küçük macera
Muhteşem Sirkeci Garından trene binmiştim.
Bu, Avrupa’daki tren hattını ilk tecrübemdi. Denizin bir tık üstünden, eski şehrin kalıntıları arasından geçerek; çakada çukuda seslerine tam alışmaya başlarken ineceğim durağa geldim. Alt geçitler, ara sokaklar filan derken Samatya Meydanı’nda vardım.
2011’in en soğuk kış günlerinden birinin sabahıydı.
Öğleye kadar mahalle aralarını gezdikten sonra, Cankurtaran’daki Erol Taş’ın kahvesine gittim. Altı üstü bir çaycıydı; ama ben tedirgin eden bir şeyler vardı. Duvarlara doluşturulmuş zamanının ünlülerine ait portre resimler bende hiç de olumlu etkiler yapmıyordu. Aksine, o tam olarak kim olduklarını çıkaramadığım, ama tanıdık da gelen portrelerin birden canlanıp “bizi neden unuttunuz” diye olay çıkartacakları korkusuyla tek bardak çayımı zor bitirdim.














