Sigaranın bıraktığı acı ama çekici o tat gibi, gitsin isterken tekrar tekrar ona sarılmak gibi, müzik listendeki hiç dinlemediğin halde silemediğin o şarkı gibi, bakmaktan usandığın halde hep açıp açıp seyrettiğin o fotoğraf gibi….
Bazı şeyler bitmez. Bitmesi gerekir lakin öyle kök salmıştır ki gitmez. Kopmaz. Sanki senden bir parçaymış gibi bütünleşir öylece. Ayırmaya çalıştıkça bir çığlık kopar en derinden. Bilirsin çünkü bir şey vardır orada. Hissedersin. En masum yerindir, belki çocukluğundur, kalbini titretendir, en sevdiğin sestir, köyünü hatırlatan tezek kokusudur, küçükken abinin arkasından koşarken giydiğin ayakkabıdır belki de… Bilirsin her ne kadar silmek istesende sana, her şeyine dokunan bir şey vardır orada… Bazen nefes alamazsın. Yanındadır dokunamazsın. O an sadece o şarkıyı dinlemek istersin lakin bu seferde bulamazsın… İçinde yağmalanan bir şeyler var farkındayım.
Birazsın çoğu şeyden.
Gitmekle kalmak arasındasın o boğucu eşikte…
Gözlerin var sonra.
Baştan sona her şeyi söyleyen gözlerin.
Baktıkça eriyen,
baktıkça eriten…
Bir kere kapanmıştır o kapı yüzünüze. Kalbiniz kararmıştır sonra. Acı verdiğini bilirsiniz. Zarar gördüğünüzü bilirsiniz. Lakin gidilmez. Bir adım dahi atılamaz…
Herc ü merc…
Dağılmak,
dağıtmak…
Fazla etkiliyor bu kelime beni. Öğrendiğim günden beri beynimin bir yerlerinden dürtüklüyor fikriyatımı. Farklı bir ahengi var ve aynı zamanda mükemmel bir anlamı.
Sahi hangimiz dağınık değiliz?
Hangimiz düpedüzgün yerleşiğiz bir yerde?
Bir karede,
bir listede,
bir kalpte,
bir evde,
okulda…
Anlatmak istediğin herhangi bir yerde… Durup düşünüyorum sadece. Sonra hiçbir düşüncemin bile yerleşik olmadığını görüyorum. Yerleşik diye bildiklerimi irdelediğimde ise aslında benim yerleştiremediğimi görüyorum. Hangi acı baki hangi duygu geçici bilmiyorum...
Dağınık...
En başta da yazdım ya herhangi bir şarkı gibi, ne silmeye kıyabiliyorum ne de kalmasına gönlüm razı…
Bazen bir insan,
bazen bir eşya,
bazen bir düşünce,
bazen en çok da ben…
Öleceğiz sevgilim. Bu dünyada yeniden ayağa kalkabilmek için nasıl yıkılmak gerekiyorsa, yeniden hissedebilmek için o tek vuruşluk acıyı tadacağız. Herkesin kaçmaya çalıştığı ölümün, gerçekten de “Huzura giden bir yol.” olduğunu anlayacağız.
Photo by Dara Scully, Little Dreamers, 2010 - 2011
“İçinizdeki mavi kuşu özgür bırakın.”
“Bir mavi kuş var yüreğimde,
çıkmaya can atan.
Ama ben ondan güçlüyüm, ‘kal’, diyorum ona,
kimsenin seni görmesine izin veremem.“
İçimizdeki mavi kuşun temsilcisi Dara Scully, gerçek ve kurgu arasında çizgileri bir araya getirip, fotoğrafı adeta şiire dönüştürüyor. Fotoğraflarda, kendinizi doğada bir masalın içinde bulursunuz. Kafesler, kuşlar, ağaçlar, balonlar ve çocuklar ile doğayı yeniden kurgulayan Dara, özgür ve bağımsız çalışma alanları olarak ormanları gördüğü için, fotoğraflarında sıkça ormanlık alanlar ile karşılaşırız.
Kavramsal bir dil kullanan İspanyol fotoğrafçı, fotoşopu fotoğraflarında bir araç olarak kullandığını dile getirirken, bir yandan da fotoşopu fotoğrafın doğasına aykırı buluyor.
Hayvanları da dahil ettiği çalışmalarında doğanın ruhunu derinlerde hissedersiniz. “Ben kendi dünyamda vakit harcıyorum. Bazen kendimi bir geyik yavrusu, bir ağaç gibi hissediyorum. Çocuklar her zaman masumiyeti temsil eder. Ama… Gerçek mi? Çocuklar saf mısınız? Uyuyan hayvanlarla birlikte bu sorulara kendi cevaplarımı bulmaya çalıştım. Ben kuşlara aşığım, aramızdaki masal sonsuz gökyüzü gibi. Kırılganlık, özgürlük, güvenlik açığı, kafes bir hapishane gibi... Sevgili kuşlarım, her şeyim onlar. Daha fazlasını söyleyemem.”