Sen anlamıyordun belki, ama her paylaştığım şarkı senin içindi Sinek Valesi.
seen from Australia
seen from Germany
seen from Australia

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Australia
seen from Belgium
seen from United States
seen from United States

seen from Norway
seen from Pakistan
seen from Pakistan

seen from United States
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from China
Sen anlamıyordun belki, ama her paylaştığım şarkı senin içindi Sinek Valesi.
İyiyim diyorum ya iyiyim ben, inanıyorlar onlar da. İçimdeki çığlıkları duymalarını, ruhumdaki acıları farketmelerini bekleyemem değil mi? Her şey sadece iyiyim deyişimle başlamıştı zaten. Sanki ben iyiyim dedikçe daha çok fırtına kopuyordu kafamın içinde..
-Yağmur yağıyor efendim.
-Evet...
-Bulutlar kim için ağlıyor peki?
-Onlar için...
-Onlar kim efendim?
Bestegül-Oğuz
Eylül-Merih
Çiçek-Ayaz
Gökçe-Alper
Nil-Merih
Pamir-Nil
Hale-Ömer
Ferda-Nadir
Ceren-Gökhan
Kardelen-Toprak
Yosun-Özgür
Işık-Koza
Defne-Asır
"Ölüm çare olsaydı mezarlıklarda boş yer kalmazdı," dedi. Fakat bunu bende biliyordum. "En büyük mezar insanın zihnidir. Anılarına tutun, o zaman yaşarsın.
Kitaplarda bul beni.
Eflâlin iç sesine hak verdiğimde, Helin ile üzüldüğümde, Işık ile en büyük hayellerim yıkılsada güçlü kaldığımda, Lâl ile sesizliğimle anlaşıldığımda, Mutlu ile güldüğümde, Hazanın son mektubunda, Karmen ile satoda, Yankı ile bir sokak lambasına bıçakla çizik attığımda, Kozanın annesine ben kötü biri diğilim demesinde, İstanbul ve Alper gibi Gökçe için ağlamamda, Bestegül ile bir metroda, mahşerin dört atlısı ile bir okulda, bilinmeyen bir kadının bay r'nin doğum gününde gül almasını izlerken, Bartu ile çocuk ruhlu oluşumda, Asel ile arkamdan söylenenlere kulak asmadığımda, Mine ile haber yazarken, Eylül ve Merih ile kar küresine geri döndüğümde, Efenin sarkılarında, Hazarın piyonosunda, Karanın sinirli halinde, Ömerin her zaman o üzgün bakan gözlerinde bul beni. Bul ki tanı beni.
Karan Akdoğan tatlılığı mı demeliyizz??
Bir piyano sesi, sonu acıyla biten bir masalı anlatır gibi usulca evin içinde dolanıyordu. Birbirini takip eden notalar o kadar güzeldi ki düşen her biri nota parmak izi kadar eşsiz bir melodiyi canlandırıyordu.
"Gittiğimi sandığın için mi uyanmıyorsun Lal? Gitmedim sevgilim. Gitmem. Ne olur uyan artık... Nefes alamıyorum Lal, kalbim ağrıyor."
"Uyan artık Lal'im. Ne uykusu bu? Bitmedi bir türlü, uyanmaz oldun."