Tarihi önyargılar... Nazizm vs. kübizm & dadaizm
Pek değerli dostum "1870'li yıllarda Paris'te dolaşırken heykeltraş Rodin'i bir tantunicide hem tantuni yiyip hem düşünür vaziyette gördükten sonra yanına gidip "Merhaba Rodinciğim, ne o karadenizde gemilerin mi battı? Hayırdır hindi gibi düşünüyorsun?" diye soran, üstadın "Yav üstadım heykel yapıcam ama aklıma konu gelmiyor, çok canım sıkkın, ben de verdim kendimi yemeğe tantuniye :(" demesi üzerine "Oğlum olur öyle arada, dahilere kal gelir falan, yaratamıyorum tribine girerler, gerçi ben de dahiyim ama bana hiç olmadı, allah allah demek tırt dahilere oluyor öyle... Neyse hem aklıma konu gelmiyor da ne demek, sanki resim iş öğretmenin 'Hadi çocuklar heykel yapın pazartesiye getirin, konu serbest' demiş de sen de öğlencisin pazartesi sabahı ne yapsam da ödevi yetiştirsem derdindesin. Olmaz öyle kalk senin atölyeye gidelim. Orada düşünürüz" deyip Rodin'i atölyesine götüren, atölyeye varır varmaz üstünü başının çıkartıp bir taşa oturan ve Rodin'e "Tamam işte madem o kadar düşündün konu düşünmek olsun. Haydi çekiçle bakalım kayayı yiğidim!" diyen bunun üzerine Rodin'in "Abi ne yaptın? Sıyırdın donu pantolu, ben sandığın kadar geniş bir insan değilim, biz aslen Gümüşhane Torul'luyuz, 3 kuşaktır Saadete oy atarız, muhafazakar bir çevrede büyüdüm, sevmem öyle billur-göt meydanda" demesi üzerine "Canım bu anadan üryanlık heykel sanatının alametifarikası değil mi? Ben mi yaptım o lüle lüle şeyli Roma dönemi mermer heykellerini, rönesans yontularını... Siz yaptınız, hepiniz oradaydınız be!" diye de iyice Erdoğanlaşan, Rodin'in "Yok, benim heykellere bakarsan hep Sefa Merve'den giyinmiş bacı heykelleri, kavun karpuz elma heykelleri falan... Nücü'lük hamurumda yok. Hadi giyin öyle konuşalım, böyle dikkatim dağılıyor" demesiyle asfalyaları iyice atıp "Sanatın hamurunda özgürlük ve sınır tanımazlık vardır zaten, kavun karpuzun heykeli mi yapılır dangoz? Bir de muhafazakar sanat güzellemesi yapıyor bana haspam! Gerçi bizde de Kırkağaç'ta dev bir kavun Diyarbakır'da da dev bir karpuz heykeli var, işte bunu yapanlar senin mayadan adamlar. Ver o çekici bakayım. Sen de git köşedeki kıraathaneye benden bir Çörçil iç. İş başa düştü" diyerek hem düşünerek poz veren hem de kendi heykelini yontan, yonttukça düşünen, düşündükçe yontan, heykel sanatına vurulmuş tüm prangaları parçalayan, dünyada yaşamış milyarlarca insanın bütün ömürlerince düşündüğü şeyleri zaten tek başına düşünmüş insan, kainattaki tüm atomları sayarken son 5-10 atomda kaçta kaldığını karıştırıp saymaya baştan başlayacak cesaret ve dirayette, maymunun evrimleşerek insan olmasının ardından insanlığın da evrimleşerek vahded-i vücut prensibi gereğince jübileyi Volkan'da yapacağı nihai varlık" Volkan.
Distopya roman yazma rehberi maarif takvimine göre; 'Dünyayı tek bir devletin yönettiği bir gelecek inşaa et, sonra bu rejimin başına Büyük Birader veya Velinimet diye bir diktatör koy, bu otoriter ve baskıcı rejim insanları köleleştirip robotlaştırsın, sonra birileri çıksın "Yetti artık bu iş, burama kadar geldi, skerler!" diye dellenip isyan etsin, sonra devletin polis gücü bu isyancıları tespit edip "Havan kime delikanlı? Gel bakalım şöyle 101 numaralı odada senle kaşılıklık iki lafın belini kıralım!" desin, sonra isyancılar "Yok abi sen beni yanlış anladın, biz aslında bu sistemin hastasıyız, severek sömürülüyoruz" diye çark etsin, büyük patron da "hadi bu seferlik affettim sizi ama bir daha devletin orasını burasını kurcalayıp parmaklarsanız affetmem, alayınızı buharlaştırırım" diye tehdit etsin akabinde isyancılar Büyük Birader posteriyle göz göze gelip hello kitty kızı gibi sırıtarak mihi diye gülsün ve iş tatlıya bağlasın' yılıydı.
O yıllarda Viyana'da çalıştığım sanat atölyesine saçları buzağı yalamış gibi taranmış, AKP bıyığına benzer bıyığı olan, o sıcakta ayağında asker çizmesi, üstünde de onbaşı üniforması olan bir genç geldi. Ürkek ve utangaç bir ruh hali vardı. Koltuğunun altına birkaç yağlı boya tablo sıkıştırmıştı. "Buyrun, yardımcı olabilir miyim?" diye karşıladım kendini. Almancam Saksonya & Bavyera kırması bir aksandaydı. Gencin topuklarını yere vurup sağ kolunu ileri uzatarak "Heil Führer!" diye bağırmasıyla neye uğradığımı şaşırdım. "Viyana ülkü ocakları bir alt sokakata, siz yanlış geldiniz sanırım" dedim istifimi bozmamaya gayret ederek. Ülkü ocakları lafını duyunca gözleri parlayan genç şimdi bana üstten üstten küstahça bakmaya başladı. "Bir kaç yağlı boya resmim var, galerinizde bunları sergileyip bir kaç mark da bahşiş verirseniz sevinirim" dedi. Resimlere şöyle göz ucuyla baktım, hepsi birbirinden berbat kasvetli savaş resimleriydi. Manovar albüm kapaklarını andırıyorlardı. Yerde onlarca ölünün yattığı bir tepenin üstünde bir elindeki kılıcı gökyüzüne doğru kaldırırken diğer elindeki Alman bayrağını sallayarak zafer yemini eden kaslı erkek figürleri falan çizmişti. "Resimlerinizin konusu, galerimizin sanat politikasının dışında gözüküyor Herr eee isminiz neysi acaba?" hemen "Adolf!" diye atıldı genç "Adolf Hitler!". Kendi ismini söylerken adeta bir tanrıyı zikreder gibi mest oluşu garibime gitti. Ne sevimsiz bir isim diye düşündüm. Ailesinden de pek sevgi görmemişti sanırım. "Evet Herr Hitler, görüyorum ki savaş temaları çalışıyorsunuz. Oysaki burası barışçıl bir galeri" dedim. "Savaşın nesi varmış, insanlık son nihai savaşını verdikten sonra sonsuza kadar barış içinde yaşayacak. Ama önce savaşla dünyayı arındırıp barışı hak edenlerin yaşamasına izin vermeliyiz. Tabi bu sonsuz refahı, barışı ve mutluluğu herkes hak etmeyecek!" Neredeyse Selanik göçmeni olduğumu ağzımdan kaçıracaktım, yutkunarak kendimi tuttum (Gulp). "Peki bu lütuftan kimler faydalanamayacak Herr Hitler?" diye sordum. Gözlerini kıstı, dişlerini sıktı, o an parlak potinleri gözümü aldı, sonra tiksintiyle ağzından tükürükler saçarak adeta bir ahır hayvanının dışkısından bahsedercesine "Kübistler, dadaistler ve bilimum sürrealist pislikler bayım!" dedi. Adeta donmuştum, oysa ki ben Yahudiler, Çingeneler diye başlayıp tüm Alman olmayanları saymasını bekliyordum. "Emin misiniz?" dedim şaşkınlıktan kekeleyerek. Elini yumruk yapıp okçu Mete Gazozvari bir hareketle "Ha bir de dışavurumcu hamamböcekleri var, iğreniyorum onlardan!" dedi. "Oysa ben..." diye söze girecekken elinin işaret parmağıyla dudağıma dokunarak beni susturdu. "Şşş!.. Biliyorum bayım..." dedi. Sonra hızla arkasını döndü ve gözden kayboldu. Oysa ben kolundaki gamalı haç pazubandıyla ilkokulda teneffüslerde ortalıkta gururla gezen itfaiye kolu başkanı gibi göründüğünü bandı çıkarsa daha iyi olacağını söyleyecektim. Benim önyargıma karşı onun önyargısı.. İnsanoğlu ileride milyonlarca insanın hayatına mal olacak nazizm ideolojisinin nefret oklarının daha sonraki yıllarda nasıl olup da kübist ve dadaistlerden Yahudilere döndüğünü, kavramsal sanat düşmanlığının hangi saiklerle ırkçılığa evrildiğini öğrenemeyecekti. Picasso'nun Guernica tablosu önünde "Bunu siz mi yaptınız bay Picasso?" diye soran İspanyol falanjist generale tezcanlılıkla verdiği "Hayır! Siz yaptınız!" ayarı, belki de devamında "Aaa ne güzel bizim kız da güzel sanatlara hazırlanıyor, sizden özel ders aldırsak olur mu, saati kaçtan veriyorsun hocam?" sıradanlığında devam edecek bir sohbeti başlamadan bitirdi, ha keza genç bir kızın sanat dolu bir geleceğe dair tüm hayallerini söndürdü. Kim bilir? Volkancım kim bilir? (Fonda Kibariye'den Kim Bilir çalarak bitmesi...)











