Agacoren Haber
seen from United States
seen from South Korea
seen from Estonia
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Canada
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Netherlands
seen from Switzerland
seen from China
seen from Netherlands
seen from Italy

seen from United States

seen from Hong Kong SAR China
Agacoren Haber
Efsaneye göre bir zamanlar María adında güzel bir köylü kadın yaşardı.
Günlerden bir gün kader, karşısına zengin ve güçlü bir adam çıkardı. María bu adamla evlendi; bir zamanlar kalbi umutla dolu, yuvası ise kahkahalarla şen bir yerdi.
İki çocuk…
Onlar onun dünyası, kalbi ve her şeyiydi.
Fakat sevdiği adamın kalbi zamanla ondan uzaklaştı. Ve bir gün… María kaderin en acı sahnesine tanık oldu. İki çocuğunu da alıp nehir kıyısında yürüyüşe çıkmıştı ki kocasını, genç ve güzel bir kadınla arabaya binerken gördü. Öfkesine yenik düşerek iki çocuğunu da nehre atıp boğdu. Ve ardından o korkunç fark ediş geldi.
Çığlıkları gökyüzünü yararcasına yükseldi:
“¡Ay, mis hijos…!”
Derler ki o geceden sonra María ne yaşamayı başarabildi ne de ölmeyi. Bazı anlatılara göre acısına dayanamayarak kendini de aynı sulara bıraktı. Ama ölüm bile ona huzur vermedi.
Ruhu arafta kaldı.
Artık o, beyazlar içinde dolaşan bir gölgedir. Ay ışığında nehir kenarlarında belirir; saçları rüzgârla savrulur ve sesi… insanın içine işleyen bir ağıt gibi yankılanır.
Kimi der ki diğer tarafa geçebilmesi için çocuklarını bulması gerekir. Kimi ise bunun sonsuza dek sürecek bir ceza olduğunu söyler.
Söylenceye göre geceleri nehir kıyısında duyulan bu ağıtlar, beyazlar içindeki María’nın hayaletine aittir. Onun bu acı dolu feryatları, zamanla ona “Ağlayan Kadın” adının verilmesine neden olmuştur.
Delibalın fazlası zehir..
Marc Angathe, Faye, John, Efsane, Kalilou Diakite, Amara Keita, Junior, Elisse and Marcel J. Each by Malick Bodian for M Magazine April 2024
Karşımdasın ama, bak yoksun burada.
Hatırla, kaybettiğin her şey gibi yabancı, bir korkak belki.
Böyle hatırla. Sarılıp kendine sıkıca, bu hayat benim değil de.
Beni biraz da böyle hatırla.
:))
Bir efsaneye göre;
Kırmızı iplik seni seçtim demenin en eski yolu
Ama bu bir hediye değil bu geri dönüşü olmayan bir söz. Bir kez bağlandığında artık başka birini sevsen bile hep eksik kalırsın.
O iplik sadece bir kişiye bağlanabilir. Eğer o kişide sizi severse iplik ruhunuzu ve kaderinizi bağlar. Ama sevmezse...
İplik her geçen gün sıkmaya başlar önce bileğini sonra kalbini.Ne kopar ne çözülür
Sadece şunu hatırlatır;
"Sen birini sevdin, o seni sevmedi. "
Bu yüzden insanlar artık iplik bağlamıyor
Ama bazıları hala taşıyor onu
Görünmeyen bir çizik gibi bileğinde
Unutulmamış bir acı gibi içinde...
Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda “eko” dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu "nergis çiçekleri"ne dönüşür..