“Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökyüzünde çocuklar aşkına savaşmaktır.” İ.Ö.
İmamımın hatibimin yılları…Sahiplenişim,buradaki duygusallığım nedeniyle –o tamlayan, tamlanan ekiyle- anlatım bozukluğu yapışımı mazur görün..O yıllar sona erdi..İçimizden gitmeyecek olsa da.. İnsanların gururla belirtmekten çekinmediği şu malum üniversite yılları başladı.
-Bu, kızım Fatma. Üniversiteli oldu bu sene. Fatih Üniversitesi. Matematik bölümü.
Kabarsın koltukların,kabarsın değsin göğe.Buydu zaten her şey, içi boş kağıt parçası.
Gururlanmak buydu zaten. Bilmem ne üniversitesinde bilmem ne bölümü. Bilmem ne şirketinde bilmem ne olmak. Ya da işte neyse.
-Ne işle meşgul kızımız?
-Bankada çalışıyor.
-Ne güzel.
Heee ne güzel. Bu da hayatı yüzeysel yaşamanın bir parçası mı ki? Derinlere inilmez ya çok fazla. Ne işle meşgulsünün cevabı da daha rahat ve kesin oluyor tabii. Bunca şeye ne gerek var.
Ebeveynlere hak verilmeliydi gerçi. Hadi o önem vermiyordu bazı şeylere dikkatini çekmiyordu. Başkaları nasıl verirdi?
Başörtüsü sorunu var mı? Nasıl gidiyor okul? İleride böyle bi bölümle ne gibi işlerle meşgul olmayı düşünüyorsun? Hayallerin var mı sıkı sıkıya tutunduğun? Temiz ve nurlu hayaller?
Umudun var mı sapasağlam? Hayata karşı söyleyecek onunla dalga geçecek onun başını öne eğecek dimdik bir cümlen var mı? Ramazanda bir hatim indirdin mi? Bir cüz mü okudun? Yoksa onu da mı yapmadın? Sen yemek yapmayı bilir misin? Evdeki bulaşık makinesını kurmayı bilmiyor musun yoksa? Sen okumayı sever misin? Senin söyleyecek mühim bir sözün, yüreklere işleyecek bir cümlen var mı? Senin kafanda keyifle söylediğin bir melodi var mı? Senin uğruna öleceğin , senin hergün aynı heyecan ve tazelikle yerine getirebildiğin bir şeyler varmı? Ne yapacaksın ki sen fizik bölümünü? Şimdi bu fizik seni heyecanlandırıyormu ki yani? Yoksa yaşayıp gitmek mi lazım işte bu tür saçma cümleleri bir kenara bırakıp.
Çok fazla büyütmeye gerek yok di mi bu tür sorularla her şeyi? Zaten bu sorular sorulmadı bile bize. Büyümedik biz. Zaten büyüyenlerde sormuyordu artık bir çok soruyu. Zaten acılar büyük olsak dokunmaz di mi bize keskince? Acının bize dokunması demek, halen büyümememiz demek. Öyle demişti yazar abla. 'Şimdi daha küçüksün,acılar keskince dokunuyor sana..' Birşeyleri büyütüp kendime zarar vermek yerine bir takım kanalizelerle gündüze gülümseyerek doğmam gerektiğinin ben de farkındayım. Ama kimse bunu aklından geçirmiyor bile artık. Kimse anlamıyor bile susmuyor bazı şeyler önünde. Saygı duymuyor. İnsanlar için asıl üç saat için baş açmamak aptallık görülüyor. Halbuki üç saat için ara verilecek bir şey miydi dinimiz?
Öyle demişti birisi..
-Saçmalama Fatma, üç saat için başını mı açmayacaksın?
198. Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysaki,onlar görmezler. (Araf Suresi)
Okulun ilk günüydü.Aile dostumuzdu. Ben iyi bir insandım. O da iyi bir insandı.İyi bir insandı işte. Ne farkımız vardı birbirimizden, aynı okuldan gelmiştik. Ne farkımız var halen aptalca ve safça kabullenemesem de.
Başını açtığını gördüm. Bunun dışında imkanlar vardı halbuki. Başörtü belli olmasında her yerimiz her şekilde kapatılabilirdi. Marul gibi koy peruğu başörtünün üstüne, istersen torba tak kafana ya da tencere. Başörtü olmasın da başörtüye başörtüden daha da benzeyen o kapşon bile kabuldür.
Kameralara yakalanan manken misali babamı görünce mantosunu kaldırıp yüzünü, saçlarını saklamıştı. Utanmıştı, gülüyordu.
-Ahmet amca..Of ya..
-Çekinme canım..
dedi babam. Tabii ya. Çekinmeseydi. Olurdu böyle vakalar. Şaşkındım ben. Dünyanın en yalnız insanı olma hususunda en büyük ve emin adımlarımı atıyordum sessizce. Mescitte tanıştığım Almanya'da oturan kız,biz Türklüğümüzden utandık dese de bu mesele için…
İlk üç gün şalımın üstüne şapka takmıştım. Okuduğum “Legadhakkalkavlüalaekserihimfehümlayuminunlar”ın yeterli geldiği düşüncesiyle ben mutluluktan uçarken..
Yavaş yavaş dikkat çekmeye başladım. Arkadaşla bahçede yürürken, korku düştü içime.
-Galiba dikkat çekmeye başladım.Bana bir şey demesinler şu güvenlikçiler falan..
derken.. -Sanırım dokuzuncu ayeti okumalıydım, altıncıyı değil-. Güvenlikçi esmer kadın yanımda bitti.
Ve korku ancak başa gelmek için işe yarardı. Tam da korktuğum, tam da durduğum anda beni yakaladı.
-Böyle olmaz...
-Yapma ya hu..
-Şimdi ilk hafta diye belki.Ama haftaya isimlerinizi almaya başlarız.
Kaynar sular başıma dökülerek merdivenleri çıkarken, iki tane güvenlikçi adam çok kötü baktılar. Anlam veremezken akıllanmakta gecikmedim. Şapkamı önüme çektim hızla.. Güldüler. Hızlı adımlarla uzaklaştım. Tenefüste uzaktan bir ses geldi:
-Daha fazla kaçamazsın ben sana söyleyeyim.
Yanına gittim.
-Daha fazla kaçamazsın ben sana söyleyeyim.Bak böyle olmaz... İkimizi de zor durumda bırakma. Başka şeyler yapıyorlar; şapka,peruk.. Sen de öyle bir şey yap. Bak bende emir kuluyum. Bu okul 2001 yılında kapanma tehlikesi geçirdi bu yüzden.Beni de kendini de zor durumda bırakma. İnsanlar senden görüp kapayacak başını.
Bir şeyleri anlamamın zamanı geldi de geçiyordu. Fakat ben anlamamakta ısrar ediyordum..
Servise bindim birgün.Arkaya oturmuştum. Hizamdaki koltuğa bir kız ve bir erkek oturdu.Kafamı döndürdüm. Kız çocuğa 'yapma yapma' diyordu.İstiflerini bozmadılar. Tüm cinayeti gözlerimle ben kendim gördüm vurgulu cümle. (Ya da cümle vurgusu)
Öne geçtim, hayli şaşırdım.
Bazen şaşırmak büyük bir saflıktır. Bazen şaşırmak saflıkta aptalca bir ısrardır. Görüntüler gittikçe büyüyordu beynimde. Ve ben herkese indirgenen o malum kişiliğimin içinde hiç kimseye indirgenemeyen koca bir alt kümenin varlığına çarpıp duruyordum.
Evet ben kimsenin hakkına girmek istemem ama sahi böyle miydi bu durum? Burada tıkanıyordum. Yanıtsızdı soru. Ama insanlara göre öyleydi. Hakka giriyordum. Hem güvenlikçiler de istemiyordu böyle olmasını, öyle ya emir kuluydu onlarda. Mesela sen eğer emir kuluysan her şeyi yapabilirsin biliyor musun? Ne güzel şey bu böyle ne kolay?
Buna hiç mi hiç inanmıyordum.Çünkü ben o güvenlikçilerin yüzünde acı bir gülümsemeyi bile göremedim henüz. Düpedüz kızıyordu onlar. Dışlıyorlar, emrediyorladı.
Dalgınlığıma gelmiş bir ara,belli oluyordu başörtüm. Ne demiş güzel kız Dolores? The Animal instinct to me.. Annelik iç güdüsü.Bendeki de örtü iç güdüsüydü,ne yaparsın? Çıkaramıyorum bir türlü. Görünmeyen bir şeyi saklayıp kendime eziyet etmek ne kadar mantıksız görünse de başkalarınca..Çıkarıp inkar etmektense bir süre dayanabilirdik belki şapka altında saklanmaya..
Kızdı güvenlikçi, özür diliyorum güvenlikçi amca, mescide kaçmayı unutmuşum. Öyle ya özgür olmaya çalıştıkça kaçmalıydık biz… Saklanmalıydık,gizlenmeliydik. Hapishane gibi aynen.Mahkum hayatı gibi. Ya da her gün evimiz bombalanır mı diye bekleyen çocuklar gibi yüreği burnunda. Bir gün koşarken kalbim yerinden fırlayacak diye korkuyorum doğrusu. Özgürlükte değildi ki bu,temel hak ve hürriyetti.
Ne diyordum. Kızdı güvenlikçi hayli. Yan banktaki kızlı erkekli grup daha da kızdı. Kurallardan haberin yok mu dediler. Yok dedim. Utanmadan söylediler bunu, dövercesine. Çok sinirlenmiştim. Bu gibi durumlarda transa geçmek görevimdir çoğunlukla. Bir diğer manayla şoka girerim. Gözlerim boşlukta kaybolup gider kaşlarım çatışarak..
Sonradan aynı şeylerden bahsettiler tabii. Bazı başörtülüler hani şöyle dikkat çekiyormuş böyle dikkat çekiyormuş vesaire. Bu durumda ilginç bir mevzudur bahsetmişken. Bazı insanlara göre bazı başörtülülerin bazı hareketlerinin mutlaka ayıplanıp kınanmasında acele etmek gerekir. Aynı zamanda öyle bir çelişki vardır ki ortada.. Aslında irdelenmesi gereken bu birçok hareket ve davranış, bu bazı insanlarca 'medeni' olarak da karşılanır. Hem ahlaksızca,hem de aslında medenice. Nasıl bir şeyse bu? Reyhan Gürtuna'nın başını açması mesela,aslında ne kadar ahlaksızcadır. Ama medenicedir. Mesela başörtülü bir kızın bir erkekle sarmaş dolaş dolaşması da ne kadar ahlaksızcadır,ama medenicedir. Büyük bir adımdır.
Bu grup başka bir vakit;ben yine üzgün ve tanıdıklarımı arar bakışlarla bakınırken etrafa, kıstırmış oldular beni. Mahalle baskılarını iyice sürdürdüler üstümde. -Öyle bir şey yokken- saçını göstermelisin dediler.En acısıda şuydu; aralarından bir kız:
-Bak canım ben de kapalıyım.Ben kafamı boş yere açmıyorum.Sen sanki vicdanım sızlamıyormu sanıyorsun? Biz senin iyiliğin için söyledik...Allah Allah..
dedi.
Verdiğim cevaplar sonrası bununla mı uğraşacağız moduna girdiler.. Yıkılmıştım. En kötüsüde buydu. Biz aslında kendi aramızda bölünmüştük.. Biz aslında... Kendi aramızda.. Aramızda….
Her şeyi bıraktım.Bu kızları bıraktım.Neredeyse açmamı isteyeceğini düşündüğüm dakikada bir
–Seni uyarırlar böyle.
deyip deyip beni korkutan o peruklu kızı da bıraktım.. Bize ait olmayan bu kızları…Bize ait sandığımız bu kızları…Güvenlikçileri bıraktım. Beni anlamayan insanları bıraktım. Servis hareket ederken rahatça herkes ve her şey ortasında başlarını kapayan zavallı ve zavallısız arkadaşlarımı bıraktım. Bana ait sandığım tüm insanları bıraktım.
-Ofya nerde bağlayacağım şimdi bu örtüyü?
diyen,sanki artık başörtüyü bağlamak ona ağır gelmiş saçları bakımlı o kızı bıraktım.
Dünyada iletişim kurulamayacak nadir insanlardan olan servisçilerimizi bıraktım. Kabalıkta bir numara olanlarını hani.
Yanlışlıkla ağzımdan, benden bir şey kaçırdığım için, -bir hadis- öcü gibi korkan arkadaşlarımı bıraktım. Okulun ilk gününden
-Ben başörtülü girilmesini istemiyorum.
deyip sarfettiğim onca samimi cümleden sonra utanıp,geri dönüp,
-Bu konuları niye konuşuyoruzki?Burası yeri değil.
cümlesine sığınıp konuyu kapamaya çalışan arkadaşımı bıraktım.
O.. Dostumuz.. Yani aile dostumuzun kızı... Daha fazla dayanamadan söyledim..:
-Neden böyle yaptın?Bunu seçtin?
Eskiden eşit olduğumuzu belki benden çekinebileceğini bile düşündüğüm insanın karşısında günden güne eriyip git gide içime kapanıyordum. Olayın insanların üzerindeki sosyolojik etkisi de oluyormu bilemiyorumya. Oldu herhalde. Kelimeleri nasıl toparlayacağımı bilemiyor, bu ihanete beni inandıracak bir cevap vermesini bekliyordum. (Sonradan eklenen not: İhanet olmadığını anlamak için büyümem gerekiyormuş. Herkesin kendi tercihi sonuçta. Ama ne bileyim. Bana göre o başını açarak beni davamda yalnız bırakan bir arkadaşımdı. Belki de ben de artık öncenin mücahidi sonranın müteahhidi miyim böyle düşünmeye başlayarak şimdilerde?)
-Ailemle de konuştum.Ben dış görünüşüme önem veren bir insanım.Öyle yapamazdım.
-Komik olurdu yani? Şapka falan.(Şapka da tek doğru ya sanki…)
-Yanii,evet.
-Anladım.
Zira başka ne diyebilirdim? Ne söylenebilirdi? Ne söylenebilirdi? Sorarım.
Gitar çaldı. Şarkı da söyledi. Bir cinayet daha görüyordum ben kendim, gözlerimle. Arkadaşlar kameraya çektiler. Sonra dediki:
-Yalnız ben kapalıyım.Bu görüntüleri kimse görmezse sevinirim..
-Sen kapalımıııııın?
-Evet.
(En hoşuma gitmeyen hareketlerden biridir. Ölürüm biterim o kelimelerde.Sanki biz her daim kendimizi ifade etmek zorundaymışız gibi. Aslında normal insanlar olduğumuzu göstermek zorundaymışız gibi.İlla insanlar bu cümleyi kurmak zorundaymış gibi.
-Sen kapalımısınyaa??Biz kapalıları farklı düşünürdük. Vs.
Bizler aslında rock müzik dinleyebilirdik, ne bileyim doğru ve dengeli olmak koşuluyla birçok şeyi yerine getiren insanlardık. Bizde insandık başkaları bilmese de. Ama biz –Aaa sen rock müzik dinlermisin.Biz kapalıların öyle olduğunu düşünmezdik.- lafını alacak insanlar değiliz. Burada anlaşmak istiyorum en azından. Umarım farkı anlatabilmişimdir. Bizim değerlerimiz arasında rock müzikten fazla şeyler var çünkü. Bizim değerlerimiz arasında bizim düşüncelerimiz arasında sevgiliye msn şifresi vermekten daha farklı olmalı aşk kelimesi çünkü. Daha yüce olmalı. Evet biz de insanız. Ama biz Müslüman ve başörtülüysek… Neyse.. )
Bu da değişik bir hassasiyetti doğrusu. Binlerce kişi gördü onu görmeye de devam ediyordu. Kızlı erkekli bir gruptuk ve şarkı söylüyordu.Ama böyle bir hassasiyeti vardı. Belki de bazı şeyleri tamamiyle unutmamıştı.
-Yalnız ben kapalıyım.Bu görüntüleri kimse görmezse sevinirim..
Yoldan geçerken … Konseri’ne takıldı gözü.
-Ben de böyle ünlü olsam..Bir an evvel onunla tanışmak istiyorum. Nasıl bir kız acaba?
dedi. Gözlerinin içi gülüyordu.
-Bende böyle ünlü olsam..
Bunların hepsi kaybedişti benim için.. Yüzyıllık yalnızlıktı.
Hayatımın bundan sonraki kısmında şapkalardan, kapşonlu üstlerden, berelerden, gitarlardan, aile dostlarının kızlarından, bakımlı boyalı saçlardan, peruklardan nefret etsem yeriydi ya, yenilmeyeceğim. Yeneceğim öfkemi.
Bazen bazı insanların tam olarak ne olduğu hiçbir zaman anlaşılmaz. Bunu turnosol kağıdı ve asit-baz olayıyla açıklayabiliriz sanırım. Siz farkına varmazsınız çünkü ortada bir turnosol kağıdı yoktur. Asitler ve bazlar kardeşçe yaşarlarken, birgün turnosol gelir. Ve asitler/bazlar renk değiştirir. O zaman anlarsınız, bazı insanlarda turnosolu gördüğünde değişmeyi veya açığa çıkmayı bekleyen hislerin ve davranışların varlığını…
Ramazanın son gününde Eyüp'te iftar yaptım. Çok güzeldi. Kuşlar üzerimizden hızlıca ve kardeşçe uçtu. Elma şekeri aldım. Eksik olan uçan balondu. Vapurla dönemedim. Ama bayramın birinci günü doğum günümdü. Unutanlar, bastılar parayı ve son bayramların en büyük çıkış yapanı oldular. Üç tane pastam oldu. Bu vesileyle çok güzel bir yere de gittik.. Yeşil,mavi… Ahşap masalar ve evler… Hamaklar,yeşil,çimen... Salıncaklar,kaydıraklar.. Yeşil.. Göl.. Yağmur. Yağmur suyu... Fakat mühim olan dostluk,samimiyet ve bağlılıktır. Bunlar işin süs kısmıdır.. Bazen bazı şeyler yoksa.. Mumlar karsızdır. Osmanlı duraklama kokan bir cümle öbeği daha kurdum farkındayım. Ama yükseleceğime eminim.. O kadar inanıyorumki O'na... Gerçek Hayat da gazetesini benim doğum günümde basmış... Ama ben doğarken yağmurlu değilmiş hava. Zaten bu sene de yağmurlu olmadı hava.
Böyle yeşil, mavi, mavi görüntüler üstüne… Daha da inanıyorum O'na.. Yükseleceğime inanıyorum. İnanıyorum. Delice istiyorum bunu büyük bir arzu ile…En çokta beni anlayabilen birilerinin olma ihtimaliyle O'na inanıyorum.. Hislerime saygı duyabilecek –Sonuna kadar haklısın diyebilecek insanların olma ihtimaline inanmak istiyorum.