Yine Vize!
Ee efenim artık danışmanım da benim ne kadar şerbetli bir insan olduğumu anlamıştı. Zaten bu hep böyleydi. Neden bana vize çıkmaz diye korktuysam anlamadım. Bak kızım, es kaza sevgilin olursa başına gök taşı düşüp, ölür mü bu adam acaba diye kork; ama vize alamayacaksın diye korkma. Sen alırsın. Sen her zaman her konuda şanslı bir insandın zaten. AŞK HARİÇ! Ne yapacaksın işte bu da senin lanetin. Hepsi aynı anda olmuyor.
28 ağustosta okul parasını ödemek ve pasaportumu almak için İstanbul’a gittim. Bu arada o kadar parayı benden nakit olarak istediler. Türkiye’de o kadar miktar Kanada Doları bulmak ne kadar zor bilir misiniz siz? Bilemezsiniz, zaten bilmeyin de. Neyse ki sevgili bankam bana parayı buldu. Eminim ki Güney Kore Wonu isteseydim, onu da bulurlardı.
O gün İstanbul’a gittiğimde bir şey daha yaptım. Amerika Vizesine başvurdum! Yanlış okumadınız. Bunu da yaptım. Oraya kadar gitmişken Amerika’yı gezmeyecek miyim yani? Bana 14 eylüle randevu verdiler. Cheno ve Ecoş ile İstinyedeki o şatodan bozma yere gittik. Açıkçası pek heyecanlı değildim. Benim kapı gibi Kanada öğrenci vizem var. Sen kim köpek Amerika! Hehehe şaka. Sabah kahvaltı etmeden evden çıktığım için sadece kan şekerimin düşmesinden ve fenalaşmaktan korkuyordum. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Klasik işte bir grup insan olarak sıraya girdik, içeri alındık, güvenlikten geçtik, bir masadaki görevli pasaportumu ve vize başvuru belgemi birbirine lastik bantla bağladı, bir asansöre binerek üst kata çıktık. Merdivenler yok. En azından biz sivillerin görebileceği bir yerde merdivenler yok. Üst katta yine bir görevli pasaport ve vize başvuru belgemi alarak bana bir sıra numarası verdi. İçerisi onca insan göre küçük; ama herkese yetecek kadar oturmaya yer vardı. Kesin bunu ayarlamıştır Amerikalılar! Bir yere oturup, sıra numaramı takip etmeye başladım. Çok geçmeden bir görevli yanıma gelip, hanımefendi beni takip edin, dedi! Aha bu sefer sıçtım, dedim. Beni masaya yönlendirerek yeni bir sıra numarası verdi. Çünkü ben YANLIŞ SIRAYI TAKİP EDİYORMUŞUM! Benim takip ettiğim yer mülakat sırasıymış. Kapıdan girişte sol tarafınızdaki sıra numaralarını takip edin. Çünkü ilk önce belgeleriniz kontrol edilecek ve parmak izi vereceksiniz. Çok geçmeden yeni numaram yandı ve belgelerimi kontrol için verdim. Belge demişken, öncekiler ne istediyse buradaki görevli de sadece onu istedi: Pasaport ve vize başvuru belgesi! Benim yanımda bir tomar dolusu belge vardı. İyi ki Amerika için belge hazırlamaya girişmemişim. Kanada’ya ne verdiysem aynılarını yanımda götürdüm isterlerse diye. Zaten hiçbirinin yüzüne bakmadılar. Bunlarda da adet böyle! Bazı kişilerden evrak kontrolünde fotoğraf istediler. Başvuru sırasında yükledikleri fotoğraf uygun değil miymiş neymiş. Bunu dedikleri çocukcağız ruhunu teslim edecek gibiydi zaten, yazık ya. İkinci kere numaram yandığında Amerikalı bir amcaya parmak izimi vermeye gittim. Ben şirin Afroamerikan ablanın parmak izimi almasını tercih ederdim. Neyse, oldu bir kere.
Şimdi gelelim işin esas önemli kısmına. Odanın sağ tarafına geçip, sıramı beklemeye başladım. Bu arada pek çok kodaman insanla muhabbet ettim. Bunlardan birisi THY’de pilottu ve kağıtlarından okuduğuma göre 23 bin TL brüt maaş alıyormuş! Evet, oturduğum yerden laf yetiştirirken gözlerim de hep ne kadar zenginler diye araştırdı. Bence bir erkeğin en güzel yeri maaşının yazdığı kağıt parçasıdır. Ee bir yaştan sonra artık böyle oluyor insan. Aşk mı? KÖPEKLER YESİN AŞKI! Vizesini alan pilotcuğuma: “Have a good trip!” deyip, numaramın yazdığı bankoya gittim. Mülakatı Türkçe yaptım, eğer İngilizce yapsaydım çok heyecanlanırdım. Artislik yapcam diye vizeyi alamamak vardı işin ucunda!
ESYGKG: En sağdaki yakışıklı, genç konsolosluk görevlisi.
Gria: Gria
Gria: Merhaba!
ESYGKG: Merhaba :) Belgeleriniz lütfen.
Gria: Tabii buyurun. *Alttan uzatır* (Zaten belge dediği şey pasaport ve başvuru belgesi!)
(Kısa bir sessizlik.)
ESYGKG: Amerika’da nereye gideceksiniz?
Gria: Şimdilik kasım ayında bir New York seyahati planladım. (O kadar da hazırlanmıştım, şuraya gidicem şunu yapıcam diye. Sözde Metropolitan Müzesini gezip, Brooklyn Bridge’de bol bol fotoğraf çekip, Broadway’de müzikal izleyip, China Town ve Little Italy’nin altını üstüne getirecektim! Hiçbirini söylemedim.)
ESYGKG: Neden Amerika’ya gideceksiniz?
Gria: Ekimde 9 aylığına Kanada’ya dil okuluna gideceğim. Oradayken Amerika’yı da gezmek istedim.
ESYGKG: Üniversiteden ne zaman mezun oldunuz?
Gria: 2014 yılında mezun oldum.
ESYGKG: Bu süre içerisinde ne yaptınız?
Gria: Yaşadığım şehir olan Çorlu’da dil okuluna gittim.
ESYGKG: Hangi dil okulu?
Gria: Amerikan Kültür Derneği Dil Okulu.
ESYGKG: Üniversiteden dil bölümü mezunu musunuz?
Gria: Hayır. Radyo, TV ve Sinema bölümü mezunuyum.
ESYGKG: Hangi üniversite?
Gria: İstanbul Aydın Üniversitesi.
ESYGKG: Amerika’da bir tanıdığınız var mı?
Gria: Hayır, yok.
ESYGKG: Vizeniz onaylanmıştır. İyi yolculuklar, Kanada’da başarılar.
Bu kadar uzun yazdığıma bakmayın. Gerçekten çok seri bir şekilde sordu ve ben de çok net cevaplar verdim. 3 dakika bile sürmemiştir. Ama binada toplamda 2 saatten fazla geçirdim. Hatta dışardaki kafelerden birinde beni bekleyen Cheno ve Ecoş oradan doğruca Amerika’ya gittim diye endişelenmişler bile! 2 gün sonra da kendimi PTT kargoda pasaportumu alırken buldum. Sırada İngiltere vizesi var! Onu da alıcam! O da benim olacak!
05.10.15










