Reklamcılık endüstrisi " tüketici üretme" gayesi ile parladı. Ve bu çok büyük bir ustalıkla yapıldı. Başarılmak istenen, asıl bugün gördüklerimiz. Mesela genç kızlar, boş bir cumartesi akşamında, alışveriş merkezinde dolaşmaya giderler, kütüphane veya başka bir yere değil. Amaç herkesi kontrol altına almaya çalışmak, tüm toplumu " mükemmel sistem"e yöneltmek. Çift'liğe, iki değere dayalı bir mükemmel sisteme. Bahsedilen çift siz ve televizyonunuz veya şu anda siz ve internet. Mükemmel sistem tüm bunları kullanarak size adam akıllı bir hayatın nasıl olduğunu, ne tür aletlere sahip olmanız gerektiğini gösterir. Zamanınızı ve çabanızı bunları elde etmeye harcarsınız. Ki bunlara ihtiyacınız yoktur, istemiyorsunuzdur, belki çöpe atacaksınızdır. Fakat makul bir hayatın ölçütü bu. Mesela televizyon reklamlarında gördüklerimiz. Eğer bir iktisat dersi aldıysanız, piyasaların " yeterli bilgi sahibi ve rasyonel kararlar veren bireyler"den oluştuğunu biliyorsunuzdur. Eğer buna benzer bir piyasa sistemimiz olsaydı, o halde televizyon reklamları " işte elimizdeki satılık mallar bunlar" gibi bilgiler içeren General Motors reklamları görürdük. Fakat bir otomobil reklamı buna benzemiyor. Bir otomobil reklamında dağa tırmanmak gibi çılgınca işler yapan efsane bir futbolcu ya da aktris görürsünüz. Buradaki mesele irrasyonel seçimler yapacak, yeterince bilgilendirilmemiş müşteriler yaratmaktır. Reklamların bütün olayı budur ve bu aynı kurum -halkla ilişkiler sistemi- seçimleri yürütürken de aynı şeyi yaparlar. İstedikleri, yeterince bilgilendirilmemiş irrasyonel ve sıklıkla kendi çıkarlarıyla çelişecek seçimler yapan bir seçmen yaratmaktır.