınını savunmak için 'sahip'leniyor olması bu konuda bir ipucu vermiyor mu?
"Kadın söylediğim türkü, izlediğim dere diyen genç ne demek istiyor onu da hiç anlamadım, kendi de bilmiyor muhtemelen."
Sen biliyorsun, kendi iradesi ve özyönetimi olmayan, ağızdan ağıza dolaşan bir hoşluk, 'izlemesi ve faydalanması hoş bir doğa olayı' diyor. Seçkide sahiplenilecek şeylerle birlikte de telaffuz ediliyor zaten: vatan, bayrak, cumhuriyet.
"Onun dışında “kadınlar gülmesin mi? o zaman çiçekler de açmasın” da rahatsız etmiş bazı kadınları, şu kadın-çiçek benzetmesinden bir kurtulamadık diye. Kahkaha atmayı çiçek açmaya benzetmek benim biraz hoşuma gitti aslında."
Kahkaha atmayı çiçek açmaya benzetme eyleminin sağı solu ‘türküdür, evin bereketidir, deredir, taşınmaz maldır, dünyanın anlamıdır’ söylemleriyle dolu olmasaydı şair ehliyeti verip 'kendini ifade vb'ye yedirmek mümkün olabilirdi. Ama bu söylemler rassal bir şekilde bir araya gelmediği için, şairane bir niyetle söylenmiş olsa dahi, 'iyi tarafından' bakmak savunmak için zorlamak, müsamaha kapısını kanırtmak manasına geliyor.
"Ama taşeron sorununu unutturacak kadar değil."
İyi de, söylemin yanlışığını eleştirebilecek fırsatı dahi bugün üstünkörü okumayla geçiştirip, 'taşeron sorunu var asıl' diye paralel konuya atlamayla çar çur edemiyor musun? Herhangi bir konunun gargaraya gelmesi için illa unutturulması mu gerekiyor? İleride o dönemin tek adamına karşı olağanüstü dönemeç gereği müdafada onu da bilinçli olarak görmezden gelmek de bir seçenek olamaz mı? olamazsa niye olamaz? Her şeyi tek adamın tehditkar varlığında hoş görülebilir, es geçilebilir hale getirmek mümkün değil mi?
"Ama bu mesajları böyle bir prodüksiyonla bin kanalda aynı anda milyonlara gösterebilme fırsatı… "
Hangi mesajları? Kadın'ın dere, türkü, çiçek olmasa da çiçeğimsi, ana, hayatın anlamı olduğu mesajlarının atatürk, vatan, bayrak vurgusuyla verildiği bu seçkideki mesajları mı? Bu niye fırsat olsun? Fırsatsa bu ‘dağlara taşlara' şut niye gol sayılsın? ‘Kaleci büyüyorsa kaleyi büyütürüz’ gibi bir çözüm olabilir mi?
"Ama boya markasının ne alakalığı… Ama ama, karışık hisler, bitiremiyorum yazıyı."
Yazı metni pas geçip çoğunlukla savunup, paralel bir kusurdan bahsederek tam olarak burada bitiyor.
"Siz ne düşündünüz izleyince?"
şurada yazdım:
https://mokum.place/otisaga...













