nietzsche’nin felsefesi temel iki aksı izleyerek oluşuyor. birincisi şiddet ile ilişkili, şiddetlerle ilişkili ve genel bir göstergebilim meydana getiriyor. yani fenomenler, şeyler, organizmalar, toplumlar, bilgiler ve ruhlar, işaretlerle ya da daha iyisi belirtilerle ve böylelikle şiddet durumlarına gönderme oluyorlar. Felsefecinin ‘fizyolojist ve doktor’ olarak kavramlaştırılması da buradan geliyor. […] ikinci aks güç ile ilintili ve bir etik ile bir ontoloji kuruyor…güç istencini her defasında ‘gücü istemek ya da aramak’ olarak yorumladığımızda, nietzsche’nin düşüncesiyle ilgisi olmayan bayağılıklarla karşılaşıyoruz. eğer her şeyin, şiddetlerin durumuna gönderme olduğu doğruysa, güç, elemanı ya da daha çok mevcut şiddetlerin farklılaşma ilişkilerini tanımlıyor. bu ilişki kendini ‘doğrulama’, ‘değilleme’ tipindeki dinamik niteliklerle ifade ediyor. dolayısıyla güç, istencin istediği şey değil, tam tersine istençteki istek. ‘gücü istemek ya da aramak’ ise güç istencinin sadece en alttaki derecesi, olumsuz formu ya da şeylerin durumunda reaktif şiddetler tutulduğunda aldığı görünümdür. nietzsche’nin felsefesinin en orijinal karakterlerinden biri, ‘ne?’ sorusunu ‘kim…?’ sorusuna dönüştürmüş olmasıdır. örneğin, verili bir önermeyi düşünelim, kim bunu dile getirmeye muktedir olacaktır? ‘kişileştirici’ her türlü referanstan kurtulmak gerekecek. ‘kim’ bir bireye, kişiye gönderme olmuyor, daha çok bir olaya, yani bir önermede ilişki içindeki şiddetlere ya da bu şiddetleri (güçleri) belirleyen genetik ilişkiye gönderme oluyor. ‘kim’ her zaman dionysos’tur, dionysos’un bir görünümü ya da maskesi, bir şimşek.
“nietzsche ve felsefe’nin amerikan baskısı için önsöz”, iki delilik rejimi, çev. mahir ender keskin, bağlam, s. 210-11.