ne zamandır böyle konuşamaz olduk seninle? ne zamandır böyle tutkunum sana? beni suskun kılan olmazı bildiğim mi, hiç bilmediğin bu bendeki sana yükselen öfkem mi?
bizi bu hale koyan sendeki umursamaz tavır. bildiklerini susman ve acıtarak devam ettiğin her gün. elini bir defa dahi bile koymadığın yanağımın yangını artık gönlüme düştü, bilsen nasıl içime işledi. susmazdın, hiç dayamazdın gözlerinle görseydin.
günahkar, suçlu ve senin sevginin tek zerresini bile hak etmeyen birine dönüştü zamanla. başlattığın oyun, içine çığ oldu indi ve çöktü damarlarına. naif kalan her yanından dilenir oldu sessiz sessiz, “o”ndan arta kalan sevgini. çok yaktın, utandı kendi için seni istemeye. utandı onun yerinde kendini hayal etmeye. bir ufak itiraf bekledi içini soğutacak. etmedin. etseydin ne değişirdi? sen oradan kalkıp buraya gelemeyecek kadar uzaktaydın. ve bir o kadar yakınında. en sonunda o yine oturdu bir karanlığa, en iyi bildiği şeyi yaptı. yazdı, sana yazdığı an bittiğini anladı. suçluluğu yüzünde saklandı, senden kaçtı, kaleminden aktı.
her insan, her anı ve her netice aşılıyor zamanla. senin bendeki sonunu görüyorum artık, ellerimle hazırlıyorum bitişini. yavaş yavaş başlayan ve benimle büyüyen ihanetini hafife alırsın. ben yapamadım. yine yanlışa aşık olmanın verdiği acıyla kıvrandım yatağımda. bildiğim imkansızın acısı kalıyor en sonunda bana. her gece, benimle olmadığın bedenim ve ruhumla uzaklaşmaya çalışıyorum senden. başından beri bitirmeye çalıştım, kıyamadım. fakat içimde karanlık oldun, bil ki artık hiç güldürmüyorsun.