#iletişimleözgürleşmek #AliSaydam #Algılamayönetimi

seen from United Kingdom
seen from China
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from China

seen from China

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Bulgaria

seen from Malaysia
seen from France
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia

seen from India

seen from Sweden

seen from Russia
seen from United States
#iletişimleözgürleşmek #AliSaydam #Algılamayönetimi
Ali Saydam - Burger King Norveç’in kampanyası
İletişimin milli boyutunu ne zaman vurgulasak, yüzümüze karşı olmasa bile arkamızda, ne kadar “muhafazakâr” olduğumuzdan dem vurup, iletişim konusunda “evrensel değer sistemine ve hümanizm” konusuna pek itibar etmeyişimize takılanlar, homurdanıp dururlar… Biz de bu konuda bir örnek yakaladık mı kaçırmayız doğrusu. Bu kez Örnek Norveç’ten. Oradaki Burger King’ten… Bilindiği üzere Burger King, neredeyse bütün bulunduğu ülkelerde Pazar payı konusunda McDonalds’ın gerisindedir. Bir tek Türkiye hariç! Bizde tam tersi bir tablo söz konusudur. Hamburger savaşlarının galibi Türkiye’de Burger King’dir.
Peki Norveç’te son yapılmış olan ve hayli “orijinal” ve “agresif” bulunan pazarlama iletişimi numarası neymiş? Şuymuş, efendim… Burger King Norveç’te gerçekleştirdiği “Whopper Sellout” kampanyasıyla kullanıcıları Facebook’ta kendilerini “beğenmemeye” davet etmiş. Hatta daha da ileri giderek rakibinin ürünü Big Mac’leri bedava dağıtmış. Niye yapmış bunu? Çünkü Burger King’in Facebook sayfası (trol denen) art niyetli ve indirim talep eden bir kitle tarafından tacize uğramışmış... 38 binin üzerindeki “fan”larından birçoğunun küçük düşürücü, McDonald’s'ı öven mesajlarını görünce Burger King Norveç’in kafasının tası atmış. Kullanıcılara iki seçenek sunulmuş: Ya yeni sayfayı beğenip “gerçek fan” unvanını elde edeceklermiş, ya da bedava bir Big Mac kuponunu seçip Burger King’in Facebook sayfasına erişim hakkını sonsuza kadar kaybedeceklermiş.
Uygulama sonunda şirket, elinde bulunan bedava bin adet Big Mac kuponunu bir hafta içinde dağıtmanın yanı sıra, tam 30 bin Facebook hayranını kaybetmiş. Buna karşılık Facebook sayfasında eski sayfadaki hayranlara oranla beş kat daha fazla markayla etkileşim içinde bulunan 8 bin 500 kadar sadık takipçiye ulaşılmış. Burger King Norveç, bunu bir başarı öyküsü gibi anlatıyormuş.Neresi başarı tam anlamasak da, umarız bir gün iş sonuçlarına diledikleri gibi ulaşırlar… Bu işler bizde neden çalışmaz?
Şundan: Bizde negatif “konatasyon” algı karmaşası yaratır. Bu nedenle örneğin “Ne… ne…” şeklinde cümle yapıları olumlu yüklemle bitmesi gerekirken, yanlış anlamaya müsaade etmemek adına olumsuz yüklemle bitirilir. “Ne sinemaya, ne tiyatroya, ne restoran ne de dansa gitmedim” denir; cümle yapısı (syntax) ve gramer olarak “gittim” demenin doğru ve “gitmedim” demenin de yanlış olmasına rağmen… Bu gibi durumlardan kurtulmak için ustalar, olumlu yüklemi öne çekerek işin içinden çıkmayı salık verirler: “Ne sinemaya gittim, ne tiyatroya, ne restoran ne de dansa” gibi… Matematikte negatif bir rakamın yine negatif bir rakamla çarpımının pozitif sonuç vermesi, dil ve mantık yapısına da işlemiştir. “Aptalsan bu ürünü almazsın!” söylemi onlarda çalışırken, bizim aklımızda “Almazsın!” kalır ve almayız! Bu kadar basit. Media Markt’ın “Bütün dünyada çalışır burada da çalışır!” diye ısrar ettiği “Başka yerden alacak kadar salak değilim” söylemi, Türkiye’de az kaldı bir felakete neden oluyordu. Ecnebi ülkelerde işlev görmüş olabilir, ancak aynı şirketin Alman masalı Hänsel ve Grätel’den takla attırdıkları kampanya da bizde hiç anlaşılmadı. Nihayet “Görmeden Almam”a döndüler. Orada da Metin Şentürk’ü oynatarak, bizde engelliler üzerinden espri yapılamayacağı ilkesine ters tavır içine düştüler… Dedik ya, Batı’da çalışan söylem (bazı değerler dışında) bizde iş görmede zorlanabilir… Hele de şu negatif söylem, ters köşe numaraları, McDonalds dağıtmak, “Bizi beğenmeyin” demek falan biz de hiç yemez…
Kaynak: Marketing Türkiye, Şubat 2014
LİDER OLMAK İÇİN BİLGELİK GEREKİR
En iyi yol arkadaşı bir kitaptır. Yolda zihin genişletmeyi severim. Bugünkü yol arkadaşım Ali Saydam'ın Vazgeçmek Özgürlüktür adlı kitabında şöyle bir kısım var:
"Veri hamdır. Tek başına hiçbir şeye yaramayabilir. Örneğin İstanbul'un nüfusunu bilmek, yasaları bilmek gibi...
Enformasyon, verinin sınıflandırılmış halidir. Çok işe yarayabilir. İstanbul'un yollarını bilmek, suç oranını bilmek, hangi suça hangi yasanın uygulanacağını bilmek gibi...
Taktikler kurabilmek için enformasyon şarttır. Ama strateji için yetmez. Onun için bilgi gerekir; yani anlamlandırılmış enformasyon... İstanbul'da bulunan sokak çocuklarının sayısı ve ona bağlı suç durumunun nedenlerini anlamak; boşanmaların, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmaları oranında attığını tespit etmek; bir ülkenin gelecek tasarımı için hangi yasaların çıkması gerektiğini bilmek ve bu bilgiler ışığında nasıl bir strateji kurulacağını saptamak gibi...
İş bilgeliğe gelince, bir kırılma söz konusudur. Veriden, bilgeliğe gelene kadar nicel bir değişimle karşı karşıyayızdır. Bilgeliğe geçiş ise tamamen nitelik açısından bir sıçramadır. Bilgelikte işin içine şu üç öğe belirleyici olarak dahil olur: Erdemler, değerler, duygular... Bunların üzerine de hepsini taçlandıracak olan gelişmiş bir ruh!
İşte bu nedenle vizyon için, misyon için, lider olmak için bilgelik gerekir." s.69