📍 atatürk arboretumu & belgrad ormanı
seen from Germany

seen from Germany
seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from France
seen from China
seen from Armenia
seen from Netherlands

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from France
seen from Netherlands
seen from China
seen from China

seen from China
seen from United Kingdom
📍 atatürk arboretumu & belgrad ormanı
__//Papatyalar koparıldıktan sonra kokarmış Bir ÖLÜM ancak bu kadar güzel kokabilirdi ___//Bir ÖLÜMLÜ !
ÖLÜME ancak bu kadar meydan okuyabilir
Ve
Bir ÖLÜMLÜ ! ÖLÜMÜ ancak bu kadar sevebilirdi ..√
🖤
🖤
"Dumanını saklayınca yanmıyorsun sanıyorlar."
highlights: ekim '22
üstünü çizemediğim günler, kapatamayıp uzattığım konular, kafamdan uzaklaştıramadığım düşüncelerle, her güne bir önceki günkünü unutarak başlayıp uykudan hemen önce yine yeniden yaşadığım aydınlanmalarla; özlem ve öfkenin mücadelesinde arada kalıp her şartta kaybeden olmakla geçen bir ekim'in ardından sizleri selamlıyorum.
son yıllardakilerden 180 derece farklı bir -hatta iki- doğum günü geçirdim. alışkanlıklarını görmezden gelip kendine dur diyebilen insanlara bir kez daha hem içerleyip hem imrenerek sabahı buldum. çok zor ve uzun iki gündü; evet öldürmediler ama sağlam süründüm.
kendimi yorgunlukla oyalamaya en çok bu ekim'de ihtiyaç duyduğum için en saçma sapan müzik işlerine bile gittim. olmayı en çok istediğim masalarda kendim için bir kadehlik yer bulamazken, sırf evde oturup kafayı yememek adına belli bir saatten sonra tüm kadehlerin devrildiği masalardaki insanları eğlendirmeye gitmenin zorluğunu anlatmayı denemek isterdim ama başaramayacağımı biliyorum.
ev hafiften soğumaya başlamış olsa da kombiye karşı direniyorum henüz. daha fazla karşı koyamayıp en geç iki hafta içinde kendisine yenileceğim gibi görünüyor.
sokağın başına yine bir kulübe koymuşlar. henüz içinde yaşayanı göremedim, umarım kendisinden önce orada yaşayan remzi gibi uysal bir köpektir.
yumruk yiyip çenemin çatlamasından, şirketteki sulardan bakteri alıp zehirlenmeye kadar geniş yelpazede sağlık sorunlarıyla boğuşmama rağmen ayakta kalmayı başardım. aslında başardım diyemem; bu benim tercihim değildi, yalnızca öldürmeyen allah süründürüyor...
sıla'yı dinlemek için harbiye'ye gittim. bir yerden sonra konu benim için harbiye'yle yüzleşme seansına dönüşse de konser iyiydi; bilete verdiğim paraya bir gece çalıyorum ama değdi.
geçtiğimiz yıl annem olmadan geçen ilk ekim'di. bu yıl bu anlamda daha tecrübeli olmama rağmen, elbette o gece en sevdiğim fotoğrafımızın karşısında o'na da içildi, o'na da ağlandı.
akşam işten çıkmadan önce masamdaki takvimin sayfasını çevirdim ve ekim pratikte bitti. teoride bir müddet daha ekim'deyim gibi görünüyor. insanın kendine yaptığı kadar büyük zulmü başkasının yapması mümkün değil.
vay feleğin altın köşkü, koca ekim böyle geçti:
gün özeti.
erhan güleryüz'ün dediği gibi her devrim ilk kendi çocuklarını tüketir ve bu eve taşınmak benim hayatımda devrim niteliği taşıyordu. fark ettim ki kendimi kendim gibi hissettiğim tüm zamanlar bu evde geçmiş. kendi devrimimin beni tükettiğine -artık- ikna oldum ve 5 yıl önceki heyecanımdan çok uzak biçimde de olsa yeniden taşınırcasına eve odaklandım bu sıralar. bu kez eşyaları kimseden fikir almadan tek başıma seçiyorum. duvardan söktüklerim yıllar içinde iz yapmış, tatsız bir renk farkıyla biz buradayız diyor hâlâ ama olsun; kafamı değiştirmenin eşya değiştirmek kadar kolay olmadığının bilincinde olduğumdan buna çok takılmıyorum. arasında huzurlu bir kafayla dolaşmadıktan sonra duvarlarda ne asılı olduğunun bir önemi yok ve o da benim tesis edebileceğim bir şey değil. en fazla bu kadarına gücüm yetiyor. bu zamana kadar elle tutulur, gözle görülür somut nesnelerin yeri dışında hiçbir şeyi değiştiremedim, belki bundan sonra kendimden başlayarak bunu da başarırım. bunu mu demek istediniz: umudunu s*keyim dodocum.
"kim bilir bugün bi' şeyler değişir"