Simeon Levi House, Tel Aviv - Arieh Cohen (1935)

Product Placement
art blog(derogatory)

@theartofmadeline
𓃗
Mike Driver
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Three Goblin Art

if i look back, i am lost
macklin celebrini has autism
noise dept.

#extradirty

ellievsbear
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
Cosmic Funnies
Keni

izzy's playlists!
todays bird
Today's Document
seen from Venezuela

seen from Mexico
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Kenya
seen from Türkiye

seen from Mexico

seen from Morocco

seen from Paraguay
seen from France
seen from United States
@hayhakmodernizm
Simeon Levi House, Tel Aviv - Arieh Cohen (1935)
Tel Aviv (“The White City”) Bauhaus Architecure (Vintage Photos). Not all of it looks Bauhaus, but you can see how the city looked during the 1930’s/1940’s, when many German-born Jewish architects (trained in Bauhaus) were settling into the city and making their impression on the city’s architecture.
Tel Aviv’s City of White and the Birth of Bauhaus in Palestine. Zina Circle, Tel Aviv-Jaffa, 1937. Architect - Genia Averbouch
Bauhaus Art Design Architecture Photo © Frank Schnakenberg
“Forest of Light” for COS // Sou Fujimoto {ph cr. Laurian Ghinitoiu}
A Brutalist, distraction free studying environment:
http://sosbrutalism.org/cms/16448503
Robin Gibson: University of Queensland Central Library, Brisbane, Australia, 1973
Photo: © Jesse4870, 2012
c. g. rosenberg… sweden, 1935 @ digitaltmuseum
alper dikine gidiyor.
Pendik’te mühendis Arif Saltuk villası, İlhan Bigesu, Ercüment Bigat.
Arkitekt’de 1958′de yayımlanmış. Şunu yapan adamların daha neler yaptığını merak ediyor insan. nerede okumuşlar, kiminle çalışmışlar? Eril mimarlık bürosu.
Plandaki akışkanlık, duvarların hareketi harika. çok cesur. 60′lar Ankara baharının habercisi. iyi oturmuş bir kütle, iyi çıkmış bir balkon.
Mühendis Arif Bey de övgüyü hakediyor.
Kadıköy Akbank Şube ve Lojman Binası, İlhan Bilgesu.
Arkitekt’de 1974′te yayımlanmış. ilk iki kat şube, üst katlar lojman, en üst katta yemekhane. işlevlendirmenin cephede okunduğu notu düşülmüş. cephe suni taş kaplanmış.
güneşlik sonradan yapılmış,aşırı güneşten mi,bina daha havalı olsun diye mi yapıldı, binayı yapan mimar mı yaptı güneşlikleri bilemedim. görünüş çizimlerinde sağlanan netlik, güneşlikten önceki fotoğraflarında yok. güneşlik şimdi binayı ele geçirmiş.
Mimari görünüşle gösterdiğini binada kaybetmek, mimari bir başarısızlık olsa gerek. 1968′de projelendirilen,Sedad Hakkı Eldem’in Fındıklı’daki Akbank Genel Müdürlük binasının başarısı burada baskıya dönmüş. Eldem Penceresi denilen şeyi Eldem yapınca oluyor. Eldem’in pencere eskizleri o gerilimi yaşıyor. burada yaşamıyor.
İlhan Bilgesu Hakkında bildiğim, hakkında hiç bir şey bilmediğim Ercüment Bigat’la yaptıkları Pendik’teki villa.ona göre bu çok kötü.
Kadıköy,Yapı Kredi Bankası Şubesi, Mukbil Gökdoğan, 1972. *
Yapı Arkitekt’de veya Mimarlık’ta yayımlanmamış. Google’da aratınca beyefendinin yüksek mertebeli mason olmasından başka pek bir şey çıkmıyor. Arkiv’de de hakkında bilgi yok. bir mason için çok başarısız bir tablo.
Bina İş Bankası’nın hemen karşısında, onun geçirdiği maceraları geçirmemiş henüz. Giriş kat elden geçmiştir muhtemelen. Fakat O kademelendirilmiş cephede orta bloktan Yapı Kredi tabelası geçmemiş, orası herhalde giriş kapısı orada bir vukuat olmuş olabilir.
içeriğinde üst katlar gene lojman olarak planlamıştır sanıyorum çünkü burada bir çift lafım var. Şimdiye kadar elden geçirdiklerim arasında, bu banka-lojman tipi binalarda en sevdiğim Bursa Merkez Bankası da dahil, üst katlardaki işlevlendirmenin cepheye katkısı çok aranmamış, Beykoz Yapı Kredi hariç. bir buçuk kat şube, üst katlar lojman, en üst kat teraslı restoran.bu kadar basit olmamalıydı. Ya da burada dikey bir bölümlendirme yaptı daireleri bir cepheye, banka şubesini bir cepheye yasladı
bina güzel, duvar güzel, balkon güzel, Kuzgun Acar gölgesiz olmuş.70′lerden sonra güneşlik mimarın elindeki tek biçim üreteci olacak hatta Arolat’tan sonra şimdilerde binanın kendisi oldu bile. yalnız burada harbi güneşlik olarak kullanılmış. Güneş Fotoğraflarda kendini gösteriyor.
Kemal Paşa bakışlarıyla beni süzdü, selamladı ve doğrudan doğruya konuya girerek şunları söyledi: “Profesör, size inşaatına yeni başlanmış olan öğretmen okulunu ve okulun planlarını gösterdiler. Gördükleriniz modern bir öğretmen okulunu ifade edebiliyor mu?”
Kısa bir duraklamadan sonra cevap verdim: “Ekselans, Kemalettin’le beraber çalışırsak bina modern bir okul olur.” Bunun üzerine Kemal Paşa, Size bunu sormadım, dedi. Size şunu sordum: Şu anda gördüğünüz modern bir öğretmen okulu mu? Bu durumda fikrimi açıkça söylemem gerekiyordu.Projenin modern bir okul olarak görülemeyeceğine hak verdim.
Kemal paşa,bakana, Necati’ye dönerek, planları bir kenara bırakın,okulu Prof. Egli’nin inşa etmesini istiyorum, dedi. Verilen bu karardan sonra görüşme bitmiş ve ben beynimi saran düşüncelerimle başbaşa kalmıştım. Salonda sürekli dolaşıyor, sürekli Kemalettin’i ve olanları düşünüyordum. Daha bir gün önce beni istasyonda o kadar dostça, babaca karşılamış olan kişinin elinden inşaat alınıyordu. Ankara’ya gelir gelmez nahoş bir olayın ortasında kalmıştım. Bu durumda ne yapmam gerekirdi?
Ernst Egli ne yapabilirdi, onu yaptı. Siyaseten doğrulandı. Yüzyıl başından beri önce İstanbul, sonra Cumhuriyet’le Ankara’da devlet çayırında at koşturan, dönemin şahaneleri Kemaleddin Bey, Vedad Bey Ve Mongeri Bey’lerin devri ekselansın bakışlarıyla son bulur. Aynı yıl Kemaledin Bey Ölür, İstanbul’da Akademi’nin başındaki Mongeri bir sene sonra görevini Egli’ye devreder. Vedad Bey İstanbul’a döner, bir kaç apartman daha yapacaktır. Ne derler, henüz modern olmamıştık, henüz piyasa şartları mimarlar için başka türlü bir varoluşa uygun değildi. İsviçreli Egli Modern olmuştu.
1927’de Ernst Egli , Maarif Vekaleti himayesinde Ankara’ya gelir. Garda Maarif Vekili Mustafa Necati ve Mimar Kemaledin karşılar. O sırada Kemaleddin Gazi Eğitim Enstitüsü projesi üzerinde çalışıyor. Egli’yi sıcak karşılamış, ölümü de öyle karşılamış olmasını umuyorum. Erken ölümünün kendisi için hayırlı olduğu söylenir. Projeyi alan Egli, belki ayıp olmasın diye görünüşlere çok dokunmamış, sınıfların hacimleriyle oynamış biraz, maliyeti azaltmış. Evet bu istek, modern mimarlık hareketinin orjinalinin içeriğinde mevcut. Fakat Ekselans’ın istediği modern ifade, bu binada mevcut değil. Ekselansın iradesiyle, Egli’nin başlatacağı cumhuriyet modernizmi, çoğu zaman içeriksiz, her daim modern ifadeli olacak. Ekselansın son nefesiyle unutulacak. Ülkenin kadim alışkanlığı, siyaseten doğrulanmak, yani faiz devam edecek.
Gazi eğitim enstitüsü, şimdi Gazi Üniversitesi rektörlüğü kötü bir bina. Kemaleddin Bey daha iyi binalarıyla anılır, ben anarım. Birçok kimseler, Kemaleddin Bey’i çok kötü anıyorlar. Her gün, her yerde karşımıza çıkan o yeni kamu yapıları, okul binaları, ak sarayları Kemaleddin Bey’i kötü kötü hatırlatıyorlar.3. Milli denecek bu yapı furyası, öncekilerden bir yönüyle ayrılıyor. Öncekileri var edenler kamu binası, okul, banka, iş hanı ayırt etmeden aynı hassasiyetlerle yapıyı şekillendirdiler. Şimdikiler devletin yörüngesinde başka, finansın yörüngesinde başka hareket ediyorlar. Hayırsever bir iş adamımız olsun,okul yaptırırken başka, Rezidans yaptırırken başka görüntü,modern ifade talep ediyor, Reis olsun, bir plazayı veya AVM’yi kastederek, Ey mimarlar bunu yaparken hiç mi Allah’tan korkmadınız demiyor. Demek ki artık modernleştik, farklı mimari varoluşlar mümkün ülkemizde.
Kemaleddin Bey Egli’den sonra nihayet siyasetin yörüngesine girdi. Hiçbiri Kemaleddin Bey kadar işini ve hayatı sevmeyen adamların elinde onun görüntüleri, bizi cennete götürsün için kullanılıyor. Hırsızın suçu bir yana, Kemaleddin Bey’in bu durumda ne yapması gerekirdi?
Bir hikaye buldum. Adam akıllı bir kaynak yok ortada. Doğruluğu yanlışlığı kimseyi ilgilendirmiyor anlaşılan, beni de ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kısmı, Mimar Kemaleddin’in neden iyi olduğu sorusuna böyle bir cevap veriliyor oluşu.
Hikaye şu, 1926 yılında ressam İbrahim Çallı, Namık İsmail, Maarif Vekili Mustafa Necati’den bir müze isterler. O da seçin bir binayı vereyim der. Tabi ressamlar gavur olduğu için Sultanahmet Camii’ni seçerler, hatta sergilenecek eserlerin iyi ışık alması için, caminin kubbesinde bir delik açılması iyi olacaktır. Mecliste bulunan Mimar Kemaleddin “himmetiyle” bu talebin gerçekleşmesini engeller. Bu hikayeyi anlatan zevatın muhtelif meditasyonları *** ızdırabı başkadır, Kemaleddin’in başka. Benimki daha başka.
O an orada olmamış olaydı, himmetini bizden esirgemiş olaydı, böyle bir hikaye dolaşıma girmeyeydi, bugün Mimar Kemaleddin ve yaptıklarıyla karşılaşmak bizim için daha kolay olacaktı. Olsun isterdim.
Kadıköy İş Bankası Şube ve Lojman Binası, 1950′ler.
Perran Doğancı, Altay Erol, S. Giritlioğlu, Cavit Özedey.
Perran Hanım başka neler yapmış hakkında fazla bilgiye ulaşamadım, daha çok Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından olması söz konusu. Bu binanın başına gelenler kimseye koymamış galiba.
1957′de Arkitekt yayınlamış ,
Kadıköy İş Bankası memleketimizde de revaç bulan «Polikromi» tatbik edilen ilk binalardan biridir. Bu itibarla, binanın cephesinin muhtelif pastel ve bazan daha kuvvetli renklerle kaplanması birçok kimseler tarafından yadırganmıştır.
birçok kimseler yıkıp yenisini yapmışlar, sanırım 70′lerde. ikinci yapıya ait bir bilgi yok. 2000′den sonra o da yıkılmış, üçüncü yapının bilgileri çok da önemli değil zaten.
renk olayını ben de yadırgadım, ama bir kez görebilsek iyi olurdu.
Gio Ponti. Domus 320 July 1956: 7
Schulhaus Boppartshof (Primary School) St. Gallen, Switzerland; 1962-66
Hans Zwimpfer (photography by J. Stieger)
see map
via “(Das) Werk, 56” (1969)
Cağaloğlu’da İran konsolosluğunun karşısında bir işhanı. cephede duvarla camların hem yüz bitirilmiş olmasıyla güzel. bunu denendiğini pek görmedim. burada da tutmamış galiba.
The Oberoi, Delhi. Neil Prince, architect, c.1964.
Sedad Hakkı Eldem’in Elmadağ Hiltona katkısının lobide iç mekanlar ve giriş takı olduğunu söylenir. Eldem’in yaptığı giriş takı dönüşerek yerleşir önlere. burada giriş takı hindi usulünde yapılmış, neye dönüşecek merak ettim.
Cağaloğlu Ziraat Bankası.
Kimin yaptığını bilmiyorum henüz. muhtemelen 70′lerin sonu. nefis olmuş.
bina alıcısını bulmuş görünüyor. mimarın çabası hala okunuyor. yapıyı geri çekme, bankasal giriş, işlevsel hareketin ve çalışmanın kuvveti, fotoğrafa verilen karşılık, hepsi cephede görünür vaziyette.bant pencereler cephe derinliğinde daha fazla söz sahibi olabilsin isterdim. ikinci katta, giriş aksının üstündeki full manzaralı oda bir kusur. cephe örgüsünü hem yatayda hem dikeyde kesmiş.belki orada bir balkon derinliği vardır. orada şube müdüründen şüpheleniyorum.
ankara’dam abim gelmiş evde bir bayram havası