Kendimi 2013 Haziran'ına kadar hep korkak biri olarak tanımladım. “Gel şunu yapalım.. Yok ben korkarım.. Gel şuraya gidelim.. Yok ben korkarım.” Korkardım. Hep bir şeylere susup otururdum. Sonra o gün geldi,sosyal medyada gördüğüm “Gezi Parkı'na müdahale! Çadırlar yakıldı!” O an bir şey oldu. Kendimi sokağa atıp tüm sustuklarımı haykırmak istedim. İlk defa korkmadan bir şeylerin parçası olmak istedim. Sokağa çıktım. Normal de bir kadının geç saatlere kadar sokakta durmasının sebebi bilirsiniz hüsran olmuştur ülkemizde;öldürülmüşüzdür,benliğimiz elimizden alınmıştır. Ama biliyor musunuz? O gün hiç bir şey olmadı. Tanımadığım onlarca insanın içindeydim,omuz omuzaydım. Ama biri bile kılıma zarar vermeye çalışmadı. Cesurluğu tattım o gün o insanlar sayesinde. Ama her şey böyle güzel devam etmedi. Kendi polisim tarafından dövüldüm,hastahanelik edildim. Astım krizi geçirirken,ölmek üzereyken göz altına alınmaya çalışıldım. Beni yine o “cani"lerin elinden kurtaran omuz omuza durduğum,direndiğim insanlardı. Kardeşim dedim,Adana'lıyım dedim,sıktığın biber gazı beni etkilemez dedim. Dinlemediler abi. Dinlemedikleri gibi o biber gazlarının kapsülüyle insanların canını aldılar. Ellerinde tutup “hepinizin g*tüne girsin” diye bağırdıkları coplarıyla insanları dövdüler,öldürdüler. O da yetmedi be abi,gerçek silah kullanıp abilerimizi vurdular. Ve tüm bunlara kör olan devlet,devletin polisinin gözünde çapulcuyuz,marjinaliz. Bize ne dediğiniz,ne olarak sınıflandırdığınız inanın umrumda değil. Ben hala bir Gezi Parkı belgeseli izlediğimde ağlıyorsam,polis sirenini duyduğumda sinir krizi geçiriyorsam,analar evlatsız kaldıysa sebebi siz ve sizin körelmiş beyinleriniz! Gezi'yi unutmam,unutturmam. Ben o tomanın önünde “beni de öldür lan” diye bağıran çocuk(!),siz de beni unutmayın. Elbet hesabı sorulacak.













