Just let me suck on ya a little bit, let me get my juices on ya.
Caudwell (Dawn of D.E.N.N.I.S. - DRAWGA #7)

seen from Estonia
seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from Georgia
seen from China
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Italy
seen from United States
seen from China
seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Italy

seen from Malaysia
seen from China
seen from China
seen from China
seen from China
seen from United States
Just let me suck on ya a little bit, let me get my juices on ya.
Caudwell (Dawn of D.E.N.N.I.S. - DRAWGA #7)
“Mutluluk, ancak toplum tarafından üretildiği için toplumsal bir ürün olan hastalık kadar toplumsal bir üründür. Bu durumun hep böyle devam edeceğini varsaymak zorunda değiliz. İnsanın giderek daha çok kendisinin bilincine vararak tıpkı güzel şeyler yapar gibi mutlu şeyler, mutlu bir çevre yapabileceği bir gün gelebilir. O zaman mutluluk da, güzellik gibi, insana kendinde değil çevrede olan bir şey gibi görünecektir. Mutluluk ve üzüntünün artık kölesi değil yaratıcısı olacaktır; tıpkı şimdi güzellik ve çirkinliğin yaratıcısı oluşu gibi. Belki de o zaman mutluluk güzellikten daha yüce görünecektir ya da belki güzellik, basit bir genişlemeyle mutluluğu içine almış ve hâlâ güzellik olmakla birlikte bizim sunduğumuz daha geniş, daha evrensel bir güzellik, bilinçli olarak yarattığımız ve gözümüzle görebildiğimiz bir mutluluk hâline gelmiş gibi görünecektir.”
Caudwell Children: London Ladies Lunch, London, UK - Images | Picture Capital - @caudwellkids #caudwellkids @DJSarahJane @AinsleyKerr #caudwell #caudwellchildren #ladieslunch #london #langhamhotel https://t.co/r3U3LoOdT6 https://t.co/3ZAg8uDRfo https://www.instagram.com/p/Bo1htCmBYmR/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1op4mabndw92s
“Aynı zamanda, ölüm de dünyaya gelmiştir. Bireyselliği sağlayan sevgi, aynı zamanda kişiliğin antitezi olan ölümü de getirir. Yaşam içgüdüsü Eros ile ölüm içgüdüsü Thanatos’un bu denli yakından birleşmiş olarak görünmelerinin nedeni bunların Freud’un düşündüğü gibi özel birer içgüdü olmaları değil, ölümün sevgiyi tanımlamasıdır.”
caudwell
“ ... aynı eski yalan ...: İnsan ‘özgür’ içgüdülerine, ‘kanı’ ve ‘teni’ne bir çıkış bulabildiği sürece ‘özgür’dür. İnsan toplumsal ilişkiler yoluyla değil onlara karşın özgürdür.
“Buna, yani en derin ve köklü olan, tüm öteki yanılsamaların üstüne kurulduğu bu burjuva yanılsamasına inanan kişi burjuva toplumsal ilişkileri tarafından incitildiği zaman özgürlük ve güvenliği, onları bırakıp daha az ‘kısıtlama’ içeren ilkel duruma dönüşte bulur. İnsan zorunlu olarak özgürlük ve mutluluğun kendi bireysel eyleminden geçtiğini zanneder. Özgürlük ve mutluluğun toplumsal ilişkiler yoluyla, toplumsal ilişkileri değiştirmek için başkalarıyla yardımlaşarak bulunacağına inanmayarak her zaman yapılacak başka şeyler bulur; Meksika’ya uçar, doğru kadını ya da arkadaşları bularak kurtuluşa kavuşur. Hiçbir zaman gerçeği, yani insanın aynı zamanda diğer insanlar için de bir kurtuluş bulmadığı sürece kendi kurtuluşunu bulamayacağını görmez.”
caudwell
“... sanatçının değeri kendini ifadede değildir. Öyle olsaydı kendi bireysel deneyimiyle eski toplumsal formülasyonları birleştirecek bir senteze ulaşmak için çabalamasına ne gerek vardı? Toplumsal töreleri görmezden gelip kendini bağırarak, sıçrayarak ve ağlayarak dolaysız yoldan ifade edemez miydi? Bu olanaksızdır, çünkü bir kere ‘saf bireysel ifade’ eski bir burjuva yanılsamasından başka bir şey değildir. Hatta sanatçının soylu bir şekilde, kendini ifadesini toplumun yararı için toplumsal bir kalıba sokmaya çalıştığı bile doğru değildir. Her iki tavır da insanın içgüdülerini özgürce gerçekleştirmekte özgür olduğuna ilişkin eski burjuva masalının ifadeleridir. Gerçekte sanatçı kendini sanat biçimlerinde ifade etmez, kendini burada bulur. Özgür kendini ifadesini toplumsal olarak geçerli kılmak için dizginlemez, tersine onu ancak sanatta içkin toplumsal ilişkilerde bulabilir. O halde sanatın sanatçı için değeri onu özgür kılışıdır. Sanat sanatçıya kendisini ifade ettiği bir değer gibi görünmesine rağmen aslında kendisinin ifadesi değil keşfidir. Kendisini yaratışıdır.”
caudwell
I have lived now many years longer than he had the opportunity to live. I have looked at the world he never saw with eyes that saw in the way that they did shaped by the way that he saw. It has been no substitute for what the world lost when it lost him, but it has carried him on in the world. He wrote of the half-life of the dead in what they leave behind when they die.
Readers who want fiction to be like life are considerably outnumbered by those who would like life to be like fiction.
Sarah Caudwell