Zigotun anne rahmine gömülmesinden önce yumurtalıkta oluşan sarı cisim salgısını artırmıştır. Bu salgının artımı hamileliğin başladığının en büyük işaretidir. Bu arada rahme doğru ilerleyen zigot da varlığını belirten hCG olarak tanımlanan bir hormon salgılamaya başlar.
Hem sarı cismin hem de zigotun salgıladığı hormonlar kadın vücudunu alarma geçirir. Gerekli hazırlıklar süratle yerine getirilir.
Zigotun salgıladığı hCG hormonu aynı zamanda annenin yumurtalığına ulaşarak burada bir başka hormonun daha salgılanmasını sağlar.
Bu hormonda yumurtalıkların yeni bir yumurta üretmesini engeller. Artık anne yeni bir yumurta üretmeyecek, dolaysıyla adet görmeyecektir.
Her şey hazır olduğunda zigot rahme doğru ilerler ve kendini özel olarak hazırlanmış rahim duvarına gömer.
Rahim duvarına gömülen zigot gereksinme duyduğu besinleri bol miktarda bulabildiğinden süratle büyüyüp gelişir.
Çoğalan hücreler üç kısım halinde organize olurlar.
Embriyonik evre denilen ikinci dönem 5.5 hafta sürer ve bu süre boyunca zigot süratle gelişmiş, embriyo adını alır. Bu evrede kök hücre tabakalarından bedenin temel organ ve sistemleri ortaya çıkar.
Fetal evre denilen 3. dönemde embriyo organlar oluşup şekillenmiş; yüzü, elleri, ayakları ve diğer dış görünümüne sahip bir canlı haline gelmiş, fetus diye anılmaya başlanmıştır.
Bu dönem gebeliğin sekizinci haftasından itibaren başlar ve doğuma dek sürer.
Rahim kaslardan yapılmış sağlam bir yapıya sahip, leğen kemiği boşluğunun tam ortasında, oldukça korunaklı, bebeğin beslenmesi için gerekli olan kan damarlarına yakın içi boş bir organdır ve hamileliğin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi, sonunda bebeğin çıkması için en uygun yerdedir.
= = =
Fakat yapılan bütün hazırlıklara rağmen bir bebeğin büyümesi için başlangıçta yeterli değildir.
Bu nedenle fetus büyüdükçe rahim hacmi giderek artar.
Fallop tüpünden fallop tüpü tüycüklerinin yardımıyla rahme doğru ilerleyen zigot fallop tüpünün herhangi bir noktasına tutunmaya çalışmaz.
Sanki kendisi için en uygun yerin rahim duvarı olduğunu, rahme ulaşmadan tutunduğu herhangi bir yerin varlığını devam ettirmesine yetmeyeceğini bilmektedir.
Rahme ulaşınca rahmin duvarlarında kan damarlarının yoğun olduğu bir bölgeyi bulur ve buraya tutunur.
Bir yandan büyümesini devam ettirirken bir yandan da besin sağlayacağı dokunun derinlerine doğru ilerleyip kök salarak kendisine yeni besin kanalları üretir.
Zigotun rahim duvarına tutunurken kullandığı yöntem son derece dikkat çekici ve kompleks bir sistemdir.
Zigotun en dış tabakasındaki hücreler hiyaluronidaz adı verilen bir enzim salgılarlar.
Bu enzimin özelliği rahim duvarı dokusundaki yaşama uygun olmayan hiyalüronik asit tabakasını parçalayıp etkisiz hale getirebilmesidir.
Bu durum zigotun rahim dokusunu bozarak içeri girmesini kolaylaştırır. Bu sayede zigota ait bir kısım hücreler rahim hücreleriyle beslenerek derinlere doğru ilerleyip beslenebilmek için kök salar ve sonuçta zigot bütün olarak rahim duvarına sıkı sıkıya gömülmüş olur.
Embriyonun gelişiminin sekizinci gününde hücreler farklılaşmaya başlayarak iç ve dış olmak üzere iki tabakalı bir görünüş kazanırlar.
Embriyoblast denilen iç hücreler embriyonun tüm yaşamı boyunca sahip olacağı hücreleri oluşturur.
Trofoblast denen dış hücreler ise fetusun doğuma kadar anne karnındaki yaşamına yardımcı olacak hücrelerdir.
İç hücreler dış hücrelerden kendisini ayırır. Sadece ileride yeni gelişecek olan plasenta ve embriyo arasındaki bağlantıyı sağlayacak göbek kordonu olacak bölge kalır ve bu arada embriyoblast hücreleri yassı bir şekil oluşturarak embriyonik disk adını alır.
Daha sonraki büyüme, bu diskin iki tarafında simetrik olarak meydana gelir. Bu işlemler insan vücudundaki ilk düzenlemelerin başlangıcıdır.
Simetrik parçaların her iki tarafında ektoderm ve endoderm, ikisi arasında da mezoderm denen yeni hücreler oluşmaya başlar.
Bu üç katman daha sonraki aşamalarda bebek vücudunun ayrı ayrı bölümlerinin oluşumunu sağlayacaktır.
En dışta kalan hücre tabakası olan ektodermden, sinir dokusunun yanı sıra, salgı yapan bezler ve epitel doku gelişir.
Daha sonraki aşamalarda bu dokulardan beyin, omurilik, duyu organları, göz mercekleri, üst deri, ter bezleri, diş minesi, saç ve tırnakları oluşacaktır.
Embriyonun en iç tabakası olan endoderm karaciğer, akciğer, pankreas gibi sindirim ve solunum sistemini oluşturan organlar ile bu organlarla ilgili tiroit, timüs gibi bezlerin ortaya çıkmasını ve gelişimini üstlenmiştir.
Mezoderm olarak adlandırılan üçüncü tabaka ise bu iki tabakanın arasında oluşur. Bu tabakadan bağ, destek, kan ve yağ dokuları gelişir. Bu dokulardan da kıkırdaklar, kaslar, damarlar, iskelet ve dolaşım sistemi, iç organların iç yüzeyini çevreleyen epitel hücreler oluşmaya başlar.
Bu üç tabakanın aralarında mükemmel bir işbirliği, dayanışma ve uyum vardır. Gelişim süreci içinde vücuttaki bütün dokuları ve bu dokuları meydana getiren iki yüz tip hücrenin yerli yerinde oluşum plan ve iradesi bu üç katmandaki kök hücrelerdedir.
Başlangıçta birbirinin aynı gibi görünen hücreler belli bir süre içinde bölünerek çoğalmakta ve bu hücrelerin bazıları, diğerlerinden farklı bir yapıya bürünmeye başlamaktadırlar.
Farklı yapılara bürünme şüphesiz ki planlı bir şuurla gerçekleşmektedir.