9/10
De Noorderlingen
Kuzeyliler
Yıl: 1992
Yön: Alex van Warmerdam
Dil: NL, fr
Link: https://ok.ru/video/37059103328

seen from Austria

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Austria

seen from Austria

seen from United States
seen from China
seen from Libya

seen from Austria

seen from Austria
seen from Türkiye
seen from Spain

seen from Germany

seen from Austria

seen from Austria

seen from Austria
seen from Austria

seen from United States

seen from Germany
seen from Indonesia
9/10
De Noorderlingen
Kuzeyliler
Yıl: 1992
Yön: Alex van Warmerdam
Dil: NL, fr
Link: https://ok.ru/video/37059103328
Konya Yeşil Meram Yapı Kooperatifi, Şevki Vanlı, 1967
Şevki Vanlı karşılık bulamadığına inanan bir adam. bence de öyle. Konya doğumlu, Floransa’da okumuş, Ankara’da çalışmış. İstanbul’da yapısı yok muhtemelen.İstanbul, Eldem ve Cansever’le kafası pek hoş değil.burada taraf tutuyorum.Hepimiz Sedad Hakkı Eldem’in penceresinden çıktık diyecekler. O’nun forsuyla, mimari üretimin enerjisi her şeyden çok pencereye odaklanıyor, bunu 50′lerden beri herkes yapıyor, şimdikiler de yapıyor. buraya döneceğim. bunu size göstereceğim. diğerleri pencere görüyor, burada duvar gören bir mimar var.
plan tipolojisi olarak isviçre pavyonu ekolüne dahil edilir. cephede öyle bir takip yok. hassaten fotoğrafı ön cepheden değil, arkadan çektiriyor.o duvarları hafifletmeyen ellerinden öpüyorum. projede cephenin rengi beyaz ancak, Erdoğan Bey, liseden Vanlı’nın resim hocası, aynı zamanda kooperatiften, renk benim işim diyerek griyi seçiyor.
korkunç mu korkunç, hatta ekşide başlığı bile açılmış. ama hangimiz mutluyuz ki?
* *
2014-2015 Sonbahar kış trendleri!
Androjen görünümün hakim olduğu sezonda şıklık çabasının yanısıra soğuktan korunma isteğini de görüyoruz. Yün kumaşlar, pelerinler, kuş tüyleri ve insani bir koza gibi sarmalayan stiliyle 2015 sonbahar kış sezonu bir hayli iddialı. Kış kreasyonlarının en büyük özelliği soğuk havalara karşı koruyucu özellikte tasarımlara sahip olması. 2015 kış sezonunda altın detaylarla parıldamaya, 60′ların nostaljik desenlerine ve muhteşem renklere hazır olun!
leftright
KızlarKlübü.net 2014-2015 Sonbahar kış trendleri!
--- Take Five'ı Ortadoğu'ya Geri Getirmek ---
George Mgrdichian, 1935 yılında Philadelphia'da Ermeni-Amerikan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Klarnet ile başlayan müzik hayatını ud ile sürdüren Mgrdichian, yerel caz ve folk müzisyenleriyle çalıştı. Sadece Dave Brubeck ve the New York Philarmonic ile çalışması ile değil, aynı zamanda etnomüzikolog kimliği ile de "udu Amerikalılara tanıtan sanatçı" olarak anıldı.
Ekteki 1969 tarihli Take Five icrası, özgün eserlerden ziyade Arap, Türk, Yunan ve Ermeni türkülerini yorumlamasıyla öne çıkan Mgrdichian'ın yönünü Ortadoğu ve Anadolu'dan Amerika'ya çevirmesi olarak görülse de, mesele aslında böyle değildir.
1959 yılında Paul Desmond'un bestelediği, ilk kez The Dave Brubeck Quartet tarafından çalınan ve Brubeck'in alametifarikası haline dönen bu parça, aslında Mgrdichian'ın ustası olduğu bir müzikal coğrafyanın verdiği ilhamın ürünüdür. Rivayet odur ki; Brubeck bir Türkiye gezisi sırasında sokak çalgıcılarına rastlamış; duyduğu aksak ritmi, cazın 4/4'lük ölçüsünü "al bakalım şu beşi" diyerek esneterek uyarlamış. (Parçanın orijinalini şuradan dinleyebilirsiniz.)
Brubeck'le de çalışmış olan Mgrdichian'ın yaptığı bu parçayla yaptığı iş aslında, Batı'da yaşayan bir Doğulunun, Doğu'ya dair Batılı ilhamı yeniden Doğu'daki kaynağına karıştırma çabası. Böylesi bir yorumlamanın kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza keyifli 'parodi' ortaya çıkmış. (Elbette Mgrdichian'ın sanatına ve ustalığına söylenecek olumsuz bir söz yok.)
Cazın tepesinde olmasa da eteklerine dolanan parça, en azından iki dakikalık hoşça vakit geçirtecek gibi duruyor. Bir de bunun üzerine, ilhamın doğası, eserin orijinalliği ve yorumun sınırları üzerine iki dakika düşünmemizi sağlıyorsa, ne ala!
Baba için, babayı aşan bir parça---
"Bu parça özgün bir eserimdir," diyor Horace Silver, "ama çocukluk günlerimi hatırlatan bir tada sahip. Ailemin fertleri, babam ve amcam dahil, üç ya da dört telli enstrümandan oluşan musiki toplantıları yaparlardı. Babam keman ve gitar çalardı. Bunlar benim için mutlu ahenk yakalama anlarıydı."
Anne tarafından İrlandalı-Afrikalı, baba tarafından ise Portekiz kökenli olan Amerikalı piyanist ve besteci Horace Silver (1928-) bir Brezilya seyahatinin dönüşünde babası için bestelemiş bu parçayı. Aynı adı taşıyan 1965 tarihli albümün kapağında da fotoğrafı görülen "baba", Afrika'nın batısında yer alan ve eski bir Portekiz sömürgesi olan Cape Verde Adaları'nda doğmuş. ABD'ye göçtükten sonra Horace'ın annesiyle tanışmış. Böylece dünyaya Afro ve Latin müzikal miraslarını cazda birleştirecek bir ustayı armağan etmişler.
"Song for my father" (Babam için şarkı), bu miras kaynaşmasını / atışmasını, baba - oğul ekseninde, baştan sonra yansıtmayı başarıyor. Parça akmaya başladığında bossa nova ile hard bop'un melezi olan ana tema karşılıyor insanı. Sütunla sarmaşığın halini andıran bu kavuşmada kaide, babadan geliyor (bossa nova) : Kökleri evladın yabancılaştığı bir yere dayanan, geleneksel, güçlü... Onu saran sarmaşık ise evladın öteki yüzü (hard bop) : Bir yandan o kökten gelen, ama bir yandan kafa tutarcasına ondan ayrık. Silver'ın piyanosundan gelen soul tınılara göre; bu başkalığın içinde annesinden gelen mirasın da yeri var. Babanın kurduğu kaideye geri dönen evlat, ona annesinin geleneği ve kendi yeteneğiyle selamlıyor. Babayla ortak yanlarını keşfediyor; onunla uzlaşıyor. Bunu yaparken kendi bireyselliğini de koruyor. Babasına rağmen değil, babasıyla beraber özgürleşiyor.
Şarkının anlattığı hikaye, böylelikle, bir evladın hem babanın bilgeliğine saygı duruşunda bulunması, hem de doğaçlamanın enerjisiyle onu aştığını -ona gülümseyerek bakan babasına- ilan etmesine dönüşüyor.
Dün 85 yaşını dolduran bu ustaya uzun ömürler...
(Parçanın daha uzun bir versiyonunu, aşağıdaki 1968 tarihli TV kaydından dinleyebilir; ekibin dinginliğine karşın, Silver'ın çırpınışına şahit olabilirsiniz.)
bu şarkıyı dinleyince hiç yaşamadığım bir zaman dilimine gidiyorum. dünya medeniyetinin zirvesi bence orası. şimdilerin sentetikliğinden uzak başka bir dünya.
cep telefonunun olmadığı, internetin bilinmediği, irtibatın kıymetinin olduğu günler. birine ulaşınca kıymetinin bilindiği zamanlar.
erkeklerin takım elbise dışında birşey giyinmediği, salonların ve salon adamlarının devri. şıklığın, italyan kesimin, kemik gözlüğün, kol düğmesinin, ince kravatın, yün kravatın hatta papyonun dünyası.
müziğin müzik olduğu zamanlar. saydırma işte. sen de biliyorsun.
kadın.
henüz daha ataerkilliğin son dönemi. aslında özgürlüğün en tepesi. bu daha modern diye toplumsal baskı yok. çalış kadın sen de kapitalizmin kölesi ol yeni geliyor.
tütün.
sigara. her yer de sigara. puro. montecristo, romeo y julieta, davidoff. pipo henüz finalini yapmamış. kapalı mekanmış açık mekanmış ne demek. doktor hastasının yanında, anne çocuğunu emzirken.
masa çakmakları, sigaralıklar. misafir geliceği zaman alınan karton sigaralar. neticede çocuklğumda yetiştim hatırlıyorum bu kısmını.
viski.
içmeye başlamak için akşamüzerini beklemeden içilen o müthiş zaman dilimi. old fashioned, old fashioned, old fashioned. sen zannediyorsun ki asırlardır öyle ama değil. öğle yemeğinde soda yerine üç margarita içiliyordu vaktiyle. öğleden sonra herkesin kafası güzelldi.
az çevreci, az güvenlikçi, az sağlıkçı, daha özgür, daha huzurlu. ben hiç yaşayamadığım o zamanları özlüyorsam yaşayanlar acılarına son vermek için intitihar ediyorlardır.
MODERN 60'LAR TOPUZU
Aynanın karşısında yerinizi alın.