yol ayrımı
bir gün dedi; vardım pîr’imin yanına ve anlattı bana: __ büyük bir cem oluştururmuş kırk ulu ermiş, bizimki de (kimden bahsedildiği bilumum) can atarmış; nolur ben de katılayım der dururmuş. “senin vaktin henüz gelmedi, toy’ sun, cem’ e giremezsin” dense de, bizimkisini bacadan atsalar, kapıdan girer, kapıdan girse, pencereden atarlarmış. insan oğlu ya bu, laftan anlamaz, merakına, heycanına ve inadına yenik düşmüş ve bir yolunu bulmuş, kırk ulunun yanında cem’in içinde yerini almış ve izlemeye başlamış. kırkı da onun varlığını algılamayacak kadar derinlerde, bu alemden çok ötede trans hâli içerisindelermiş. bizimkisi onları bir süre izledikten sonra paniğe kapılmış, çığlık çığlığa bağırmaya başlayıp, yerinden fırlarmış ve “heeyyy kalkın, delirdiniz mi? görmüyor musunuz? heyyy” diye bağırmaya, etrafında kendinden geçmiş kalabalığa saldırmaya başlamış. başlamış lakin, hiç biri hareket etmemiş, en ufak bir tepki dahi vermemiş. bu ahval bir vakit daha böyle sürüp gitmiş ve bizimkisi bitkin bir şekilde bedenini yere bırakmış. bir vakit sonra cem sona ermiş ve kırkı da tekrar bu aleme ayak basmış, kendine gelmiş. içlerinden biri ne olduğunu sormuş. “siz delirdiniz mi? görmediniz mi? yüzleri gözleri siyah peçelerle kaplı, elleri kılıçlı zebaniler girdi pencerelerden içeri, size kılıçları ile saldırdılar, sizi bıçakladılar. bana doğru gelmeye başladıklarında dayanamadım, sizin üstünüze yürüdüm fakat hiç bir tepki vermediniz. ne oldu öyle?”
ulu ermiş bir vakit durur ve düşünür…
“gördün mü bak, biz ki; her cem kılıç darbeleri ile yara bere içinde kalır, yine de ses etmeyiz. biz ki her cem kırkımız bir, birimiz kırk olur, tüm zorluklara göğüs gerer, kırkımızın acısı bir, birimizin acısını kırka böler, bu âlemden çok öte kendi özümüze en yakın kıyıda acımızı pay eder, döneriz. bizim onlarca yıldır her cem katlandığımız seni tek bir kerede bu denli korkuttu, bak görüyor musun? bizim onlarca yıldır sesimizi dahi çıkarmadığımız acılar seni bir kerede çileden çıkartıp, çaresizliğe itti, dayanamadın, korkup kaçmanın yolunu aradın.. sen bu cem’e hazır değilsin değişimiz ondandır..” __ peki hocam dedim, Firik Dede sana bunu anlattı, sen de geldin bana anlattın, neden? diye sordum.. | gülümsedi. bir garip yük daha bindi omzuma.. kibrit uçları ile oynayıp, ateşte yanmaktan bahsetmeye benzedi hâlim, bir tutam daha pişmeye, iki kelam daha susmaya davet ettim kendimi.. yol bu ya, yol ayrımında çöküp bir kavağın dibine, inceden bir sızı işte, mırıldanıp durdum göğe.. acımı pay edebileceğim tek bir ulu göreyim diye..
_____ hocam Mikaîl Aslan ile Firik Dede arasında geçen dialoğu kaleme aldım.
ne büyük şans ki; sinemi vakit vakit bu denli güzel hikâyeler, öğüt ve nasihatlarla saran insanlarla nefes alıp verebiliyorum. _____ Aralık 2017 | Eda Tanses | Mainz










