Efsaneye göre, bulutların gölgelerinin bile altın kubbelerine dokunduğu görkemli bir sarayda bir kral, bir kraliçe ve onların tek oğulları olan genç bir prens yaşarmış. Kral ile kraliçenin en büyük dileği, oğullarının yalnızca soylu değil; zarafeti, inceliği ve iyi kalbiyle de gerçek bir prenses olan biriyle evlenmesiymiş.
Prens ise gönlünü susturamazmış. Hem yüreğinin seçeceği hem de ailesinin seveceği kişiyi bulmak için ülkeler aşmış, denizler geçmiş, nice sarayların kapısından içeri girmiş. Fakat kader ona aradığını vermemiş. Kimi zaman gönlüne dokunan kişi prenses çıkmamış, kimi zaman da karşısına çıkan prensesler kalbine ulaşamamış.
Aylar süren yolculukların ardından prens, içinde ince bir hüzünle sarayına dönmüş.
Tam o gece gökyüzü öfkesini yeryüzüne indirmiş. Rüzgâr kuleleri sarsmış, yağmur taş avluları dövmüş, yollar sellerle kapanmış. Toprak çamura dönüşmüş, geceyi yalnızca fırtınanın uğultusu doldurmuş.
Kral ailesiyle birlikte büyük salonda otururken sarayın kapısı ansızın çalınmış.
Kapılar açıldığında karşılarında genç bir kız durmuş. Yağmur saçlarından damlıyormuş, elbisesi çamura bulanmış, yüzü yorgun ama gözleri yıldızlar kadar parlakmış.
— Ben bir prensesim, demiş. Sarayıma dönerken fırtınaya yakalandım.
Kral ve kraliçe bu sözlere hemen inanmamış. Ama prens, genç kıza baktığı ilk anda kalbinin uzun zamandır aradığı şeyi bulduğunu hissetmiş.
Bunu fark eden kraliçe sessizce misafir için hazırlanan odaya gitmiş. Hizmetkârlara yirmi döşeği üst üste koydurmuş; onların üzerine de yirmi yumuşacık kaz tüyü yorgan serdirmiş. Sonra kimse görmeden yatağın en altına küçücük bir bezelye tanesi bırakmış.
Genç kız o gece odasına çekilip uyumaya çalışmış.
Sabah olduğunda herkes kahvaltı sofrasında toplanmış. Misafir prenses de gelmiş ama yüzünde uykusuzluğun izleri varmış.
— Geceyi rahat geçirebildin mi?
— Ne yazık ki hayır, demiş. Yatağın altında sanki küçük, sert ve yuvarlak bir şey vardı. Bütün gece beni rahatsız etti. Gözlerimi neredeyse hiç kapatamadım.
Çünkü yirmi döşek ve yirmi yorganın altındaki küçücük bezelyeyi hissedebilecek kadar narin biri, gerçekten bir prenses olabilirmiş.
Böylece gerçek ortaya çıkmış. Prens ile genç prenses birbirlerini daha yakından tanımış; zamanla yalnızca gözleri değil, kalpleri de birbirini seçmiş.
Ve derler ki, onları bir araya getiren o küçücük bezelye tanesi, sarayın en değerli hazinelerinden biri olarak ömür boyu saklanmış. Çünkü bazen en büyük hikâyeler, en küçük şeylerle başlarmış.