Agatha //
Kayboluşların gerçekten kayboluş olduğu antik zamanlardan biriydi bu, bir kez kayboldun mu bulunmak öyle zordu ki binbir diyardan binbir farklı falcı gelse yine de bulamazdı. Bu kez farklı bir zamandaydı Agatha, aşina olduğu yollar değildi ve oğullarını arayabileceği bir cep telefonu yoktu. Bir iç çekip etrafa baktı, hiç de hayra alamet değildi kipalarla gezen, ifadesiz ve soğuk yüzlerle yürüyen erkeklerin onu yargılayan gözlerle ilerleyip gitmesi. Bazıları da dönüp baka baka gidiyordu, bazıları birkaç adım duraksayıp kaşlarını çatıp "yazık" dercesine baş sallıyorlardı. Kimisi grup grup yürürken bir anda durup, Agatha'yı izlemeye başlıyorlardı ve dudaklarından ayıplayan fısıltılar dökülüyordu. Agatha çelimsiz bacaklarına yüklenip hızlı adımlarla ilk gördüğü mağazaya girip siyah bir örtü aldı ve artık iyiden iyiye beyazlamış olan saçlarının üstünü örttü kendini korumak istercesine. Ceketine sıkı sıkı sarılıp eğdi başını ve yürümeye devam etti, oldukça uzun yürüdü bu turuncuya kaçan, puslu şehrin yollarında. Bir yerlerde olmalıydı onu kurtaracak, bir başka diyara gönderecek olan o kapı, ama kendisi nerede olduğunu bilmiyordu ki! Ah, dedi, oğullarım burada olsaydı bir yolunu bulur giderdik daha ışıklı bir yerlere!







