bazen diyorumki gezinin ilk günü gidip destek vermeseydim.bu kadar canlar gideceğine 3-5 ağaç gitseydi.zaten şu durumda gezi önceside,gezi sonrasında da bir farkılık yok,bilinçlenmedi insanlar,aynı.ve buna kahrediyorum


#dc comics#batman#dc#bruce wayne#dc universe#dick grayson#batfam#dc fanart#tim drake#batfamily


seen from Canada

seen from Switzerland
seen from China
seen from Switzerland

seen from Switzerland
seen from Philippines
seen from United States
seen from Uruguay
seen from India

seen from Argentina
seen from Saudi Arabia
seen from Japan
seen from India

seen from Switzerland
seen from Bangladesh
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Sri Lanka
bazen diyorumki gezinin ilk günü gidip destek vermeseydim.bu kadar canlar gideceğine 3-5 ağaç gitseydi.zaten şu durumda gezi önceside,gezi sonrasında da bir farkılık yok,bilinçlenmedi insanlar,aynı.ve buna kahrediyorum
Gazeteciler Gezi'de yaşadıklarını anlatıyor
Onlar Gezi'nin hem tanığı, hem mağduru hem de aktörüydü... En çok konuşulanlar oldular. Halk ilk kez medyaya karşı sesini yükseltti. An akım medyanın polisin Gezi'ye müdahalesi sırasında yayınladığı penguen begeseli ise 'alay' konusu oldu. Sonrasında ise muhalif medya şartları ve koşulları doğrultusunda kanallarına, gazetelerine haber yetiştirmek için polisin en ağır şiddetine maruz kaldı... Gözaltına alındı, tutuklandı... Bu durumdan vicdanen rahatsız olan ana akım medya çalışanlarının biraz sesi çıktı; onlar da işlerinden oldu!
Gezi'de polis tarafından dayak yiyerek gözaltına alınan İMC'den Gökhan Biçici, TGS İstanbul Şubesi Başkanı ve Evrensel'den Gökhan Durmuş, Cem Tv'den Hilal Solmaz ve Cem Radyo'dan Cüneyt Yılmaz'la Gezi Parkı'nda bir araya geldik... İşre o röportaj: http://www.insanhaber.com/insan-ozel/gazeteciler-gezide-yasadiklarini-anlatiyor-h20730.html
Çapulcu doktorlar: İlk kez birbirimize çok güvendik
Gezi direnişi her yönüyle ve her kesimi etkiledi. Kuşkusuz Gezi'de en çok konuşulanlar arasında sağlık çalışnları da vardı. Onlar da Gezi'nin ezberini bozdu. Yoğun çatışmalı dönemde en iyi bildikleri işi yaptılar, revirler kurup yaralananlara yardım ettiler. Sadece revirlerde fiziki müdahale edilmedi. Psikolojik destek de vardı; Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği de (TODAP) Gezi'deki yerini aldı. Özellikle gençler üzerindeki korku duvarının aşılması ve sonraki süreçlerde neler yapmaları gerektiğini, ailelerin çocuklarına nasıl bir davranış sergilemelerini anlatarak sürece katkı sağladılar.
TODAP'dan bir araya geldiğmiz Deniz Akyıl ve Baran Gürsel hem süreci, sürecin psikolojik boyutlarını hem de Gezi'de bulunma nedenlerini insanhaber.com anlattı.
İşte o röportaj: http://www.insanhaber.com/insan-ozel/capulcu-doktorlar-ilk-kez-birbirimize-cok-guvendik-h20567.html
Özgür Mumcu: Bir eşik aşıldı, iktidar sınıfta kaldı
Gezi direnişi ruhu bugün hala yerini koruruken üzerine yorumlar ve analizler de yapılmaya devam ediliyor...Üzerine konuşuldukça derinleşen öngörülmeyen bir hareketin, nereye doğru gideceği de öngörüsüz olarak bir kenarda duruyor.
Gezi süresi boyunca yazı ve yorumlarıyla bu ruhu anlamladırmaya çalışan Özgür Mumcu'yla Gezi direnişi dosyamızda yer alan, Gezinin hem mağduru hem de aktörleri olan gazetecilerle ilgili kısa bir söyleşi yaptık.
Ana akım medyanın rolünden, iktidarın sınıfta kalmasına kadar pek çok meseleyi konuştuk.
İşte o röportaj: http://www.insanhaber.com/insan-ozel/bir-esik-asildi-iktidar-sinifta-kaldi-h20864.html
GEZİ DİRENİŞİ NOTLARI #11
Apolitik değil Anti-politik Gezi...
Yıllar önce öğrencilik yıllarımdan unutmadığım bir anım var. Bir TV programına izleyici olarak katılmıştım. Yayından sonra programın konuklarından Fikri Sağlar ile sohbetimizde söylediği bir sözü hiç unutmuyorum: "Bizim gibi olmayın, bu ülkeye yeni bir siyaset anlayışı, yeni siyasetçiler lazım." Doğrusu o zaman ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım. Sayın Sağlar kendi partisinden ya da rakip partilerin siyaset anlayışını kastetmiyordu. Bütün olarak tüm siyaset yapma biçimlerinin değişmesi gerektiğini düşünüyordu ve bunu yapma gücü mevcut siyasetçilerde değil yeni nesildeydi ona göre.
O günden bugüne 20 sene geçti ve mevcut siyaset anlayışında anlamlı bir değişim olmadı. Yeni nesiller de 'usta'larından öğrendikleri tarzda yaptılar siyaseti. Riyakâr, faydacı, kışkırtıcı, kutuplaştırıcı, kariyer odaklı kısaca memleketine hizmet idealine değil statüko da kendine yer edinme ve kendi doğrularını meşrulaştırma anlayışının taşıyıcısı oldular. Kendilerini, kendi partilerini memleketin iyiliğinin önüne koydular. Siyaseti bir zenginleşme aracı olarak gördüler.
Gezi olayları sürerken özellikle ilk günlerde direnişe katılanları penguen medyası tarafından tanımlanmaya çalışılıyordu. Medya sansürü kalktıktan sonra neredeyse her gece 'kanaat önderleri' toplanıp, Gezi Direnişi'ne katılanları etiketlemeye uğraştılar: 90 Kuşağı, Y kuşağı, bugüne kadar politikayla hiç ilgilenmemiş apolitik gençler, AKP öncesi Türkiye'yi tanımayan yeni nesiller... Bu insanlar özgürlük istiyorlardı. Özel hayatlarına müdahaleden hoşlanmıyorlardı. Devlet Baba figürünün kendilerini baskı altına almasına tepki duyuyorlardı vs.
Bir reklamcı gözlüğüyle, tüketici profili tanımlar gibi anlattılar Gezi Direnişi'nin sosyolojisini. Homojenleştirici, indirgemeci ve küçültücüydüler. Sonra AKP'nin Gezi stratejisinin zorunlu sonucu olarak ikiye ayırdılar direnişçileri. Marjinaller ve demokratik haklarını kullanmaya çalışan masumlar. Marjinaller taş atıyordu, kamu malına zarar veriyordu, dertleri demokratik hak mücadelesi değil, darbe ortamı hazırlamak, büyüyen, gelişen Türkiye'nin önünü kesmek, ekonomiyi baltalamak ve ne pahasına olursa olsun AKP'yi iktidardan düşürmekti. Üç beş ağacın peşinde koşan masum gençler de bu emellere alet oluyorlardı.
Elbette toplumu manipüle etmeye yönelik bu tespitler için ellerinde malzeme vardı. Çünkü Gezi tüm tek tipleştirici, homojenleştirici söyleme rağmen benzemezlerin bir arada olduğu, heterojen bir yapıydı. İçinde darbe heveslileri de vardı, çoğulcu demokrasiyi talep edenler de. Kişisel haklarına müdahaleye tepki duyanlar da vardı, AKP'yi ve onun ete kemiğe bürünmüş hali Erdoğan'dan nefret eden de. Ekolojistler de vardı LGBT bireyleri de. Kürtler de vardı, Kemalistler de. Aleviler de vardı, İslami söylemi neo-liberal, rantçı politikaları için kullanan AKP-Cemaat ittifakına karşı çıkan Sünniler de. Ve en çok da kadınlar vardı. Kısaca 10 yılık AKP iktidarında hakları çiğnenen, muhalif olan, 'öteki'leştirilen, dışlanan, temsil edilemeyen toplumun tüm kesimlerden insanlar katıldı Gezi'ye. Direniş'i güçlü kılan özelliği de bu çoğulculuk ve farklı olanların dayanışarak yan yana durabilmesiydi elbet. Bir bakanın itiraf ettiği gibi, AKP (politikaları) kendisine muhalif tüm benzemezleri bir araya getirmeyi başarmıştı.
Bu benzemezler arasındaki bir kesim Direniş'in meşruluğunu ve etkisini pekiştirdi. Medyanın 90 kuşağı, Y Kuşağı, Apolitikler diye etiketlemeye çalıştığı örgütlü muhalefetin dışında kalan gençler. Bu gençler daha önce hiçbir politik deneyim yaşamamış, bir hak arama mücadelesi içinde bulunmamış, sokaklarda eylem yapmamış insanlardı. Sokaklarda, meydanlarda, forumlarda gördük ki, bu gençler siyasetle pek de ilgilenmiyorlardı. AKP öncesi Türkiye'den bihaberdiler. Siyasi alanda neler olduğunu pek de umursamıyorlar, 'gündem'i takip etmiyorlardı. Çünkü siyaseti sevmiyorlardı. Siyaset onlar için 'çakalların' dansıydı. Ali-cengiz oyunlarını, çıkar ve iktidar arenasıydı. İktidarıyla, muhalefetiyle, yandaşıyla marjinaliyle toptan reddediyor, örgütlenme değince tüyleri diken diken oluyordu. Bu ilgisizliğin sebebi bu güne kadar onların eğitimsizliği, bilinçsizliği, umursamazlığı ve konformizminde arandı. Yani suç onlara atıldı. Gezi tüm bu suçlamaları geri püskürttü. 10 yıllık AKP iktidarında, 30 yıllık Darbe konjonktüründe örgütlü muhalefetin yapamadığı etkiyi, onların katılımı yaptı. Bu hepimize bir şeyler anlatıyor ama özellikle bir şey önemli.
Bu insanlara yapılan apolitik tanımlaması haksızdır. Olsa olsa kendilerini mevcut siyasi kültürün bir parçası olarak hissetmedikleri, siyaset yapma tarzını sevmedikleri, reddettikleri ve kendilerini mevcut siyasi örgütler içinde tanımlayamadıkları için Anti-politik olarak görebilirler. İlgilenebilecekleri, içinde yer alabilecekleri, bir parçası olabilecekleri siyaset yapma tarzı mevcut olan değil, başka bir şey. Bunu kendileri oluşturabilecek bir birikimleri yok. Yani ne istemediklerini biliyorlar ancak ne istedikleri konusunda kafaları karışık. 'Kahrolsun bağzı şeyler' sloganındaki bu 'bağzı' aslında bu siyaset kültürüne ve ilişkiler biçimine temas ediyor olabilir.
Burada Gezi'nin sıcağında çokça yazılıp çizilen 90'lık CHP'den Devrimci muhalefete, sendikalardan sivil toplum örgütlerine kadar tüm muhalif örgütlerin şapkalarını önüne koyup düşünmeleri, bugüne kadar ki alışkanlıklarını, siyaset yapma biçimlerini ve örgüt yapılarını gözden geçirip 'Gezi Ruhu'na uyarlamaları, yenilenmeleri ve değişmeleri elzemdir. Neye doğru evrilecekleri ise önceden tanımlanabilir değil, Gezi'nin çoğulculuğunun ve çeşitliliğinin onları götüreceği yerdir.
Mevcut muhalif örgütlerin hedefi, sokaklardaki insanlara öncülük etmek, onları yönlendirmek, bilinçlendirmek değil, onların arkasında durmak, destek olmak ve onlardan öğrenmektir. Peki 'çok bilmiş özneler'den oluşan muhalif örgüt yapıları böyle bir değişime açık mı gerçekten? Bugüne kadar gördüklerimiz ve okuduklarımız bu soruya olumlu bir cevap vermemizi zorlaştırıyor. Herkesin ağzında bir Gezi var. Birçok kişi Gezi Direnişi'nin ortaya çıkardığı siyasi atmosferin olanaklarından bahsediyor ama söz dönüp dolaşıp yine kendi doğrularına ve bu doğrultuda Gezi'deki muhalif potansiyeli nasıl kendi örgütlerine devşirebilecekleri yollu saptamalara varıyor. Herkes buradaki pragmatizmi görüyor ve bu Gezi'deki anti-politik gençlerin tam da karşı durdukları türden bir pragmatizm. Eylül ayında bir sokak eyleminde tanıştığım bir üniversite öğrencisi şöyle diyordu: 'Siyasetten anlamayabilirim ama aptal da değilim. Buraya birilerinin adamı olmak için gelmedim.'
Mevcut siyasi kültür değişmeden Türkiye değişmez. Elbette bu bugünden yarına olabilecek bir şey değildir, ancak yine Gezi gösterdi ki, eğer ezberlediğimiz konformist otoyollardan çıkıp, maceralı patikalara saparsak varmak istediğimiz yer çok uzak da olmayabilir. Yıllar önce Fikri Sağlar'ın gençlerden beklediği yeni bir siyaset Gezi sonrasında mümkün olabilir. Muhalefet bu şansı iyi kullanmalı.
Şanışer & Alef High - Guerrilla Warfare II
Placebo - Rob The Bank
Ey AB-D Emperyalistleri, Tayyipgiller ve onların eli kanlı polisi! Dünyanın bütün okyanuslarının suyu elinizdeki kanı temizlemeye yetmez!
Gece yarısı geldi haber: Hatay/Armutlu’da bir gök ekin daha Tayyipgiller’in eli kanlı polisi tarafından biçildi! Daha 22 yaşındaydı Ahmet Atakan. Tayyipgiller’in eli kanlı polisi tarafından gaz kapsülü ile başından vuruldu. Tekrar hayata dönmek için de mücadele etti. Kalbi durdu önce. Tekrar çalıştırıldı ama ne yazık ki şehit verdik Ahmet’i de bu şanlı mücadelede.
Hani Sivas’ta “Madımak önündeki kalabalık yangını söndüremeyince yanmıştı; Festus Okey kendini vurmuştu; Metin Göktepe sandalyeye çarpmıştı, Ali İsmail’i arkadaşları öldürmüştü, Ethem’in başına taş gelmişti” ya “Ahmet Atakan da çatıdan düştü” dediler. Her zamanki yalanlarına başvurdular. Oysa olay çok açık: 5 metreden, doğrudan hedef alınarak vuruldu Ahmet. Otopsi raporu da ölüm nedeninin düşme değil, kafadaki çökmeden meydana geldiğini kanıtladı. Ama diyoruz ya bunlar dördüncü tür: Vicdanları alınmış insan suretli yaratıklar diye. Bu olay da bir kez daha kanıtladı bu kategoride olduğunuzu. Hani o rengârenk boyanan merdivenleri griye boyuyordunuz ya! Hadi boyayın kanlı ellerinizi de griye! Bakalım kapatabilecek misiniz kızıl kanını bir yigidin, o pis boyanızla…
Ahmet…. “Hayallerini Satmayan” Çocuk… Böyle yazan bir duvar yazısının önünde son resmi…
Öyle güzel anlatmıştı ki kendisini ve mücadelesini… Fazla söze gerek yok:
“Haksızlık karşısında eğilme. Eğilirsen hem hakkını hem de şerefini kaybedersin..” demiş “HZ. ALİ”, Biz eğilmedik dimdik ayaktayız, eğilenler utansın....!!!!
“Kürtleri katlettiler, Alevileri yaktılar, aydınlara ceza yağdırdılar, dağlarımızı yakanlar evlerimizden bizi alanlara karşı sessiz kalan şerefsizdir ötesi yok…”
“Lazkiye’de tecavüze uğrayan analar, kadınlar bizim analarımız bacılarımız… Öldürülen çocuklar kardeşimiz oğlumuz... Ölüm bizi çağırıyor, hoş geldi safa geldi.....”
“Özgürlük şafak vakti gibidir. Kimileri gelmesini beklerken uyur. Ama kimileri de uyanık kalır ve ona ulaşmak için gecenin içinden yürür…!”
Ahmet uyanık kaldı, gecenin içinden özgürlüğe yürüdü.
Bu yürüyüş bitmeyecek, Ahmet bitmeyecek! Taa ki eli kanlı emperyalistler ve yerli uşakları tarihin çöplüğüne gömülüp tüm dünya halkları tek bir aile oluncaya dek! Sana yemin! Sana söz!
Halkın Kurtuluş Partisi olarak Ahmet Atakan’ın yakınlarına ve mücadele arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Tüm halkımızın başı sağ olsun. Tayyipgiller’in bu katliamını protesto etmek için bugün gün boyunca Türkiye çapında yapılacak eylemlerde yer alacağız, bu alçakça katliamın hesabını soracağız!
Ahmet Atakan ölümsüzdür!